22 Şubat 2026 Pazar

***Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-7-


1224. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

"Ramazan hilâlini görünce oruç tutunuz. Şevval hilâlini görünce de oruca son veriniz. Ramazanın başlangıcı bulutlu bir güne rastlarsa, şâbanı otuza tamamlayınız." 

Buhârî, Savm 11; Müslim, Sıyâm 4, 7, 8, 17-20. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 5; Nesâî, Sıyâm 8; İbni Mâce, Sıyâm 7 

Bu, Buhârî'nin rivayetidir. Müslim'in rivayetinde şöyle buyurulmaktadır: "Eğer şevval ayının başlangıcı bulutlu olursa, orucu otuza tamamlayınız." 

(Bu rivayet için de ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sıyâm 7; Nesâî, Sıyâm 10; İbni Mâce, Sıyâm 7) 

Açıklamalar 

Yukarıdaki hadislerde ramazanla beraber gelen ve diğer gün ve aylardan farklı olan imkân, bereket, rahmet ve mağfiretten bahsedilmişti. Ramazan ayına ait olan bu ayrıcalıkları yaşayabilmek için, bu ayın girdiğinin nasıl anlaşılacağı herhalde bütün mü'min gönül ve kafaları haklı olarak meşgul edecektir. Çünkü bu büyük fırsatın kaçırılmaması gerekir.

 İşte bu hadiste Efendimiz, ümmetin bu merakını gideriyor ve ramazan ayının başlangıcının ve bitiminin nasıl belirlenebileceğini açıklıyor. Özellikle o günkü şartlarda herkes tarafından bilinen bir hadiseye işaret ediyor. Aylar, hilalin görünmesi (rü'yet-i hilâl) ile tesbit ediliyor. Ramazan için de aynı ölçü kullanılacaktır. Ramazan ayının girdiğini belirleyen hilalin gözle görülmesi ve bunun şahitler ile delillendirilmesi halinde oruca başlanacaktır. Ancak hilâlin görülmesine engel olabilecek bir ihtimal akla gelmektedir. Şayet hava bulutlu olur da hilâli gözetlemek ve görmek mümkün olmazsa, ne yapılacaktır? Bunun da çaresi, ramazandan önceki ay olan şâbanı, otuza tamamlamaktır. Kamerî takvime göre bir ay, otuz günden fazla olamaz. Önceki ayı, olması muhtemel en uzun süresine tamamladıktan sonra, acaba ramazan hilâli çıktı mı, çıkmadı mı şüphesi ortadan kalkacak, tereddüte mahal kalmayacaktır. Aynı şey ramazanın bitimi için de geçerlidir. Bu defa ramazandan sonraki ay olan şevvâlin hilâlini görmek mümkün olamazsa, orada da yapılacak işlem ramazanı otuza tamamlamaktır.

 Her iki rivayet, ümmete ramazanın başlangıcı ve bitimi gibi iki önemli noktada çok tabii olarak tam bir kesinlik ve itminan sağlamaktadır. Müslümanları şüphe içinde ibadet yapmış olmak gibi bir mânevî sıkıntıdan kurtarmaktadır. 

Rü'yet-i hilâlin esas alınmasına rağmen, onun mümkün olmadığı hallerde, önceki ayın otuza tamamlanması, hesabın devreye girmesi demektir. Bu da ramazan ayının başlangıç ve sonunun tesbitinde rü’yet öncelikli bir hesaplama yönteminin meşrûiyetini ortaya koymaktadır. 

Dînî günlerin başlangıçlarının tesbiti konusunda son yıllarda İslâm ülkeleri arasında yaşanan farklılıklar ve "birlikte hareket etmeye" yönelik teşebbüsler henüz ümmetin tamamını kapsayacak bir noktaya getirilebilmiş değildir. Hesap mı, rü'yet mi gibi bir ikileme girme yerine bu iki ölçünün birlikte kullanılması yoluna gidilse, her halde hadisimizin gösterdiği yol takip edilmiş olacaktır. İbadetlerde ümmetin birlikte hareket etmesinin azameti, her türlü siyasal kaygıların üzerindedir. İslâm ülkeleri bu noktayı dikkate aldıkları takdirde uygulama farklılıkları ortadan kalkacaktır. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Sünnet, ümmetin meselelerini en tabii ve kolay yoldan çözümleme ölçüsüdür. 

2. İbadetler şek ve şüphe üzerine bina edilemez. Kesinlik ve itminan aranır. 

3. Kesinlik gözlemle sağlanamazsa, hesaplamalarla bunun temini yoluna gitmek mümkündür. 

4. Önemli olan ramazan gibi müstesna bir mevsimin başladığını ve bittiğini tesbit etmek ve onu öngörülen istikamette değerlendirmektir.

***Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-6-


1223. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 


"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır." 

Buhârî, Savm 5, Bed'ul-halk 11; Müslim, Sıyâm 1, 2, 4, 5 

Açıklamalar 

Ramazan ayının mânevî hayatımıza kazandırdığı ve dolayısıyla günlük yaşantımıza getirdiği rahmet ve güzelliği üç cümlecikle ortaya koyan hadisimiz, bizi ramazan ve oruç iklimine hem hazırlamakta hem de ısındırmakta ve böylece umutlanmamıza vesile olmaktadır. 

Hadisin ilk cümlesinde açıldığı bildirilen cennet kapıları, başka bazı rivayetlerde, rahmet kapıları ve gök kapıları olarak geçmektedir. Aslında bu üç tanımlama, aynı şeyin farklı anlatımından ibarettir. Zira netice itibariyle gök kapıları rahmet kapıları, rahmet kapıları da cennet kapıları anlamındadır. 

Cennet kapılarının açılması, ilâhî rahmetin her zamankinden daha büyük çapta hayatı kaplaması demektir. Bunun tabii sonucu cehennem kapılarının kapanmasıdır. Cehennem kapılarının kapanması ise, cehennem davetçisi şeytanların faaliyet alanlarının daraltılması, etkilerinin kısıtlanması demektir. Bütün bunlar da ramazan ayında topluca ve toplumca daha derinden ve yaygın olarak yaşanmaya başlanan temiz dînî hayatın bir bakıma sebebi, bir bakıma da sonucudur. 

Neticede hadisimiz, ramazan ikliminin, mü'minlerin maddî ve mânevî hayatına kazandırdığı değişimi, rahmet, bereket ve mutluluk havasını anlatmaktadır. Yoğun olarak kulluk yapılan bir mevsimin fazileti, şeytanların olumsuz etkilerinden büyük ölçüde sıyrılma, günahlardan sakınma ve rahmete ulaşma imkânlarında kendisini göstermektedir. O halde bu müsait ortamdan mümkün olduğunca yararlanmaya çalışmak herhalde yapılabilecek en akıllıca iştir. Ramazan ayı geldiğinde toplumda gördüğümüz güzellik, bereket ve mânevî havanın nereden kaynaklandığını hadisimizde bulmaktayız. Bu sebeple hadiste belirtilen hususlar iman hayatımız ve iki dünya mutluluğumuz bakımından son derece önem taşımaktadır. Ramazanı hayatımızda daha büyük ölçüde etkili kılacak davranışlarda bulunmak bize düşen görev olmaktadır. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Ramazan, af, rahmet ve sevabın arttığı, şeytanların etki ve saptırmalarının azaldığı ve dolayısıyla cehennem kapılarının kapandığı bir ay ve müstesna bir zamandır. 

2. Kulluk yoğun zaman ve mekânların, rahmet ve bereketi topluca gösterilecek gayretlerle daha da arttırılabilir.
http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-5-


1222. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallalllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 


"Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." 

Buhârî, Îmân 28, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203, Müsâfirîn 175. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1, Savm 57; Tirmizî, Savm 1, Cennet 4; Nesâî, Sıyâm 39; İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 33 

Açıklamalar 

Amel ve ibadetlerin makbul olabilmesi için iki önemli şart vardır. Bunlardan birincisi Allah'a iman; ikincisi, ihlâs ve samimiyet. Yani bir işi Allah rızâsını gözeterek, karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek yapmak, riyâ ve gösterişe kaçmamak. Bu iki husus hadisimizde iman ve ihtisab kelimeleriyle ifade buyurulmuştur. 

“İnsan, inanmadan nasıl ibadet eder?” diye bir soru akla gelebilir. Doğrudur. Ne var ki, gerçekten inanmadığı halde inanmış görünüp şu veya bu gerekçeyle birtakım güzel işler ve ibadetler yapanların varlığı da bir gerçektir. Öte yandan insan, bir şeyin hak ve doğru olduğuna inanır ve yapar. Fakat ihlâs ve samimiyetle değil, riyâ, gösteriş, korku, itibar vs. gibi birtakım geçici gerekçelerle yapar. Bu tür davranışlar her ne kadar ibadet ve iyilik gibi görünse de, onları işleyeni maksadına ulaştırıcı nitelik ve kıvama sahip değildir. Daha açık bir ifadeyle bu davranışlar makbul değildir. İşte hadisimiz işin çok önemli olan bu yönüne dikkat çekmekte, ramazan orucunu, onun farziyyetine, faziletine, faydasına yürekten inanarak ve karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek yani tam bir ihlâs ve samimiyetle tutan kimselerin, geçmiş günahlarından arındırılacaklarını müjdelemektedir. Âlimler "geçmiş günahları" ifadesini küçük günahlar diye yorumlamışlardır. Müellifimiz Nevevî'nin belirttiğine göre bazı fakihler, küçük günah bulunmadığı takdirde ramazan orucunun büyük günahları hafifletebileceğini söylemişlerdir. 

"Kim ramazan orucunu tutarsa... "ifadesinden açıkça anlaşılacağı gibi, ramazanın tamamını tutarsa demektir. Hadisimizdeki müjde, acaba "oruç" denebilecek en az miktarı, söz gelimi, bir günü oruçlu geçiren kimse için de söz konusu mudur? Değildir. Ancak hadisimizdeki iki şarta uyarak başladığı ramazan orucuna, hastalık vs. gibi meşrû bir sebeple devam edemeyenler, başlangıçtaki niyet ve davranışları sebebiyle bu müjdeli hükme dahildirler. Ayrıca bu ve benzeri bağışlanma müjdeleri sadece günahkârlar için geçerli de sanılmamalıdır. Bağışlanacak günahı olmayan kimseler için de derecelerinin yükselmesine sebeptir. Nitekim peygamberler bu durumdadır. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Ramazan orucunu inanarak ve karşılığını Allah'tan umarak tutmak, geçmiş günahlardan arınma sebebidir. 

2. Allah'a iman etmek ve mükâfatını O'ndan beklemek (ihtisab) her ibadetin sıhhat ve makbuliyet şartıdır.
http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-4-


1221. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

"Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar." 

Buhârî, Cihâd 36; Müslim, Sıyâm 167-168. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 3; Nesâî, Sıyâm 44,45; İbni Mâce, Sıyâm 34, Fiten 13 

Açıklamalar 

Hadîs-i şerîf, metindeki fî sebîlillâh kaydından dolayı, "düşmanla savaşırken oruç tutan kimseler" olarak yorumlandığı gibi, savaş hali olsun olmasın Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseler hakkında da geçerli sayılmıştır. Nitekim bu ayırımı hadisi rivayet eden hadisçilerde de görüyoruz. Buhârî ve Tirmizî, onu cihad ve fezâilü'l-cihâd bölümlerinde naklederken, Müslim, Nesâî ve İbni Mâce oruç bahsinde zikretmişlerdir. 

Savaş esnasında oruç tutmak mücâhide hem cihad hem de oruç sevabını kazandırır. Ancak bu, oruç tutmanın mücahidi olumsuz yönde etkilememesi halinde geçerlidir. Oruçtan etkilenecek mücahidin oruç tutmaması evlâ ve efdaldir. Çünkü cihad başlı başına büyük güçlükleri olan ve başarılması gereken üstün bir görevdir. 

Allah yolunda yani Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimsenin yetmiş yıl cehennem azabından uzak tutulması, o kişinin cehennemde yakılmaması anlamındadır. Bazı rivayetlerde bu mesâfe yüz veya beş yüz yıl şeklinde geçmektedir. Yetmiş yıllık mesâfe bunların asgarisi olarak düşünülecek olursa, oruç tutanın durumuna göre bu mesâfenin yüz ya da beş yüz yıllık bir uzaklığı da kapsayabileceği anlaşılmış olur. Oruç tutan kişinin cehennemden uzak tutulacağı süre ve mesâfe ile ilgili olarak on beş kadar sahâbînin rivayeti bulunmaktadır. 

Hadiste yıl karşılığı olarak güz mevsimi anlamındaki "harîf" kelimesi kullanılmıştır. Fakat Araplar bu kelimeyi genellikle bir mevsim için değil bütün bir yıl için kullanırlar. 

Hadis 1342 numara ile "Cihâd" konusunda tekrar gelecektir. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Allah yolunda O'nun rızâsı için oruç tutmak pek faziletli bir ibadettir. 

2. Oruç, cehennem azâbından kurtuluşa vesiledir. 

3. Kendi rızâsı için ibadet eden kullarına Allah Teâlâ'nın ikramı büyük olacaktır.

http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

***Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-3-


1219. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 


"Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, ‘Ey Allah'ın (sevgili) kulu! Burada hayır ve bereket vardır’, diye çağırılır. Sürekli namaz kılanlar namaz kapısından, mücahidler cihad kapısından, oruçlular reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından (cennete girmeye) davet edilirler." 

Ebû Bekir radıyallahu anh: 

- Anam babam sana kurban olsun ey Allah'ın Resulü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimsenin diğer kapılardan çağırılmaya ihtiyacı yoktur ama, bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? dedi. 

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: 

- "Evet, vardır. Senin de o bahtiyârlardan olacağını ümit ederim" buyurdu. 

Buhârî, Savm 4, Cihâd 37, Bed'u'l-halk 9, Fezâilü ashâbi'n-Nebî 5; Müslim, Zekât 85, 86. Ayrıca bk.Tirmizî, Menâkıb 16; Nesâî, Zekât 1, Cihâd 20, Sıyâm 43 

Aşağıdaki hadis ile birlikte açıklanacaktır.

1220.Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

"Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez." 

Buhârî,Savm 4; Müslim,Sıyâm 166. Ayrıca bk. Nesâî, Sıyâm 43;İbni Mâce, Sıyâm 1 

Açıklamalar 

Birinci hadisteki çift sadaka, bazı rivayetlerde iki koyun, iki sığır, iki dirhem diye aynı maldan, aynı cinsten iki sadaka şeklinde açıklanmıştır. Bu ifadeden, sadaka vermeye mümkün olduğunca devam eden kimselerin kastedilmiş olma ihtimali bulunmaktadır, hatta bu ihtimal daha da kuvvetli gözükmektedir.

 Sadaka vermeyi ve iyilik yapmayı bir çeşit alışkanlık haline getirmiş olan kimseler muhtelif cennet kapılarının her birinden ayrı ayrı davet edileceklerdir. Yani namaz, cihad ve sadaka gibi ibadet ve iyilikleri sürekli yapanlar bu ibadetlere ayrılmış kapılardan çağrılacaklardır. Oruçluların, diğer bir ifadeyle oruç tutmaya özel önem verenlerin, çok oruç tutanların reyyân isimli kapıdan çağırılması ise, onlara özel bir ikrâmdır. Zira reyyân, "atşân"ın tam karşıtı bir anlam ifade etmektedir. Atşân, "susuzluktan yanmış"; reyyân, "suya kanmış" demektir. Yalnızca dünyada oruç tutarken susuzluk çekenlerin bu kapıdan girecek olmaları ve o kapıdan onlardan başka hiç kimsenin giremeyecek olması ikinci hadiste bildirilen gıpta edilmeye lâyık bir üstünlüktür. Hatta o kapıdan girenlerin asla susuzluk yüzü görmeyeceği, "Kim bu kapıdan girerse, sonsuza dek susuzluk hissi duymaz" diye açıkça müjdelenmiştir (bk. İbni Mâce, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 43). Hiç şüphesiz bu ayrıcalık oruç ibadetinin, diğer ibadetler arasındaki yerini ve kıymetini göstermektedir. 

Birinci hadiste, iyilik ve hayır çeşitlerinin hemen hemen hepsinde özel bir gayreti bulunan Hz. Ebû Bekir'in, cennete girme sonucunu değiştirmemesine rağmen, bütün cennet kapılarından birden çağrılacak kimselerin de bulunup bulunmadığını sorması, gerçekten yerinde bir sorudur. Resûl-i Ekrem Efendimiz'in soruya olumlu cevap vermesi ve özellikle Hz. Ebû Bekir'in o bahtiyârlardan olduğunu bildirmesi hem bir müjde hem de ümmete yönelik büyük bir teşviktir. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Aynı cinsten çift sadaka veren sürekli hayır yapan kimseler, cennetin muhtelif kapılarından cennete girmeye davet edileceklerdir. 

2. Cennetin reyyân kapısından sadece oruçlular gireceklerdir. 

3. Hz. Ebû Bekir, bütün cennet kapılarından birden davet edilecek bahtiyârlardandır.


http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

***Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-2-

Hadisler 

1218. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

 Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim" buyurmuştur. 

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin. 

Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. 

Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır." 

Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163 

Bu, Buhârî'nin rivayetidir. Buhârî'nin bir başka rivayeti (Savm 3) şöyledir: Allah Teâlâ buyurur ki:
 "Oruçlu kişi yemesini, içmesini, cinsî arzusunu benim rızâm için terkeder. Oruç, doğrudan doğruya benim rızâm için yapılan bir ibadettir. Her iyiliğin karşılığı on misli sevap olduğu halde, orucun mükâfatını ben vereceğim." 

Müslim'in bir rivayetine göre (Sıyâm 164) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 

"İnsanın her ameline kat kat sevap verilir. Bir iyilik, on mislinden yedi yüz misline kadar katlanır. Allah Teâlâ, "Ama oruç başka. O benim içindir, mükâfatını da ben veririm. Oruçlu, şehvetini ve yemesini benim için bırakır" buyurmuştur. 

Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, iftar ettiği zamanki sevinci; diğeri, Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Hiç kuşkunuz olmasın ki, oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir". 

Açıklamalar 

Değişik rivayetleri bir araya getirilmiş olan hadisimiz, orucun diğer ibadetlerden farklı olan yönlerini belirlemektedir.

 Bu yönlerden biri orucun sırf Allah rızâsı için yapılan bir ibadet olması, yani, oruçlu bildirmediği sürece, dışarıdan hiç kimsenin bilemeyeceği, riyâ ve gösterişten uzak bir ibadet olmasıdır. Çünkü orucun diğer ibadetler gibi görünür bir şekli yoktur. Öte yandan, tarihte varlıkları bilinen müşriklerin, ilâhlarına yakın olmak için yaptıkları kulluk türleri içinde oruç bulunmamaktadır. Yani hiçbir putperest oruç tutarak putlara kulluk etmemiştir. Bu yönüyle de oruç, sırf Allah için yerine getirilen bir ibadet türüdür. 

Orucun diğer ibadetlerden farklı bir başka yönü de mükâfatının, -önceden bildirilmiş ölçülerin çok üstünde- Allah Teâlâ tarafından takdir edilecek olmasıdır. 

Her iki özellik de oruç ibadetinin fazilet ve üstünlüğünü anlamamız için yeterlidir. 

Ayrıca hadisimizde, oruçlu ile ilgili bir tesbit, bir tavır, bir vâkıa ve bir de müjdeye dikkat çekilmektedir. Söz konusu tavır kimseye kötü söylememek ve çatmamak, kendisine çatan, kötü söyleyen olursa, ona da nazikçe "lutfen bana ilişmeyin, ben oruçluyum" diyerek, kendisini oruç kalkanıyla korumasıdır. Çünkü oruç, oruçlu için dünyada günahlara, âhirette cehennem azâbına karşı koruyucu kalkan konumundadır. 

Vâkıa ise şöyle ifade edilebilir: Oruç tutan kişide özellikle uzun yaz günlerinde açlıktan ileri gelen bir ağız kokusu oluşur. Bu koku, Allah katında, insanlarca en güzel koku diye bilinen miskten daha güzeldir. Ancak bu gerçek, hiçbir zaman o ağız kokusunun misvak veya fırça kullanmak suretiyle giderilmesine mâni değildir. 

İftar ve Allah'a kavuşma anlarındaki büyük rahatlama ve sevinç... Bu iki haldeki sevinç ve ferahlıktan birincisi maddî, görünür ve geçici; öteki mânevî ve süreklidir. Her ikisi de sadece oruçluya aittir. İftar edildiği zamanki rahatlama, Allah huzurundaki rahatlamanın kesin bir delili olarak zikredilmiş olmaktadır. Oruç tutan kimsenin iftar ettiği an rahatlaması ne kadar gerçek ise, oruçlunun Allah'a kavuştuğu zamandaki rahatlaması da o kadar gerçektir. 

Hadisimiz, oruçluya verilecek sevâbın, dinimizdeki bir iyiliğe on katından yedi yüz misline kadar verilecek sevap ve mükâfat ölçüsünün dışında ve üstünde, tamamen Allah Teâlâ'nın takdirinde olduğunu tescil ve ilân ederken, tabii olarak oruç ibadetinin dinimizdeki müstesna yerini ve son derece üstün faziletini de ortaya koymuş olmaktadır. Orucun fazileti, yüce Rabbimiz'in onu kendisine izâfetle "Benim içindir" buyurması ve "Mükâfatı da bana aittir" diyerek sonsuz lutuf ve kerem kapısını oruçluya açmış olmasından ileri gelmektedir. Böyle bir teşrif ve iltifat her şeyin üstündedir. Bu da hadisimizdeki müjdeyi oluşturmaktadır.

 "İnsanın her ameli kendisi içindir" buyurulmuş olması, oruç dışındaki her ibadetin, insanın haz alacağı, başkalarından gizleyemeyeceği hatta belki de göstermek isteyeceği bir tarafı olduğunu tesbit etmektedir. Sadece oruçta böyle bir durumun bulunmaması onun ne denli saf ve has bir ibadet olduğunu göstermektedir. Hadisimizin ana tesbiti de budur. 

Hadisten Öğrendiklerimiz 

1. Allah Teâlâ'nın, "Mükâfatını ben vereceğim" buyurduğu yegâne ibadet oruçtur. 

2. Allah için yapılacak hiçbir fedâkarlık ve amel karşılıksız kalmaz. 

3. Oruçlu, günahlara ve cehennem azabına karşı zırhlanmış kişi demektir. Çünkü "Oruç kalkandır" buyurulmuştur.

http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

***Riyâzü's Sâlihîn'in "RAMAZAN ORUCU" Bâbı-1-

RAMAZAN ORUCU RAMAZAN ORUCUNUN FARZ OLUŞU, FAZİLETİ VE ORUÇLA İLGİLİ KONULAR 

Âyetler 

"Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. (Size farz kılınan oruç), sayılı günlerdedir. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde tutar. (İhtiyarlık veya iyileşme umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mâzereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak fidyeyi arttırırsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise, sizden ramazan ayına ulaşanlar idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kazâ etsin. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir." Bakara sûresi (2), 183-185

 Oruç, dinimizin temel esaslarından biridir. O aslında şekil ve süresi farklı da olsa, geçmiş ümmetlere de emredilmiş bir ibadettir. Kazandırdığı birçok faydaya rağmen, insan nefsine ağır gelen ilâhî bir emirdir. Bu sebeple olmalıdır ki, önce ibadetlerin en hafifi namaz, sonra orta zorlukta olan zekât, daha sonra da belki en zoru olan oruç emredilmiştir. Böylece mükellefler kolaydan zora doğru bir alıştırmaya tâbi tutulmuşlardır. Bir önceki konuda geçen burada da tekrar gelecek olan İslâm'ın beş temeli ile ilgili hadiste aynı sıra takip edilmiştir: Şehâdet, namaz, zekât, oruç, hac... 

Oruç, Medine'de hicretten bir buçuk yıl sonra şâban ayında farz kılınmıştır. Âyette, bu meşakkatli ve zorlu ibadetin sadece müslümanlara farz kılınmadığı, daha önceki ümmetlere de farz kılındığı bildirilmek suretiyle, orucun hem öteden beri uygulanan ilâhî bir kanun olduğu vurgulanmış hem de ümmet-i Muhammed'in yanlış bir değerlendirme yapması önlenmiştir. Oruç, lugatta nefsi meylettiği şeylerden alıkoymak yani kendini tutmak demektir. Dinimizdeki anlamı ise, nefsin belli başlı istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişkiden bütün gün kendini tutmaktır. "Umulur ki korunursunuz" âyeti, oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olma alışkanlığını elde edip, günahlara karşı kendinizi tutarak takvâya erersiniz, anlamındadır. Orucun kalkan olduğunu bildiren hadis de aynı gerçeği pekiştirmektedir. 

Orucun farz kılınmasının hikmeti, Allah'ın emrine boyun eğmekle, kulluk zevkini tatmak; ruhu, riyâ ve gösteriş hastalıklarından arındırarak ihlâsı arttırmak ve kendisini Allah'ın korumasına teslim etmek için nefis ile mücâdele etmektir.

 Hasta veya yolcuya oruç tutmayıp yeme konusunda ruhsat verilmiştir. Bizim yolculuk dediğimiz sefer, aslında kelime olarak keşif ve açmak anlamındadır. Yolculuk, yolcunun her türlü hal ve ahlâkını meydana çıkardığı için ona da sefer denilmiştir. Bu ise, en az üç günlük bir yolculuk demektir. 

İhtiyarlık veya iyileşme umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mâzereti olanlar, bir fakiri sabahlı - akşamlı günde iki öğün doyuracak kadar bir şeyi fidye olarak verirler. Fidyenin gönül rızâsıyla arttırılması iyidir. Ancak sabredip oruç tutmaya çalışmak daha iyidir. 

Oruç, ramazan ayında tutulur. Ramazan ayı, hidâyet rehberimiz Kur'ân-ı Kerîm'in indirilmeye başladığı mübârek bir aydır. Oruç ibadetine tahsis edilen sayılı ve sınırlı günler işte bu kutlu günlerdir. Kim bu günlere sağlıklı ve mukîm olarak erişirse, bu günleri oruçlu geçirmelidir. Hasta veya yolcu olanlar için ramazan dışında diğer günlerde kazâ etme imkânı tanınmıştır. Bunu yapmaları halinde günahkâr olmazlar. Bu da yüce Rabbimiz'in, bizler için kolaylık murat ettiğinin bir göstergesidir. 

Ayrıca bir nimettir. Ancak mukîm ve sağlıklı olanlar için böylesi bir ruhsat yoktur. Onlar orucu kazâya bırakırlarsa, farzı terkettikleri için günahkâr olurlar. Allah Teâlâ, orucu farz kılmakla bizleri zora ve sıkıntıya sokmayı aslâ istemez. Tam aksine bizler için kolaylık murat eder. Oruçla ilgili hükümler bunun böyle olduğunu gösterdiği gibi dinimizdeki bütün yasakların amacı da bizleri olgunlaştırmaktır. Yoksa asla sıkı bir yönetime tâbi tutup bunaltmak değildir [bk. Mâide sûresi (5), 3]. 

Oruç, hastalık, yolculuk ve ihtiyarlık gibi durumlarda iyice zorlaşabilir. İşte onun için de kazâ ve fidye kolaylıkları getirilmiştir. Edâ ederken de kazâ ederken de sayının tamamlanması esastır. Nitekim bu husus âyette açıkça belirtilmiştir:"...Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir."

http://dosya.co/wsdzwf0clsn8/riyazus-salihin-8-cilt.pdf.html

48-Fetih Suresi ‹‹ 15. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾15﴿

Ele geçirmek üzere ganimetlere doğru hareket ettiğinizde, savaştan geri duranlar, “Bırakın bizi, size katılalım” diyecekler. Onlar, Allah’ın hükmünü değiştirmek istiyorlar. De ki: “Asla bizim peşimize takılamayacaksınız, Allah sizin için daha önce böyle buyurdu.” Bunun üzerine de “Hayır, bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Oysa onlar (işin hakikatini) kavramakta güçlük çekiyorlar.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Hz. Peygamber Hudeybiye’den dönünce bir iki ay kadar Medine’de kalmış, hicrî 7. yılın başında, kuzey bölgesinin güvenliğini bozan Hayber yahudilerini egemenliği altına almak üzere buraya bir sefer düzenlemiştir. Üslûptan anlaşıldığı üzere bu âyetler indiğinde henüz Hayber seferine çıkılmamıştı. Allah Teâlâ hem yakında düzenlenecek bir seferi ve bu seferin zaferle sonuçlanacağını, müslümanların ganimet elde edeceklerini bildirmekte hem de Hudeybiye seferine, meşrû mazeretleri bulunmadığı halde katılmamış olan gruplara bu sefere de katılamayacaklarını tebliğ etmektedir. Bu emir ve tâlimat âyette “Allah’ın sözü” olarak ifade edilmiş ve onlar istese de değişmeyeceği bildirilmiş; Hayber Savaşı’na, Habeşistan’dan dönen muhacirler dışında, yalnızca Hudeybiye seferine katılanlar iştirak etmişlerdir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 72

21 Şubat 2026 Cumartesi

48-Fetih Suresi ‹‹ 11-14. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾11﴿

Arap kabilelerinden savaşa katılmayanlar sana, gönüllerinde olmayanı dillerinin ucuyla söyleyerek, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bu yüzden Allah’ın bizi bağışlamasını iste” diyecekler. Onlara şöyle de: “Size bir zarar gelmesini isterse veya size iyilik etmeyi murat ederse, sizin için Allah’a karşı herhangi bir şey yapmaya kimin gücü yeter? Hayır! Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir;

﴾12﴿

Tam aksine siz, resulün ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyeceklerini sandınız, bu gönlünüze hoş geldi. Kötü zanna kapıldınız ve kaybedenler siz oldunuz!”

﴾13﴿

Kim Allah’a ve resulüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için kavurucu bir ateş hazırladık.

﴾14﴿

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir; dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Bununla beraber O, ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

“Savaşa katılmayan Arap kabileleri”, Medine civarında yaşayan Gıfâr, Müzeyne, Cüheyne, Eşca‘, Eslem ve Dîl isimli bedevî gruplarıdır. Bunlar daha önce Hz. Peygamber’le beraber sefere çıkma sözü verdikleri halde, imanları kişiliklerine yansımadığı, henüz şuur ve kararlarına yeterince hâkim olmadığı, müminlerin de bu seferden sağ kalarak dönemeyeceklerini sandıkları için sözlerinde durmadılar. Sonradan kendilerine hesap sorulunca da hayvanları ile çoluk çocuklarının bakımını bahane ettiler.

Tevbe sûresinde (9/81-85), Tebük Seferi’ne katılmamak için bahaneler uyduran, özellikle havaların aşırı sıcak olduğu gerekçesine sığınan, fakat aynı zamanda müminleri de sefere çıkmaktan caydırmaya çalışan münafıkların âkıbetinin çok acı olacağı belirtilmiş; Hz. Peygamber’in bu kişilerden sağ kalanlarla karşılaşması halinde onların kendi maiyetinde bir sefere çıkmalarına müsaade etmemesi emredilmiş, ölenle­rin ise imansız olarak can verdikleri bildirilip onlara karşı bir dinî vecîbe ifa etme cihetine gitmemesi istenmiştir. Burada geçen “savaşa katılmayanlar” ile orada geçenlerin aynı olduğunu; bunlardan münafıkların kastedildiğini düşünenler olmuşsa da, ileride açıklaması gelecek olan 16. âyet bu anlayışa mânidir. Ayrıca Tebük Harbi Hudeybiye’den üç yıl sonra olmuştur. Hudeybiye seferine katılmadıkları için kınanan, uyarılan, kendilerine öğüt verilen ve ceza olarak da “Hayber Savaşı’na katılmaktan mahrum bırakılan” gruplar, münafıklar değil, yeni iman etmiş fakat yeterince eğitim görmemiş bedevîlerdir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 71-72

20 Şubat 2026 Cuma

48-Fetih Suresi ‹‹ 8-10. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾8-9﴿

Kuşkusuz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ki, (ey insanlar) Allah’a ve peygamberine iman edesiniz, O’nu destekleyip büyüklüğü karşısında eğilesiniz ve akşam sabah O’nu tenzih ederek anasınız.

﴾10﴿

Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar, Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Bu sebeple kim Allah’a verdiği ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur, Allah’a verdiği sözün gereğini yerine getirene ise Allah yakında büyük ödül verecektir.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Hz. Peygamber’in, Câhiliye kültür ortamı içinde yetişmiş olmasına rağmen ortaya koyduğu kişilik ve ahlâk, tebliğ ettiği dinin Allah’tan olduğuna canlı ve güçlü bir tanıktır. Onun eğitim kurallarına uygun uyarıları, müjdeleri, açıklamaları insanları etkilemiş; Allah’a iman ve yalnızca O’na ibadet etmelerine, O’nun dinini desteklemelerine, uğrunda canlarını ve mallarını ortaya koyarak çaba göstermelerine sebep olmuştur.

Bazı tefsirciler, 9. âyetteki zamirlerin kime yönelik bulunduğu konusunda farklı bir anlayış ileri sürmüş, “O’nu tenzih ederek...” kısmındaki “O” zamirinden maksadın Allah olduğunu, diğer iki zamirin ise Pey­gamber efendimize ait bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bu son yoruma göre, “büyüklüğü karşısında eğilesiniz” kısmını “O’na saygı gösteresiniz” diye çevirmek gerekecektir.

18. âyette ek bilgiler de verilerek tekrar değinilecek olan, “yeminle bağlılık sözü”nün Arapça’daki karşılığı biattır (bey‘at). 10. âyetteki ilgili fiil de bu köktendir. Buradaki biattan maksat, meşhur Hudeybiye biatıdır. Hz. Peygamber bu sûrenin 27. âyetinde bahsi gelecek bir rüyası üzerine hicrî 6. yıl Zilkadesinin başında (Mart 628), 1500 kadar sahâbî ile umre ibadeti yapmak üzere yola çıkmış, Mekke’nin 17 km. batısında yer alan Hudeybiye’ye gelip konaklamıştı. Daha önce bilgi almak üzere gönderilen görevliler, Mekkeli müşriklerin müslümanları engelleme kararı aldıkları ve bu maksatla Hâlid b. Velîd’i 200 kişilik bir güçle yola çıkardıkları haberini getirmişlerdi. Hz. Peygamber maksadını açıklamak ve ziyaret izni almak üzere önce Hırâş’ı, onun kötü karşılanması hatta ölüm tehlikesi geçirmesi üzerine, Mekkeliler arasında yakınları ve itibarı bulunan Hz. Osman’ı Mekke’ye elçi olarak gönderdi. Bir müddet sonra onun müşrikler tarafından öldürüldüğü haberi geldi. İşin renginin değiştiğini ve savaş ihtimalinin belirdiğini gören Resûlullah, ashabından biat almayı uygun buldu. Oradaki bir mugaylân veya sakız ağacının (şeceretü’r-rıdvân) altında, teker teker ellerini tutarak 1500 kişi ile biatlaştı; yani her bir sahâbî Peygamberimize bağlılık ve itaat sözü verdi. Bu biatta söz verilirken neyin üstlenildiği konusunda “cihad, itaat, ölüm pahasına sebat ve sabır” gibi ifadeler nakledilmiştir (Müslim, “İmâre”, 41, 42, 80). Bu biatı haber alan Mekkeliler telâşa kapılarak Süheyl b. Amr başkanlığında bir heyet gönderdiler. Hz. Peygamber düşmanı azaltmak ve güneyi emniyete almak, Mekkeliler ise ticaret yollarını açmak için bir barış istiyorlardı. Tartışmalardan sonra “müslümanların o yıl geri dönüp ertesi yıl umre için gelmeleri, Mekkeli bir kimse kaçıp Medine’ye sığınırsa istendiği takdirde iade edilmesi, aynı şey Medine’den Mekke’ye olursa geri verilmemesi, diğer Arap kabileleri ile tarafların serbestçe antlaşma yapabilmeleri, üçüncü bir tarafla savaş yapılması halinde antlaşmanın ikinci tarafının pasif kalması” üzerinde antlaşma sağlandı ve on yıllık bir antlaşma imzalandı (Muhammed Hamîdullah, “Hudeybiye Antlaşması”, DİA, XVIII, 297-299 ).

Birçok âyette resulüne itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağı ifade buyurulmuştur. 10. âyette de Allah’ın elçisi olan peygambere itaat gibi ona biat da dolaylı olarak Allah’a verilmiş bir bağlılık ve itaat sözü olarak değerlendirilmektedir.

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Fetih-suresi/4591/8-10-ayet-tefsiri

19 Şubat 2026 Perşembe

48- Fetih Suresi-Fetih Suresi ‹‹ 1-7. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾1-3﴿

Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah’ın bağışlaması, sana nimetini eksiksiz vermesi, seni dosdoğru yolda yürütmesi ve Allah’ın sana güçlü bir şekilde yardım etmesi için sana apaçık bir fetih ihsan ettik.

﴾4﴿

İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur ve güven aşılayan da O’dur. Göklerin ve yerin askerleri yalnız Allah’a aittir ve Allah her şeyi bilmekte, yerinde yapmaktadır.

﴾5﴿

Böyle yapmıştır ki, mümin erkekleri ve mümin kadınları, orada devamlı kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere koysun ve onların kötü fiillerinin üstünü örtsün. Bu Allah katında (onlar için) büyük bir kazançtır.

﴾6﴿

Erkek olsun, kadın olsun, Allah hakkında kötü zan besleyen münafıkları ve müşrikleri de cezalandırsın. Kötülük ve belâ çemberi asıl onların boyunlarına geçmiştir. Allah onlara gazap etmiş, kendilerini lânetlemiş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!

﴾7﴿

Göklerin ve yerin askerleri yalnızca Allah’a aittir; O sonsuz güç ve hikmet sahibidir.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mek­ke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara 2/194).

Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed 47/19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ 26/14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü.

Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”, 48/2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136).

4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 65-67

18 Şubat 2026 Çarşamba

***RAMAZAN AYINDA 10 SÜNNET

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim


Ramazan Orucunun Fazileti
Allah Rasulü 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”[Buharî, Savm, 7]

Sevgili Peygamberimiz 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem ’in anlattığına göre bir kudsî hadiste Rabbimiz, “Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık vardır. Fakat oruç başkadır. Çünkü oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim.”[Müslim, Sıyâm, 164; Tirmizî, Savm, 55; Neseî, Sıyâm, 42]

İftar Ettirmenin Sevabı
Hz. Ebu Hüreyre 
Radıyallahu Anh anlatıyor: Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksiltme olmaz.” [Tirmizî, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746)]

Teravih Sünneti
Allah Rasulü 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem  şöyle buyurmuştur: “Allah Tealâ, Ramazan ayında oruç tutmayı size farz kıldı. Ben de size teravih namazını kılmayı sünnet kıldım. Kim bu ayda inanarak ve sevabını Allah’tan umarak oruç tutar ve namazını kılarsa, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur.”[Buharî, İman, 28; Müslim, Sıyâm, 203; Ebu Davud, Ramazan, 1]

Mukabele Sünneti
Ashabın alimlerinden Abdullah b. Abbas 
Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem  insanların en cömert olanı idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de kendisiyle Cebrail Aleyhisselam karşılaşınca daha da artardı. Cebrail Aleyhisselam Ramazan ayı çıkıncaya kadar her gece Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem  ile buluşur, Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem  ona Kur’an’ı arz eder/okurdu. Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem  Cebrail ile buluşunca, insanlara rahmet getiren rüzgârdan daha cömert ve daha faydalı olurdu.”
[Buharî, Savm, 7; Müslim, Fedâil, 50; Nesâî, Sıyam, 2]

Ramazanda İtikaf

Hz. Aişe 
Radıyallahu Anha anlatıyor: “Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde itikafa girer ve derdi ki: ‘Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.’Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem ’den sonra, zevceleri de itikafa girdiler.”[Buharî, Fadlu Leyletü’l-Kadr 3, İtikaf 1,14; Müslim, İtikaf 5, (1172); Muvatta, İtikaf 7, (1, 316); Tirmizî, Savm 71, (790); Nesâî, Mesâcid 18, (2, 44); Ebu Davud, Sıyâm 77, (2462, 2464); İbn Mâce, Sıyâm 59; (1771)]

Peygamberimiz 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem ’in İftar Duası
Mu’az b. Zühre anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Rasulullah 

Sallallahü Aleyhi ve Sellem
 , iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: ‘Allahümme leke sumtü ve alâ rızkıke eftartü.’ (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)”[Ebu Davud, Savm 22, (2358)]

Sahura Kalkmak
Hz. Enes 
Radıyallahu Anh’tan rivayete göre Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: “Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır.” [Buharî, Savm 20, Müslim, Sıyâm 45, (1095); Tirmizî, Savm 17, (708); Nesâî, Savm 18, (4, 141)]

Fıtır Sadakası
İbn Ömer
Radıyallahu Anh anlatıyor: “Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem , fıtır sadakasını bayram namazından önce vermemizi emretti.”
[Buharî, 1509; Müslim, 22-986, Ebu Davud, 1610; Tirmizî, 677; Nesaî, 5/54]

Kadir Gecesinin Büyüklüğü
Rasulullah 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Kim faziletine inanarak ve ecrini Allah’tan umarak Kadir gecesini ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.”[Buharî, Teravih, 2; Müslim, Salât, 25]

“Kadir gecesini Ramazanın son on günü içinde arayın.”[Buharî, Fadlu Leyleti’l-Kadr, 3; Müslim, Sıyâm, 21]

Kadir Gecesi Duası
Hz. Aişe 
Radıyallahu Anh, “Kadir gecesinde nasıl dua edeyim?” diye sorunca Peygamberimiz  Sallallahü Aleyhi ve Sellem kendisine şu duayı bolca yapmasını tavsiye etmiştir: ‘Allahümme inneke afüvvün Kerimun tühibbü’l-afve fa’fû annî’ (Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.)”[Beyhakî, Şuâbü’l-imân, 3700, 3701]

Salih Selçuk 

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"

***ORUÇLARIN FARZ VE VACİP OLMASINDAKİ SEBEPLER

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

* Ramazan orucunun sebebi: Ramazan günlerinden herhangi birinin oruca başlamaya elverişli bir kısmına yetişmektir. Bu kısım, ikinci fecirden başlayarak "Dahvetü'l-Kübra" denilen ve gündüzün yarısı bulunan kaba kuşluk (İstiva= Güneşin tam tepeye gelmesi) zamanına kadar devam eder. İşte bu zamana yetişen veya bu müddet içinde oruca ehliyet kazanan her müslüman için o günün orucu farzdır.
Ramazan orucunun kazasına sebeb, yine evvelce ramazan ayına yetişmiş olmaktan başka bir şey değildir.

* Keffaret olarak tutulan oruçların sebebleri, mahiyetlerine göre değişir. Şöyle ki: Ramazan ayına ait keffaretin sebebi, bu orucu bir isyan eseri olarak kasden bozmaktır.


Zihar kaffaretinin sebebi, helâl olan bir bedeni veya bir organı, haram olan bir bedene veya organa benzetmek ve sonra da cinsel ilişki kurmayı istemektir.
Yemin keffaretinin sebebi, yemin üzerinde durmayıp onu bozmaktır.
Adam öldürme keffaretinin sebebi, suçu olmayan bir insanı hata yolu ile ödürmektir. İleride bunlar açıklanacaktır.

* Vacib oruçların sebebi, bunların adamak suretiyle kabullenilmiş olmasıdır. Bunların kazasının sebebi de, benimsenmiş olan bir ibadetin tamamlanması gereğidir.

*Nafile oruçların tutulmalarını zorunlu kılacak dinde bir sebeb yoktur. Bunlar, yalnız sevab kazanmak için dileyenlerin tutucakları oruçlardır. Ancak böyle bir oruç tutulmaya başlandıktan sonra bozulacak olursa, onun kazası gerekir. Bu kazanın sebebi de, böyle bir ibadete Hak rızası için başlanmış olmasıdır ki, bunu yarıda bırakmak caiz olmayacağından kaza şeklinde tamamlanması vacib olur.


Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)


Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR 

***RAMAZAN RİSALESİ-3-HANIMLARA RAMAZAN REHBERİ



Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Müslüman Hanımefendi!

 Ramazan "Ay" değil fırsattır
Fırsatlar çabuk gider. Gidince de kıymetli olur. Geçmiş Ramazanları kendi gözümüzle değerlendirip "iyi bir Ramazandı." dememiz ne işe yarar? Allah bizim için ne dedi, amelimizi kabul etti mi? Önemli olan budur.

Ramazanı Baş Tacı Bir Misafir Gibi Karşılamak İçin:

Ramazana mahsus ibadetleri kulaktan dolma, değil, fıkhını öğrenerek yapmalıyız. Bilhassa özel günlere ait fıkıh bilgimizi güçlendirmeliyiz.

Ramazan başlamadan günahlarımızdan istiğfar ederek Ramazanı arınmış olarak karşılamalıyız.

Orucu Yemek İçmek Bozar.
Gıybet, Yalan, Dedikodu İse Berbat Eder.


Orucu korumak şu üç şeydir:
1. Oruçlu kalındığı sürece yeme içmeden, cimadan uzak kalmak.
2. Oruçlunun emeklerini berbat eden gıybet, yalan gibi illetlerden arınmak.
3. Bir kul hakkından ötürü elden çıkmasını engellemek.

Ramazan Ayı Tam Anlamıyla Bir Kur’an Ayıdır
Ramazan ayında ne kadar Kur'an okunduğunun hesabı aynı zamanda Ramazanın da ne oranda değerlendirildiğini gösteren önemli bir göstergedir. Bunun için hem Kur'an'ı okuyup hem de her Ramazan ayında bir sûre ezberleyerek, bir bölüm âyetlerin tefsirini öğrenerek onu şefaatçimiz yapabiliriz.

Tecvit kurallarına, okuma adabına riayetle okuyarak, dinleyerek, bağları tazeleyerek Ramazanı gerçek bir Kur'an ayına dönüştürebiliriz.

İşte Ramazanı Kemiren Hastalıklar
- Uyku kargaşası.
- Mutfak esareti.
- İsraf.
- Bilhassa en değerli günleri olan son günlerinin çarşı pazarda geçirilmesi.
- Cami ve türbe ziyareti adı altında vakit israfı.
- Teravih namazının eğlenceye dönüştürülmesi.
- Özellikle mukabelelerde riya bataklığına düşülmesi.
- Televizyon önünde ömrün en mübarek anlarının harcanması.
- Ramazana aitmiş süsü verilen "eğlencelerin" rağbet bulması.
- Kadir Gecesinin birtakım sonradan icat edilmiş sembollerle asıl maksadından uzaklaştırılması.

Ramazan Ayı Dua İçin En Uygun Zamanlardandır
Sadece namazdan sonra dua ederek değil, özel dua zamanları ayırarak bu bereketli ayı değerlendirmek gerekir.

Güzel bir abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra, adabına uyarak, kendimize, ailemize ve bütün Müslümanlara samimi dualar edebiliriz.

Unutma!
Oruçlunun duası reddedilmez.
Dua etmek için sahur vaktini ve iftar öncesini kaçırma.

Sinirlenme! 
Midenin tuttuğu orucu ağzın heder etmesin Çocukların senin tavrın yüzünden orucu kötü bilmesin. Sabret ki ecrin çok olsun.

Ramazan bitse de izi bizden gitmemelidir
Aylarca Ramazanda aldıklarımızın etkisi ile kulluğumuz devam etmeli.
Ramazan ayının ardından altı gün oruç tutarak nurumuzu tamamlamalıyız.

Ramazanın en önemli farklılıklarından biri de sahur yemeğidir
Yemeği hazırlayarak, aile efradının sofraya gelmesini sağlayarak elde edebileceğin ecri düşün.

Sahur yemeğindeki bereket seni bir dahaki Ramazana kadar kuşatabilir.

Ramazanın son on günü özdür
Rahmetin ve mağfiretin dağıtıldığı mevsimdir. Bu son on günü çarşılarda harcarsan ecirlerine göz dikmiş şeytana yardım etmiş olursun.

Üç gün beş gün önce mukabele biter mi?

Kimi bayanlar, Ramazan boyu Kur'an'ı mukabelelerde okuyup dinlemeye çalıştıkları halde, Ramazanın son günlerinde temizlik ve bayram hazırlığı nedeniyle Kur'an'ı ihmal etmektedirler. Bundan sakınılması gerekir.

Ucub, tehlikeli bir hastalıktır  
“Ucub” mü'minin, yaptığı ibadetlerin en iyi şekilde yapıldığını, o ibadeti Allah'ın kabul etmek zorunda olduğunu zannetmesidir. DİKKAT!

HANIMLARA ÖZEL HALLER

Nifaslı kadınlarla hayız olan kadınlar bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamazlar
Bir kadın Ramazanda gündüzün âdet görmeye başlasa veya çocuk doğursa orucu bozulmuş olur. Artık âdet günlerinde ve nifas devam ettiği müddetçe oruç tutması caiz olmaz.

Gebe veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emziklilik hâli sona erince tutamadığı günleri kaza eder.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"Allahü Teala yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır; gebe veya emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır."-Nesaî, Sıyam, 50, 51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3, 50; Tirmizî, Edahî, 10; A. b. Hanbel, II, 183.-

Ramazanda, imsaktan sonra hayız ve nifastan temizlenen kadının, ergenlik çağına giren çocuğun, o günün geri kalan kısmında yemek ve içmekten kaçınarak oruçlu gibi bulunması gerekir. Dini terbiye ve Ramazana saygı bunu gerektirir.

Oruca niyetlenen kadın, gündüz hayız veya nifas olursa orucu bozulmuş olur. Fakat kadın, henüz hayız olmadan "bugün âdet günüm" diyerek orucunu bozamaz.

Yolcu ile hasta, açıktan yemek yiyebilir
Yolcu ve hasta olanların, hayız ve nifas durumunda olan kadınların kendilerini oruçlu gibi göstermeleri gerekmez. Ancak bunların özel durumlarını bilmeyen bölgede, töhmetten korunma ve oruçlu din kardeşlerine karşı saygı gösterme amacıyla gizli yemeleri daha iyidir.

Kadının kefaret orucu
Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek 60 günü tamamlarlar. Kadın âdet hâli bittiği halde temiz olan günlerinde oruç tutmayarak kefaret orucuna ara verirse, kefarete yeniden başlaması gerekir.

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Nureddin Yıldız Hocaefendi'nin "Ramazan Risalesi" kitabı kaynak olarak kullanılmıştır.

***RAMAZAN RİSALESİ-2-ORUÇ FIKHI

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Oruç, Müslüman olmanın beş temel şartından biridir.

Namaz ve zekattan sonra en büyük sevap kaynaklarındandır.

Oruca inanmamak anlamına gelebilecek düşünceler ve sözler iman dışına çıkarır. İnanılıyor olmasına rağmen ihmal edilmesi ise büyük günahlardandır.

Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?
Bir insana orucun farz olması için:
1) Müslüman olması,
2) Akıllı olması,
3) Erginlik çağına gelmiş olması şarttır.

Bu şartları taşımayanların oruç tutması farz değildir. Ancak oruç tutarlarsa, tuttukları oruç ibadettir.

Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir.

Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki:

Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme-içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.

Niyet, oruçta da diğer ibadetlerde de esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir.

Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi uygulamalı bir niyettir. 

Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek müstehap görülmüştür.

Orucun Hükümleri

1- Farz olan oruçlar;

a- Ramazan ayında oruç tutmak, 

b- Ramazanda tutulmayan orucu başka günlerde kaza etmek,

c- Kefaret oruçları.

2- Vacib olan oruçlar;

a- Nafile başlanmış ve bozulmuş orucun kazası,

b-Adak oruçları.

3-) Sünnet olan oruçlar;


Hicri aylardan Muharrem ayının dokuz ve onuncu veya onuncu ve on birinci günleri oruç tutmak.

4- Müstehap olan oruçlar;


a- Kameri ayların on üç, on dört ve on beşinci günleri oruç tutmak,

b- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak,

c- Ramazandan sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak.

5- Mekruh olan oruçlar;

a- Muharrem ayının sadece onuncu günü oruç tutmak

b- Sadece Cuma günü tek olarak oruç tutmak.

c- Sadece Cumartesi günü tek olarak oruç tutmak.

6- Haram olan oruçlar;

a- Ramazan Bayramının birinci günü oruç tutmak,

b- Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak haramdır. Çünkü bayram günleri Allah'ın kullarına birer ziyafet günüdür. O'nun ziyafetinden kaçınmak uygun değildir.

Ramazan Orucu Ertelenebilir mi?
Ramazan oruç ayıdır. Farz olan oruç Ramazandadır.

Dinimizin geçerli saydığı bir özür olmadıkça oruç, Ramazan ayından sonraya ertelenemez. Ertelemenin caiz olması için şu özürlerden birinin bulunması gerekir. Bu özürler genel çizgilerdir. Her Müslümanın kendisine mahsus durumu, ilim ehline danışarak karar vermesi gerekir.

Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. İyileşince tutmadığı oruçları kaza eder. İyileşmesi yıllarca uzasa bile vebale girmesi söz konusu değildir.
                                             
Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Gittiği yerde de on beş günden az kalacaksa ve kendisine ait bir yer değilse orada da oruç tutmayabilir. Yolculuk hâli bitince tutmadığı günleri kaza eder. 

Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır. Çünkü yolcunun oruç tutmaması sadece bir izindir. Sırf oruç tutmamak için yolculuğa çıkmak, oruç tutmamaya ruhsat oluştursa da iman zayıflığına delalet edeceği için tevessül edilmesi yanlış bir hareket olur.

Tehdit edilmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse, orucunu bozabilir. Bu tehdidin inandırıcılığı önemlidir. Bozduğu orucu sonra tutar.

Gebe ve emzikli olmak: Hamile veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir.  Hamile veya emzikli kadının oruç tutup tutmayacağı ile ilgili kararı uzman bir doktorun tavsiyesi ile verebileceği gibi kendi kararını kendisi de verebilir. Sütünün kesildiğini tecrübe etmesi, ayakta duramayacak hale gelmesi, ciddi baş ağrısı,baş dönmesi gibi nedenlerle karar verip, oruç bırakabilir. Böyle bir kadının oruç tutmamasının hiçbir günahı yoktur. Hamileliğinin ileri günlerde olması da şart değildir.  Hamilelik ve emziklilik hâli sona erince tutmadığı günleri kaza eder.

                               Kaza
"Bozulan ve tutulmayan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Bir gün oruç tutmayan veya kefaret gerektirmeyecek bir şekilde orucunu bozan bir gün kaza eder. İki günü olan iki gün. Üç günü olan üç gün."

Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Ancak susamakla, susuzluktan bayılmak gibi bir durum arasında önemli farklar olduğu bilinmelidir. Sonra uygun bir zamanda tutmadığı oruçları kaza eder.

Yaşlılık ve düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Bu kişiler sonradan orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler.

                                 Fidye
"Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için bir fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Fidye vereceği yıl, verilen fitre ölçü alınarak verilir. Fidye, fitre verilebilen fakirlere verilmelidir. Herhangi bir hayır gibi kullanılmamalıdır."


Bu özürlerinden biri nedeniyle oruç tutamayan mü'minin Ramazan gününde yemesi ve içmesi günah değildir. Ancak Ramazanın azametini dikkate alarak, yemeyi ve içmeyi aleni yapmamak gerekmektedir.


                               Kefaret
"Ramazan ayında bozulan bir gün orucun yerine altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. Bu altmış gün cezadır. İlave olarak da bozulmuş gün sayısı kadar oruç tutulacaktır. Böyle bir kefaretin peş peşe olması şarttır. Son günde bile kopma olması hâlinde yeniden başlamak gerekir. Kefaret tutulduktan sonra da Allah'tan affını talep etmek gerekir."


Ramazanda Oruç Tutmayanların Durumu
Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Müslüman olan bir kimse bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bir Müslüman özrü olmadığı halde, Ramazan ayında oruca niyet etmeyerek yiyip içerse tutmadığı günlerin orucunu gününe gün kaza etmesi gerekir, kefaret lazım gelmez. Çünkü kefaret, oruç tutmamanın değil, başlanan orucu bozmanın cezasıdır.

Hiç niyet etmediği için, kefaret gibi bir ceza ile karşılaşmıyorsa da samimi bir tövbe etmedikçe kendisini Allah'ın azabına müstahak hâle getirecek bir suç işlemiş olmaktadır. Hem tövbe etmeli hem de acilen tutmadığı günler kadar kaza orucu tutmalıdır.

Oruç Nasıl Bozulur?
İlke olarak orucu bozan yeme, içme ve cinsel ilişkidir.

Ramazan ayında oruçlu olduğunu bilen biri kasten bunlardan birini yaparsa hem kaza hem kefaret gerekir. 

Şu durumlarda ise sadece bozulan oruç kaza edilir:

- İğne yaptırmak,
- Vücuda sıvı ilaç almak,
- Kendi isteği ile ağız dolusu kusmak,
- İmsak vakti girdiği halde veya güneş batmadan önce vaktidir zannederek      yemek-içmek,
- Abdest esnasında ağzına ve burnuna su kaçırmak.

Orucun Bozulmadığı Durumlar

- Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek,
- Kulağına su kaçmak,
- Göze ilaç damlatmak,
- Gece yıkanması gerekirken sabahleyin yıkanmak,
- Kendi isteği olmayarak kusmak,
- İhtilam olmak (uyurken cünüplük hâli meydana gelmek)
- Kan aldırmak,
- Kendi isteği olmayarak boğazına toz, duman girmek,
- Ağzındaki tükürüğü yutmak…

Hayız ve nifas hâlindeki bir kadın oruç tutmaz. Oruçlu iken hayız veya nifası başlarsa orucu bozulmuş olur. Ramazandan sonra engel kalktığında uygun bir zamanda tutamadığı kadar orucu kaza eder.

Ramazanda gün ortasında bir özür nedeni ile orucunu bozanın,
İmsaktan sonra hayız ve nifastan temizlenen kadının,
Yolculuğu bitenin,
İyileşen hastanın,
Ergenlik çağına giren çocuğun, günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmeleri gerekmektedir.


                              Önemli
"Unutarak yiyip içerken oruçlu olduğunu hatırlayan hemen ağzını yıkayıp oruca devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur."


Sahur ve İftar
Sahur yemeğini sadece "yemek" olarak görmemek gerekir. Sahurda kalkıp yemek müstehaptır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"Sahurda yemek yiyiniz, çünkü sahur yemeğinde bereket vardır." buyurmuştur. Sahur yemeğinin, orucudaha iyi tutmaya yönelik katkısı yanında, o vaktin duaların kabulü için en uygun vakitlerden olduğu bilinmelidir.

İftar vakti de dua için uygun vakitlerdendir. O vakti de her ne kadar yeme içme anı gibi görüyorsak da manevi yönü itibarı ile de kıymetini biliyor olmamız gerekmektedir.

Oruçlu için Müstehap İşler
1 - Sahura kalkıp bir şeyler yemek. Sahurun vakti gecenin son altıda biridir.

2 - Sahur yemeğini mümkün olduğu kadar geciktirmek. Bu geciktirmeyi imsak vaktiyle sıkıştıracak kadar yapmak ise mekruhtur.

3 - Vakti gelince iftarda acele etmek.

4 - İftarda şu duayı okumak sünnettir : 

"Allahümme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme'l-Ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü."

Anlamı:

"Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana iman ettim ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım. Benim geçmiş ve gelecek, açık ve gizli günahlarımı bağışla!"

5 - Oruçlu kimselere,yoksullara ihsan ve ikramda bulunmak müstehaptır.

6 - Oruçlunun ilim ve Kuran-ı Kerim okumakla, zikir ve salavatı şerif getirmekle meşgul olması müstehaptır. Oruçlu dilini gereksiz ve boş sözlerden korumalıdır. Dedikodu, söz taşıma ve yalan söylemek gibi işleri yapması şiddetle yasaktır. Oruç nedeniyle, evde kapanıp kalmak doğru değildir. Sıhhati uygun olduğu sürece mutat (alışılan) işleri sürdürmelidir.

 Bir kimseye Ramazanda sövülürse : '' Ben oruçluyum .'' demesi sünnettir. Zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : 

'' Sizden biri oruçlu olduğu zaman kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, bir kimse kendisine sövecek olursa yahut dövüşecek olursa , ona : '' Ben oruçluyum.'' desin.''

7 - Özellikle Ramazanın son on gününde oruçlunun itikafa girmesi ve Kadir Gecesini yakalayabilmek için fazla ibadet etmesi müstehaptır. 

Oruçlu için Mekruhlar

Orucu bozmamakla beraber yapılması mekruh durumlar şunlardır:

1-Bir koca, yemeğin tuzunun az veya çok olmasından dolayı hanımını rahatsız ediyorsa, kadın bir şey yutmadan diliyle yemeğin tadına veya tuzuna bakabilir. Yemek pişiren ücretli için de durum böyledir. Bu durumda olanların oruçları bozulmaz fakat bunu yapmaları mekruhtur.

2-Bir kimsenin hanımını öpmesi ve kucaklaması mekruhtur ama bu durum orucu bozup kazayı gerektirmez.

3-Tükürüğünü ağzında biriktirip yutmak mekruhtur.

4-Kan aldırmak veya ağır bir işte çalışmak gibi kendisini zayıf düşüreceğine kanaat getirdiği bir iş yapmak, oruçluyu zor durumda bırakacağı için uygun görülmemiştir. Fakat bu kişilerin oruçları bozulmaz.

5-Nafile olarak tutulan orucu özürsüz olarak bozmak mekruhtur ve aynı zamanda yerine kaza orucu tutulması gerekir. Verilen şeyi veya ikramı reddetmemek için nafile orucu bozmak mekruh değildir fakat daha sonra bu oruç kaza edilmelidir.

Mekruh Olmayan İşler

1-Gül ve misk gibi şeyleri koklamak.

2-Gözüne sürme çekmek.
3-Misvak kullanmak, dişlerini macunsuz fırçalamak.
4-Ağzına su alıp çalkalamak, burnuna su çekmek.
5-Serinlemek için yıkanmak.

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Nureddin Yıldız Hocaefendi'nin "Ramazan Risalesi" kitabı kaynak olarak kullanılmıştır.