21 Mart 2021 Pazar

16- El-Kahhâr ism-i şerifi:


Allah'ın isim ve sıfatları kavramı Kuranın tamamının merkezinde olan bir kavramdır. Neredeyse her bir ayet Allah'ın 1, 2 veya 3 isim ve sıfatını içinde bulundurur. Allah bilgisi dinimizin en temel bilgilerindendir. Öğrenmemiz gereken en öncelikli ve önemli konularından biridir. Zira, Allah'ın kim olduğunu bilmekten daha önemli bir bilgi yoktur.

İmanın ilk şartı Allah'a imandır. O halde iman edeceğimiz Allah kimdir öğrenmemiz gerekir. Allah hakkında tek bilgi kaynağımız ise O'nun isim ve sıfatlarıdır. Bizim Allah'ın kim olduğunu bilmemizin başka bir yolu yoktur. Bu nedenle alimlerimiz Allah bilgisi tevhidin yarısıdır demişlerdir. Tevhidin diğer yarısı Allah'a ibadet etmektir. Bu yüzden, tevhidin tamamı Allah'ı tanımak ve Allah'a ibadet etmek etrafında döner. 

Allah'ın isim ve sıfatları bilgisinden daha önemli, daha mübarek bir bilgi yoktur dedik. Bu nedenle, Allah cc Kuran'da bize Kendisinin kim olduğunu öğrenmemizi emretmiştir. Kuran'da "öğren" ve "bil" diye onlarca kez geçen bir emir vardır. Aslında bu emirler her geçtiğinde çoğu zaman ayetler Allah'ın isim ve sıfatlarıyla devam eder. Mesela Mâide, 98.ayette Rabbimizin buyurduğu "Bilin ki, Allah’ın cezası şiddetlidir. Ve Allah Gafur ve Rahimdir."  gibi.

Bu yüzden Kuran'ın başlıca emri "bilmek" ten sonra Allah'ın isim ve sıfatı takip eder.  Çünkü Allah cc O'nun kim olduğunu bilmemizi istiyor. Zira, Allah'ın kim olduğunu bilmezsek O'nu nasıl seveceğiz? O'ndan nasıl korkacağız?Allah'ın kim olduğu bilgimiz yoksa nasıl yakîne (kesinlik) ereceğiz, nasıl O'na tevekkül edeceğiz? Bu nedenle, Allah bilgisi iman ve tevhidimizin merkezindedir. 

Alimlerimiz, Allah bilgisinden başka imanımızın artmasına daha fazla sebep olan bir bilim yoktur demişlerdir. İman bir çok yol ile artabilir. İyilik yapmak, Kuran okumak, sadaka vermek, bir yetime yardım etmek tüm bunlar imanımızı artırır. Ancak, en hızlı yol, iman dozumuzu maksimuma çıkaracak yol için alimler, "imanımızı hiç bir şey Allah bilgisinden daha fazla artıramaz" diyorlar. 

İkincisi nedir? Allah Resulu bilgisi, yani siyerdir. Bu iki bilgi imanımızı hiç bir şeyin yapmadığı kadar çok artırır. O halde tekrar ifade edelim ki, Allah'ın isim ve sıfatlarının bilgisi, inanç ve ibadetimizin merkezi öğesidir.

 Bütün bunları kavradıktan sonra anlıyoruz ki, Allah'ın her bir ismini öğrendiğimiz zaman, bu isimlerin her biri yeni bir deneyim, yeni bir yakîn, yeni bir sevgi, yeni bir umuda yol açacaktır. Bu isim ve sıfatların bilgisi kadar imanımızı, Allah sevgimizi hemen ve anında artıracak hiç bir şey yoktur. 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem "övülmeyi Allah'tan çok seven başka biri yoktur. Bu yüzden Kendisini övmüştür." buyurur. Biz birini övdüğümüz zaman bu övgünün yarısı doğru yarısı değildir. Çünkü hiç birimiz mükemmel değiliz. Ama Allah övüldüğü zaman, o övgü kesinlikle hakkını veremez. Ben birini övdüğüm zaman o kişide benim bilmediğim hataları vardır. Bu yüzden bize birini överken abartmamamız gerektiği söylenmiştir. Hiç bir insan koşulsuz övgüyü haketmez, sadece koşullu övgü olabilir. "Sen bazen iyi bir insansın" diyebilir. Hiç kimse her zaman iyi ve nazik olamaz. Hiç kimseAllah cc dışında koşulsuz övülemez. Allah'ı cc ne kadar översek övelim övgüde yetersiz kalır hakkını veremeyiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de teheccüde kalktığında duasında; 
"Allah'ım, seni hakkıyla yüceltmekten acizim. Sen, kendini övdüğün gibi yücesin." buyurmuştur. Bunu neden söyledik burada? Bunun Allah'ın isim ve sıfatlarıyla ne alakası var diyebilirsiniz. Çünkü  Allah'ın isim ve sıfatları övgüde en yüksek formdur. Bu isim ve sıfatlardan daha yüksek bir şey yoktur. Bu yüzden Allah cc bize A'râf,180., İsra, 110., Taha,8., Haşr 24. ayetlerde 4 kez şöyle hatırlatır: "en güzel isimler Allah'ındır."

 Allah'ın isimlerine El-Esma, El-Hüsna denmiştir. Hüsna, Ahsen'nin dişi şeklidir. Ahsen, "en mükemmel" demektir. Hasen, iyi, güzel demektir. Allah'ın isimleri sadece hasen yani sadece güzel değildir. Allah'ın isimleri ahsendir. En güzel! En mükemmel, en görkemli, en güzel isimler Allah'ındır. Allah'ın isimlerinden daha görkemli, daha güzel, daha mükemmel, daha heybetli isim yoktur. O halde A'râf,180. ayette de buyurulduğu gibi bu isimlerle dua edeceğiz. Duanın manası ellerini kaldır demek değildir. O'na O'nun isimlerini kullanarak ibadet edeceğiz. O halde, Allah'ın isim ve sıfatlarının ana amaçlarından biri Allah'a bu bilgi ile ibadet etmektir.

Bu bilgiyi öğrenmenin ne kadar gerekli olduğunu anlayalım ve bu isim ve sıfatları öğrenmeye gayret edelim. Bunu öğrenmek istemek imanın bir işaretidir. Sahihi Buharide geçen rivayeti hatırlayacaksınız: Bir sahabi, komutan tayin edildiği bölüğe her namaz kıldırışında 2. rekatında zammı sure olarak ihlas okuyordu. Dönüşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem e bunu bildirerek şikayette bulundular. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem neden böyle yaptığını sormalarını istedi. O da, "İhlas suresi Rahman'ın sıfatlarını ihtiva ediyor, bu yüzden bu sureyi okumayı severim" deyince bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah-u Teala'nın da onu sevdiğini müjdeleyiniz" buyurdu. Çünkü İhlas suresi Er-Rahman'ı izah ediyor. Çünkü Allah'ı sevdiğin zaman, Allah'ın isim ve sıfatlarını da sevmek istersin ve sen Allah'ın isim ve sıfatlarını sevdiğin zaman Allah da seni sever. İşte biz de O'nun isimlerini çalışarak, anlamlarını öğrenerek Allah'a olan sevgimizi artıracağız. Ve bu, ibadetlerimizin de daha samimi ve ihlaslı olmasına vesile olacak inşallah. Allah cc bu bilgiyi hepimize faydalı kılsın.

Bir bilgi daha vererek bugünkü ism-i şerifimize geçelim.
Allah cc O'nun hakkında bilgimiz olmadan kendisi hakkında konuşmamamız konusunda bizi uyarmıştır. Kuran ve sünnette olmayan bir terim kullanmak yanlıştır. Mesela Allah gökyüzünün mimarı ve yerin mühendisidir demek uygun değildir. Çünkü Allah Kendisini böyle isimlendirmemiştir. El-Halık, El-Bari, El-Müsavvir demeliyiz.
 
Bu sebeple biz de Rabbimizi O'nun bize Kendini tanıttığı gibi tanımaya devam ediyoruz. 

Bu derste El-Kahhâr ism-i şerifini çalışacağız. Kahhâr, düşmanlarını kahreden ve perişan eden, gücünün üstünde güç olmayan, mutlak galibiyetin sahibi ve her an kahretmeye muktedir olan. 

 Allahu teala Kahhar'dır, her yönüyle üstün ve daima galiptir. Kuvvet ve kudretiyle her şeyi içinden ve dışından kuşatmıştır. Hiçbir şey O'nun bu kuşatmasından dışarı çıkamaz. O'na karşı her şeyin boy­nu büküktür. Kahrına ne yer ne gök dayanabilir. Kahrı ile nice ümmetleri ve milletleri mavf ve perişan etmiştir.

Kahhar ismi bu manalarıyla; Allah’a isyan eden Ad kavmi, Semud kavmi, Nuh kavmi gibi bir çok kavimde tecelli etmiştir. Allah O kavimleri Kahhar ism-i şerifi ile kahretmiş ve mahvetmiştir.

Yine Kahhar ismi, binlerce kişinin öldüğü depremlerde, sel felaketlerinde, ağaçları kökünden koparan fırtınalarda, kasırgalarda ve maddi musibetlerde tecelli ettiği gibi, imansızlık ve küfür musibetinde de tecelli etmektedir. Zira iman nimetinden mahrum olanlar devamlı olarak kalben ve ruhen sıkıntı çekerler. Bu da manevi bir kahır olduğu için el-Kahhar isminin bir tecellisidir. 

Kahhar ism-i şerifi ile dünyada onları böyle manevi bir kahır ile kahreden Allah, ahiret aleminde de Kahhar isminin en geniş aynası olan cehennemde onları perişan ederek, adaletini ve mutlak galibiyetin tek sahibi olduğunu gösterecektir. Evet cehennem, el-Kahhar ismine en geniş ayna olarak ehl-i isyanı içine alacaktır.

Madem biz bu aleme, bu alemin sahibi olan Allah’ı tanımak ve O’na iman etmek için geldik. Ve madem her şeyde O’na açılan pencereler ve hakka giden yollar vardır. O halde bizler her şeyde Rabbimizin isimlerini görmeli ve bu isimlerle  O’nu zikir ve tesbih etmeliyiz. Mesela;
Helak olan bir kavmin kalıntılarını gördüğümüzde; Allah’ın kahrının, adaletiyle tecelli ettiğini, kendisine isyan edenleri helak ettiğini, her şeyin O'nun kudret elinde olduğunu görürüz. Hiçbir asi O'nun kahrından kaçamaz ve hiçbir zalim O'na karşı gelemez; O mühlet verir ama ihmal etmez.

Ya da bir deprem felaketinde binaların yıkıldığını binlerce kişinin öldüğünü gördüğümüzde; O'nun yeryüzünü kudretiyle bir beşik gibi salladığını, yıkılan bütün binaların ve ölen bütün insanların O'nun Kahhar isminin tecellisi olduğunu anlarız. 

Ancak biliriz ki, bu Kahhar isminin tecellisi altında O'nun rahmeti tecelli ediyor. Çünkü Rabbimiz iman üzere ölenleri şehit kabul ediyor. Çektikleri sıkıntıları, günahlarına keffaret yapıyor, bu sıkıntılarla onların günahlarını döküyor, onların helak olan mallarını sadaka kabul ediyor. Ayrıca ayetlerden de biliyoruz ki, O'nun Kahhar isminin bu tecellisine bizim işlediğimiz günahlar sebep oluyor. 

Rabbimiz bizim sahibimizdir. Biz O'nun Kahhar ismiyle yaptığı bu ikazları dehşet veren korkutmalar olarak değilde, Rahman olan Rabbimizin gidişatımızdan duyduğu endişeyle bizi akıbetimiz konusunda uyarması olarak görürüz.

Üzerimizde hiçbir otoritenin olmadığını düşünmek, yapıp ettiklerimizin tek sorumlusunun kendimiz olduğunu kabul etmemek bu çağın hastalığı maalesef. Şöyle inanıyorlar:
İnsan kendi hayatının gerçek sahibidir, istediğini istediği gibi yapabilir ve kimsenin ona engel olma hakkı yoktur. 

Ancak Kur’an’da bize anlatılan küfür ve şirke baktığımızda, küfür önderlerinin işte tam da bu düşüncenin körüklediği bir kibirle azıp yoldan çıktıklarını ve Allah’ın gücünü sorguladıklarını görürüz. Rabbimiz onlara bir hidayet çağrısı olarak zaman zaman kahrını hatırlatır. Yani sınır tanımayan güç ve kudretini ve her şeyi avucunun içinde tutan kuşatıcılığını onlara yaşatarak gösterir. Bu kahır bazen dünyada, hayat devam ederken burnun sürtülmesi yoluyla olur. (Bakara, 2/211; Enam, 6/6; Hud, 11/102.) Bazen ölüm karşısındaki çaresizliğimizde görürüz gerçek kudret ve tasarruf sahibinin kim olduğunu. (Enam, 6/61.) Bazen de Allah kıyamet sahnelerini anlatırken vurgular kahrını… (Mümin, 40/16; İbrahim, 14/48.)

Rabbimizin kahrını hatırlatması aslında bir hidayet çağrısıdır. Ancak hidayete davet, kahrı hatırlatarak başlamaz; hidayet çağrısı öncelikle akla ve duyulara hitap eden delillerle gelir. (Ra’d, 13/16.) Böylece Allah’ın indirdiği Kitap’ta ve kâinatta sergilediği delillerde Allah’ı bulanlar, hakikati görerek teslimiyetle Allah’a boyun eğerler. 

Bu işe yaramadığında Rabbimiz bize geçmişte yaşanmış çeşitli afet ve belaları hatırlatarak ikaz eder. Kur’an’da anlatılan helak kıssalarında olduğu gibi. Allah-u Teala, Kur’an-ı Kerim’de helak edilen kavimleri anlatırken tek tek hepsinin neden helak edildiklerini de açıklar. Bu da bize O’nun kahrının keyfî olmayıp bir sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan ettiğini gösterir.

Bunlar Rabbimizin korkutmaları değildir; O'nun bizi akıbetimiz konusunda uyarmasıdır. Bu açıdan bakıldığında kahrın arkasında tüm varlığı rahmetiyle kuşatan (Araf, 7/156.) Allah’ın lütuf ve merhameti gizlenmiştir.

İkazlar işe yaramadığında sıra adaletin icrasına gelmiştir. İşte bu noktada bazen adalet; zelil kılan, sınırsız bir güç (kahr) olarak tecelli eder. Bu nedenle Allah Teala’nın Kahhar oluşu kimileri için tehdit, kimileri için tesellidir. Bize düşen safımızı belirlemektir.

Kahhar olana karşı her başkaldırı, bunu yapanın aleyhine döner. İşte bu yüzden Allah’ın kahrından yine O’na sığınmaktan başka çare yoktur. (Enam, 6/17-18.) Bu sığınış da, bizi kahra götüren hatalarımıza tövbe ile başlar, hayatımıza salih amelleri yerleştirerek sürecek olan ıslah çabası ile devam eder. Bazen kişisel bir kusurdan kaynaklanmayan külli kahırlardan da payımıza acının düştüğü olur. Dünya savaşları, salgın hastalıklar ya da tabii afetler gibi. Bu durumda değiştiremeyeceğimiz bu imtihanların hakkımızda hayırla sonuçlanması için tek yapabileceğimiz şey sabırdır. Allah’ın imtihanlarından ancak bu sabırla geçilebileceğini unutmamak gerekir.

İnsanın dünyada Allah’ın yarattığı nizama uyması ve akıbette de cenneti kazanması için önündeki bazı engelleri aşması gerekir. Öfke, şehvet, dünyaya düşkünlük gibi nefsani kuvvetler ile şeytan gibi çeldiricilere söz geçirebilmemiz ancak Kahhar isminin tecellisiyle olur. Bu isim tecelli ettiğinde, insan artık kendine zarar verecek iç ve dış etkilere hâkimiyet kurmuştur; galib olmuştur kimsenin elinde oyuncak olmaz.

Allah’ın Kahir, Kahhar, Galip gibi isimlerini bilen Müslüman, Allah’a karşı derin bir saygıdan doğan bir korku duyar. Esma-i Hüsna’nın tamamına baktığımızda görürüz ki aynı zamanda hem saygı hem korku içermeyen bir sevgi düzgün bir Allah sevgisi değildir. Çünkü insan yapısının derinliklerinde korku da sevgi gibi bir motivasyondur. İnsan; hayatı boyunca sevdiği şeylere ulaşmak, korktuğu şeylerden uzak durmak için çalışır. Kimilerinde ulaşma, kimilerinde kaçınma güdüsü baskındır. Burada sevilen ve elde edilmek istenen şey Allah’ın affı, rahmeti, lütfu, ihsanı gibi cemal isimleri; korkulan ve kaçınılan şey de azabı, cezası, intikamı ve kahrı gibi celal isimleridir; dikkat edin korkulan şey zatı demedik. 

Bu iki yönlü motivasyon insanın mutluluk arayışındaki temel iki duygusuna karşılık gelir. Böylece hiçbir insan hidayet çağrısının dışında kalmamış olur. Herkes ne ile motive oluyorsa ona yapışarak bir üst mertebeye doğru yola çıkar. Nefse ve şeytana galibiyet de böyle sağlanır.

Kahrın zıddı lutufdur. Lutuf, iyi muamele ile birinin gönlünü hoş etmek demektir. Allah'ın kahrı da var­dır, lutfu da vardır. Yani Allah, lutfu için de, kahrı için de sebepler, vasıtalar yaratmıştır. Mesela iman ve irfan, adalet, doğruluk, hayırseverlik ve bütün güzel huylar Allah'ın lutfu­na ulaştıran vasıtalardır. Küfür, şirk, isyan, bilgisizlik, zu­lüm, yalancılık ve bütün kötü huylar da kahrına çarptıran se­beplerdir.

Allah lutfunun da, kahrının da sebeplerini bildiren kitaplar gönderdiği gibi, insanlara bu hakikatleri sezip anlayacak kapasiteyi de bağışlamıştır ve sonra lutfu veya kahrı seçmeyi iradelerine bırakmıştır. 

Görürüz ki insan Allah'ın verdiği bu serbestliğe dayanarak iki sınıfa ayrılıverir: Biri lutfunun sebeplerinden, öteki kahrının se­beplerinden hoşlanır. Her biri bulunduğu tercihe göre arkadaş da bulur, beğendiği yolda yol alır ve bu uğurda ömrünün günleri­ni, saatlerini tüketir gider. Böyle yapmakla biri Allah'ın lutfuna taliptir diğeri de kahrına. Allah'ın kahrından yine Allah'a sı­ğınırız.

O halde Kahhar isminden alacağımız en büyük ders şudur;
Geçmiş asırlara bakıp, o asırlarda yaşayan asi ve inatçı kavimlerin akıbetini hatırlamalıyız. Demek ki insan başıboş değildir. Her vakit bir celal ve kahıra maruzdur. Günahlarından dolayı azabın onu yakalamaması, Allahın kendisine verdiği mühletten dolayıdır. Yoksa Allah asla ihmal etmez.
Bu mühleti bir ganimet bilmeli ve kahhar isminin tokadını yemeden evvel takva dairesine girmeliyiz.

Esmaü'l Hüsna şerhi Ali Osman Tatlısu

İmam Gazali Esmaü'l Hüsna


99 esma sonsuz mana Fatma Bayram

Hiç yorum yok: