21 Mart 2021 Pazar

4-El-Melik ism-i şerifi


Ne inkar eden Allah'ın ne dediğini biliyor ne iman eden . Okumuyoruz. Allah neyden razı, neyi seviyor neyi sevmiyor, bizde ne görmek istiyor. Peygamber nasıl biri. Onu tanıyacağız ki örnek alacağız çünkü o seçildi peygamber olarak. 

Esma-i hüsna bize Rabbimizi tanıtıyor. Kitab'ı da bizden ne istediğini anlatıyor. 

İnsan önce kendine bazı sorular sormalı. Neye inandığını ve nasıl inandığını tespit etmeli.

İlk soru:
 -Allah'ın varlığına inanıyor musunuz?

 Cevap Evet ise o zaman 2. soru:

-Allah var ama benim ona ihtiyacım yok mu diyorsunuz? "Çok teşekkür ederiz tanrım ama ben kendime yeterim; aklım, bilgim, gücümle baş ederim bu hayatla." Ben bu dünyada kendime yeterim diyorsanız bu deizm. 

- Yoksa Allah'ın rızasına, yardımına, desteğine, himayesine ihtiyacınız var mı?

Cevap Evet ise o zaman 3. soru:

-Allah var ve benim O'nun yardımına, himayesine, şefkatine ihtiyacım var ama O'nun bunun için bana ne şart koştuğu umrumda değil diyebilir misiniz? 

Allah cc sizden şunları istiyorum diyor ve hepsi sonuçta bizim menfaatimize olan şeyler. Ama Kuran'ı okumazsanız ne istediğini de bilmezsiniz. 

En şerefli bilgi Allah bilgisidir. Doğru bilgi edinmemize yardım ediyor Allah'ın isimleri. 

Bu yüzden Rabbimiz'i isimleriyle öğrenmemiz, tanımamız çok önemli. O'nu Kendini tanıttığı gibi bizzat Kendisinden öğrenmek. 

Biz de Allah'ımızı tanımaya El-Melik ism-i şerifi ile devam ediyoruz.

Melik, sultan ve padişah demektir. Cenab-ı Hak Melik’tir. Bu kâinatın sultanı ve padişahıdır. Her şeyin anahtarı O’nun yanında ve her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir.

Nasıl ki muhteşem bir saray görsek, o sarayın sultansız ve sahipsiz olması mümkün değildir. Biz sultanı görmesek de o saray, varlığı ve ihtişamı ile sultanının varlığına ve ihtişamına delalet eder.

Acaba böyle bir saray bile maliksiz, sultansız olamazsa; kâinat sarayının sultansız,  şu mülkün maliksiz ve sahipsiz olması mümkün müdür?

Kâinata bakalım ve Allah’ın saltanatının haşmetini ve Melik isminin tecellisini bir parça da olsa görmeye çalışalım.

 Güneş, Dünyamız’dan 1.300.000 defa daha büyüktür.

Bizim galaksimiz olan Samanyolu galaksisinde iki yüz milyar ile üç yüz milyar arasında yıldız vardır. Her biri Güneş büyüklüğünde üç yüz milyar yıldızın kapladığı alanı hayal edebilir misiniz? Acaba bu kadar yıldızı birbirine çarptırmadan gezdiren kim?

Bilim adamları 800.000.000 galaksiyi keşfetmişlerdir. Kendi itiraflarıyla bekli de kâinatın milyonda birini ancak keşfedebilmişler. Acaba kâinatın büyüklüğü ne kadardır?

Güneşin merkez sıcaklığı 20.000.000 santigrat derecedir. (Suyun 100 derecede kaynadığı malumdur.) Eğer Güneş’ten toplu iğne ucu kadar bir madde getirebilseydik, 160 km uzaklıktaki bir maddeyi yakabilirdi. Acaba güneşi söndürmeden yakan kim?

Güneş’in Dünya’ya uzaklığı 150.000.000 km’dir. Samanyolu galaksimizin çapı ise 100.000 ışık yılıdır. (Işığın saniyedeki hızı 300.000 km’dir) Eğer saniyede 10.000 km hızla giden bir rokete binseydik, Galaksimiz’in bir yanından öbür yanına gitmek için 15.800.000.000 yıla ihtiyacımız olacaktı.

Bilim adamları 1.400 adet kuyruklu yıldızı tespit etmişlerdir. En kısasının kuyruk uzunluğu 300.000.000 km.dir.

Güneşimiz’in, Dünya’dan 1.300.000 defa daha büyük olduğunu söyledik. Şimdi hayalinizin dahi tasavvur edemeyeceği bir yıldızdan bahsedeceğiz: Betaklus yıldızı. Bu yıldız o kadar büyüktür ki, çapı 250 Güneş büyüklüğündedir. 


Büyüklükleri güneşin dörtte birinden, üç misline kadar olan yıldızlar ölünce nötron yıldızına dönerler. Eğer bir çay kaşığı kadar maddeyi o yıldızlardan koparabilseydik, ağırlığının bir milyar ton olduğunu görürdük. Bir milyar ton ağırlığı bir çay kaşığı maddede toplayan Allah ne de yücedir.

İntizamla hareket eden bu muhteşem mülkün meliksiz, sahipsiz ve başıboş olabileceğine ihtimal verebilir miyiz?

Elbette hayır!

Dünya yüzünde bir çok hükümdar var, her hükümdarın bir yurdu, yönettiği halkı, ordusu, idari teşkilatı var. Hiç bir hükümdar, yabancı bir kuvvetin yurduna saldırmasına veya işlerine karışması­na tahammül edemez ve buna meydan vermemek için bütün kuvvetiyle çalışır. Hükümdar, halkıyla yakından ilgilen­mek, onların durumlarına vakıf olmak, aralarında haklıyı haksı­zı, iyiyi kötüyü, hırsızı doğruyu, zalimi mazlumu, sadık olanı haini bilmek ister. Bunun için askeri kuvvetler, kanunlar, hakimler, mahkemeler, hapishaneler gibi bir çok teşkilat oluşturmak ve bu teşkilatı beslemek ve ayakta tutmak için halkından vergiler almak zorundadır. 

Arazisi ne kadar geniş, halkı ne kadar çok, ordusu ne kadar kuvvetli olursa olsun, dünya hükümdarlarından hiç birinin hükümdar­lığı hakiki değildir. Allah-u teala tarafından geçici olarak iktidar mevkiine getirilmiş bir memuriyetten ibarettir ve bunlardan her biri hakiki hü­kümdarı bildiren küçük birer izdir. O izlerden hakiki hüküm­dar sezilir. 

Kainatın ezeli ve ebedi tek hükümdarı ancak Allah-u Teala'dır. Kainatda hakiki ve mutlak olarak hükümdarlık an­cak Allahu teala'nın hakkıdır. Bu sıfatta O'na denk olacak baş­ka bir hükümdar yoktur. Çünkü mülkü yaratan O'dur, bütün mahlukatı yoktan var eden O'dur. O'nun mülkünün genişliği­ni, ordularının sayısını yine ancak O bilir. Üzerinde bir çok hükümdarların barındığı dünya, bu genişliğin içinde bir zerre olmaktan ileri değildir. İşte bu sonsuz alemlerde ve bu sayısız mahlukat üstünde hakimiyet ve saltanat ancak O'nundur, ancak O'nun iradesi, hükümü ve ta­sarrufu geçerlidir. Ancak O'nun istediği olur, istemediği olmaz. Fermanını geri döndürecek, hüküm ve kazasını bozacak yok­tur. Her dilediğini dilediği gibi yapar. seni ister patron ister işçi yapar. ister kadın ister erkek. Allah'ın sana senin istediğin bir şeyi vermesi vacip değildir caizdir ister yapar ister yapmaz. Dilerse mülk verir, şah yapar, dilerse padişahken indirir atar, dilerse zorla yaptırır, dilerse serbestlik verir, dilerse küçültür, dilerse büyültür, dilerse sı­kar, dilerse açar, dilerse yıkar, dilerse yapar, dilerse daha baş­ka alemler yapar, onlarda da dilediği gibi tasarruf eder. Burda sen buna ne kadar teslimsin çok önemli.

Kısaca, bu sonsuz mülk ve saltanatta herşeyin varlığı veya yokluğu O'nun bir tek iradesine bağlıdır. "Ol" deyince oluverir. "Olma" derse bir anda her şey yoklu­ğa dönüverir. Her şey O'nun kudretine mahkum, herkes O'nun iradesine tabi, fermanına baş eğmeye mecburdur. O'nun müsaadesi olmadan kimin haddine düşmüş ki, O'nun karşısında hükümdarlık da'va etsin. O'nun mülküne göz diksin.

 Hü­kümdarlar halkından vergi alır. Allah-u teala mahlukatından bir şey almaz. her şeyi O verir. O kainata muhtaç değil, kai­nat O'na her an muhtaçtır. Yardımcıya, vezire, vekile, vasıtaya ihtiyacı yok­tur. Bütün dünya hükümdarları bir araya gelseler O'nun irade­si eklenmedikçe hiç bir şey yapamazlar. O, dünyayı bir çalışma yeri, ahireti de hesap günü olarak yaratmıştır. Mahkeme-i kübra oradadır. İyiler için cennetler, kötüler için cehennem hazır­lanmıştır. Herkes akıbetini görecektir. O günden ve o mahke­meden kaçıp kurtulacak bir sığınak da yoktur.

Bu ism-i şerif hükmünce bizim vazifemiz nedir?

Kul, Allah'ın hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu ve hayatı boyunca, iyi kötü bütün söylediklerinin, yapıp ettiklerinin kayıt edildiğini ve mahkeme-i kübrada bütün bu dosyaların ortaya dökülüp hesabı sorulacağını kat'i surette bilir ve ona göre davranır. Verilen nimetlerin geçici olduğunu ona dünyada emaneten verildiğini gereğini yaptıktan sonra karşılığını alacağını bilmeli böyle yapmazsa da ceza göreceğini bilmeli.

O halde, Rabbini Melik ismiyle tesbih ve tefekkür etmeli ve her şeyin kendisine itaat ettiği O Melik’e itaat ederek ona abd ve kul olmalıdır.

Esmaü'l Hüsna şerhi Ali Osman Tatlısu

İ:Gazali Esmaü'l Hüsna

Vaize Fatma Bayram

Hiç yorum yok: