14 Mart 2017 Salı

RİYASÜZ SALİHİNE MAHSUS KAVRAMLAR

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Riyasüz Salihin okuyorsanız ya da okutuyorsanız bu kavramlar size faydalı olacaktır inşallah.

1.Istılah:kavram. Belirli bir bilim veya ilim dalında terimler. fıkıh ıstılahı,hadis ıstılahı,tıp ıstılahı,gibi.

2.Sünnet:Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in İslam'ı yaşayarak yorumlaması.

3.Hadis: Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e ait söz,fiil,takrir ve yaratılışıyla ilgili vasıfların herbiri.

4.Senet:Hadis ıstılahında hadis rivayet eden kişilerin  Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e kadar sıralanmasına verilen isim.

"Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibni Hattâb radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:"

 lafızlarına kadar olan kısım senettir.

5.Metin: Senedin bittiği yerde başlayan ve Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in bir sözünü ya da olayı aktaran kısım ise hadisin metnidir.

6.Rivayet:  Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'den itibaren ravilerin hadisleri nakletmesi.

7.Ravi:Hadis nakleden kişi.

Sıhhat derecelerine göre hadis ıstılahları

1.Sahih hadis: Senedinde kopukluk olmayan,bütün ravileri güvenilir olan Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e ait olduğunda hiçbir şüphe olmayan hadistir.
Hükmü; delil olarak kabul edilir ve amel etmek vaciptir.

2.Hasen hadis: Zabtı biraz gevşek olan.
Hadis istilahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan fakat sahih hadise daha yakın olan hadis türüne verilen addır. ravilerinin yalancılıkla suçlanmamış dürüst ve güvenilir olmalarına rağmen hafızalarının sağlamlığı (zabt)( unutkanlık ve yaşlılık gibi) açısından sahih hadis ravilerinin daha aşağı derecede bulunmasıdır.
Hükmü:amel edilebilir. Amel edilmek bakımından makbuldür.

3.Zayıf hadis: Genelde sahih ve hasen şartlarını,kesintisiz bir sened,râvîlerin adaleti (doğruluğu),râvîlerin zabt sahibi olup çok yanılan,gâfil olmaması, meçhul olmaması ve diğer sebeplerden dolayı sağlayamayan hadisdir.

Hükmü: amel edilmez.
Ahlak hadislerinde uygulanabilir,itibar edilebilir.

4.Mütevatir hadis: Yalan üzerinde birleşmeleri imkansız olan raviler topluluğunun, her nesilde yine bu nitelikleri taşıyan bir topluluktan alıp naklettikleri hadislerdir.
Hükmü: kesin bilgi ifade eder. tenkid dışıdır.
Sahihten daha üstündür.

Hadisi söyleyen açısından hadis ıstılahları

1.Kutsi hadis:Ayet olmamak kaydıyla Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in Allah-u Teala şöyle buyurmuştur diyerek Allah'a izafe ettiği hadistir. İlham olunmuş,vahyedilmiş ama ayet değildir.

2.Merfu' hadis: Söz,fiil,takrir(onaylamak),fıtri veya ahlaki vasıf olarak senedi Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e izafe edilen hadistir.

3. Mevkuf hadis: Sahabenin söz,fiil ve takrirlerine dair haberlerdir. Senet sahabede kalır, peygambere ulaşmaz.

4.Maktu' hadis: herhangi bir tabiiye izafe olunan  söz,fiil ve takrirlere denir.
isnadı tâbi'îye kadar uzanan, tâbi'îde kalarak daha ileri gidemeyen hadistir.

5.Muttefekun aleyh hadisler: 
Buhâri ile Müslim'in her ikisinin ittifakla sahih kabul ederek sahihlerine aldıkları hadîslere denir.

 Hadis kaynaklarının farklılıkları

1.Sünen: fıkhi hüküm ihtiva eden hadisleri fıkıh konularına göre düzenlemek suretiyle yazılan kitaplar.

2.Müsned: hadislerin ilk ravisine (sahabe) ismine göre tertip edilerek yazılmış hadis kitabı.

3.Musannef:fıkhi bir hüküm taşıyan merfu, mevkuf, maktu hadisleri fıkıh konularına göre sınıflandırarak yazılan hadis kitabı.

4.Muhtasar:kısaltılmış özet ihtiva eden tekrarları çıkartılmış hadis kitabı.

5.Sahihayn: 2 sahih. Buhari ve Müslim

Bab: bölüm

Sallallahu aleyhi ve sellem: Efendimizin ismi alınınca kısaca salavat getirmek anlamında kullanılan bir kelimedir."Allah ona salat ve selam etsin" demektir.
Aleyhisselam: Ona selam olsun demektir, bir Peygamber için söylenir.
Aleyhimesselam: İkisine selam olsun demektir, iki Peygamber için söylenir.
Aleyhimüsselam: Onlara selam olsun demektir, ikiden çok Peygamber için söylenir.
Radıyallahu anh: Allah ondan razı olsun demektir, genelde bir erkek sahabi için söylenir. İmam-ı Rabbani hazretleri İmam-ı a’zam hazretleri için de kullanmıştır.
Radıyallahu anhâ: Allah ondan razı olsun demektir, bir kadın sahabi için söylenir.
Radıyallahu anhumâ: Allah o ikisinden razı olsun demektir, iki sahabi için söylenir.
Radıyallahu anhunne: Allah onlardan razı olsun demektir, ikiden fazla kadın sahabi için söylenir.
Radıyallahu anhum: Allah onlardan razı olsun demektir, Eshab-ı kiramın tamamı için söylenir.
Rahmetullahi aleyh: Allah ona rahmet etsin demektir, bir erkek için söylenir.

*Ashâb: sahâbî kelimesinin çoğuludur. Sahâbî, müslüman olarak Hz. Peygamber’i gören ve o iman üzere ölen kimseye denir. Herhangi bir sahâbî ile görüşme imkânı bulan kimseye de tâbiîn adı verilir.

*Muhaddis:Senetleri, ravileri, illetleri(sebepler) bilen çok sayıda hadis ezberleyen,hadis ilmine detayları ile vakıf olan kimse.

Ezberledikleri hadis sayılarına göre Muhaddisler

Hafız: 10,000 kadar hadis ezberleyen
Hakim: 100,000 kadar
Şeyhu'l hadis: 200,000
Hüccet'ul islam: 300,000
Hadis imamı: 300,000 den fazla hadis ezberleyen

Hadis-i Şeriflerin arasındaki farklılıklar

1.Kavli(sözlü) hadisler: Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in ağzından çıkan sözler.

Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Köleleriniz ve hizmetçileriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah Teâlâ onları sizin idarenize ve emrinize vermiştir. Kimin idaresi altında kardeşi olursa ona yediğinden yedirsin giydiğinden giydirsin..." (Buhârî İmân 22; Edeb 44; Müslim İmân 38 40).

2. Fiili sünnet: Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in davranış ve uygulamalarını anlatan hadisler.

Hz. Âişe'nin radıyallahu anha Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in Şaban ayındaki nâfile orucu ile ilgili açıklaması fiilî sünnete güzel bir örnektir:

O şöyle nakleder: "Rasulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem öylesine oruç tutardı ki biz daha artık iftar etmez derdik. Bir kere de iftar etti mi biz artık daha oruca niyet etmez derdik" (Buhâri Savm 52 53; Müslim Sıyâm 175 179; Muvatta Sıyâm 56)

3.Takriri hadisler: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in onaylamaları.
a. sukut ederek onaylaması,
b. açık olarak onaylaması.

Meselâ; bir defasında iki sahâbi sahrada su bulamadılar ve teyemmümle namaz kıldılar. Bunlardan biri daha sonra aynı namaz vakti içinde su buldu ve abdest alıp yeniden namaz kıldı; diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi de gelip durumu Rasûlullah  Sallallahü Aleyhi ve Sellem’e anlattılar. Allah Rasûlü: “Suyu bulduğum halde ben namazı iade etmedim” diyene: “Tam sünnete göre hareket ettin”; “suyu bulunca abdest alıp namazı iade ettim” diyene de: “Sana da iki mükafat var” buyurdular.

4.Ahlaki vasıflarını anlatan hadisler: Buhari Bed'ul vahy,5

5.Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in yaratılışı ile ilgili hadisler

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

“ Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem konuşurken (ağır ağır konuşurdu; öyle ki) eğer biri çıkıp, kelimeleri saymak istese sayardı. O, sözü sizin gibi peşi peşine getirmezdi.”(Buhari, Menâkıb 23)

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

FIRKALARA AYRILMAK-3 (Ehl-i Sünnet kime denir?)

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine ve ashâbının (radıyallahu anhum)yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenlerdir. Kitap ve Sünnet üzerinde ittifak etmiş, ihtilâf ve tefrikadan sakınmış, dinde münakaşaya sebep olan hususlarda aklı değil, Kitap ve Sünneti kaynak alan, nasları esas kabul eden topluluktur. Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine tâbi olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte "ehl-i sünnet ve'l-cemaat"denilmiştir.

Ehl-i sünnet vel cemaat itikadının doğru tarifi şöyledir:

Sünnet, Resulullah'ın bildirdiği yoldur. Cemaat da Eshab-ı kiramdır. Sünnet ve cemaat ehli yani Ehl-i sünnet vel-cemaat, Resulullah'ın ve Eshab-ı kiramın gittikleri, itikattaki tek doğru yol demektir.Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kurtuluş fırkası, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır.)
 [Tirmizi]

Dikkat edilirse, Resulullah efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sadece (Benim yolum kurtuluş yoludur) demiyor, (Benim ve Eshabımın yolundan giden kurtulur) buyuruyor.

Cenab-ı Hak, (Sana uyan, bana uymuş olur)buyuruyor. Resulü de, (Benim Eshabıma uyan, bana uymuş olur) buyuruyor. Demek ki Eshabın yolu Allah'ın yoludur, farklı değildir.

Sünnet: İslâm toplumunun yani ümmetin oluşması için Hz. Peygamber'in
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) usûlünün esas alınması ve peygamberi usûlü ittifakla takip eden sahabi cemaâtının yolunun izlenmesidir. İslâm toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah'ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir.

Bunun için Allah Teâlâ, Kur'an ile birlikte Peygambere tabi olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir. "Allah, önceleri açık bir şaşkınlık içinde olan inananlara, Allah'ın âyetlerini okuyan, kötülükten arındıran, Kitabı (Kur'an) ve hikmeti (sünnet) öğreten ve size daha bilmediğiniz nice şeyleri de öğreten bir Peygamber gönderdi" (el-Bakara, 2/151).

Kur'an; farzı, vâcibi tayin etme, helâli, haramı belirleme açısından Allah'ın hükmü ile, Rasûlünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. "Allah ve Rasûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; "dinledik ve itaat ettik" diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar" (en-Nûr, 24/51).

Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid'at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır. "Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131).

İmrân b. Husayn (radıyallahu anh), bize Kur'an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: " sen Kur'an'da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur'an bize çok şeyleri müphem (belirsiz) bırakmış, sünnet onları açıklamıştır."

Abdullah b. Mesud (radıyallahu anh)"Allah'ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini" haber verirken bir kadın "bunlar Kur'an da var mı?" diye sorar. Abdullah b. Mesud şöyle der: "Var tabii, sen şu âyeti okumuyor musun": "Rasûlullah size neyi emrederse onu yerine getiriniz neyi yasaklarsa ondan kaçınınız'' (el-Haşr, 59/7; Abdullah b. Zeyd, Sünnetü'r-Resûl Şakîkatu'l-Kur'ân, s.54).

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurmuştur.  "İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid'at; her bid'at sapıklıktır" (Ebû Dâvûd, Sünne, 5).

- İslam literatüründe ehl-i sünnet ekolü, Fırka-i Naciye olarak da kabul edilmektedir. Bu da onların genel olarak doğru bir çizgide olduklarını -şayet varsa- hatalarının bağışlanabilen türden olduğunu gösterir.

İtikadda orta yol, ehl-i sünnetin yoludur.Ümmet-i Muhammed 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ana özelliği, itidaldir. Cenab-ı Hak, bunu şu şekilde belirtiyor: "İşte böylece biz, sizi orta (dengeli) bir ümmet yaptık" (el-Bakara: 2/143).

Câbir b. Abdullah'tan 
(radıyallahu anh) gelen sahih bir rivâyete göre, Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), toprağa düz bir çizgi çizdi ve bu çizginin üstüne elini koyup, şöyle buyurdu: "İşte bu, Allah'ın yoludur." Daha sonra o çizginin sağına ve soluna da çizgiler çizdi. "Bunlar da değişik tefrika yollarıdır. Herbirinin başında ona çağıran bir şeytan vardır" dedi.

Sonra şu âyeti okudu: "Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun. Sizi o'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın" (en-En'âm, 6/153) (İbn Mâce, Mukaddime, 2; Dârimî, Mukaddime, 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/435). Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) burada dinde sağa sola sapmalara işaret etmiş,doğru yolun ortadaki ehl-i sünnet yolu olduğunu belirtmiştir.

İmam Tahâvî, ehl-i sünnet yolunu şöyle özetlemektedir: Bu din, ifratla tefritin ortası, teşbihle ta'tilin ortası, cebr ile kaderciliğin ortası, ümitsizlikle aşırı güvenin ortası, korku ile ümidin ortası bir yoldur.

(Tahâvi, Şerhû akiteti't- Tahaviyye, 586-588).


Faruk Beşer'in bir yazısından faydalanılmıştır.

13 Mart 2017 Pazartesi

FIRKALARA AYRILMAK-2 (Sevâdu'l-a'zam:)

Kur'an-ı Kerim'de de sahâbîler hakkında şöyle buyurulur: "İlk iman eden, en ön safta bulunan muhacirlerle ensar ve onlara iyilikle tabi olanlardan, Allah razı oldu. Onlar da Allah'dan razı oldular. Allah onlar için ebedî kalacakları, altında ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur" (et-Tevbe, 9/100).

Allah'ın sahabeleri övmesi, sonradan gelen ümmetin onlara tabi olmasını, övülmek için onlara uyun, onlar gibi olun, manasını zımnen ifade eder. Sahabelerden sonra gelen Tabiîn cemaâtından da iyilikle sahabelere uyanların; Allahu Tealâ'nın övgüsüne dahil olduğunu görüyoruz. Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)bir hadisinde bunu şöyle açıklar: "Ümmetimin en hayırlı dönemi, benim içinde yaşadığım dönemdir. Sonra da onların peşinden gelenlerin dönemidir" (Buhâri, Fedâilu's-Sahâbe, 1).

Sahâbilerin Allah ve Rasûlü tarafından övülmesi, sonrakilerin de onların yoluna iyilikle uymak kaydıyla bu övgüye dahil olması hadis-i şeriflerinde uyulması tavsiye edilen "cemaât"ın, sahâbîler ve tabiin cemaâtı olduğunu gösteriyor.

Hz. Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), "size ashabımı (onlara tâbi olmayı) tavsiye ederim, sonra onların peşinden gelenleri, sonra da onların peşinden gelenleri. Daha sonra yalan yaygınlaşacaktır."

Başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın rahmet eli cemaât ile beraberdir" (Tirmizî, Fiten, 7). Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),in cemaatı tavsiye etmesi ve firka-ı nâciyenin(azabdan kurtulacak kesimin) cemaât olduğunu söylemesi, cemaât'ın kimlerden ibaret olduğunun belirlenmesini gerektirmektedir. Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan bir topluluk hariç hepsi cehennemliktir"buyurmuştur. O topluluğun kimler olduğu sorulunca"benim ve ashabımın yolunda olanlar" diye cevaplamıştır. Bir rivâyette "cemaât" denilmiştir. Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: "Ümmetim, sapıklık üzerinde bir araya gelmez. İhtilâf gördüğünüz zaman size 'sevâdu'l a'zam (en büyük olan ve hak üzere bulunan topluluğa katılmayı) tavsiye ederim" (İbn Mâce. Fiten. 8).

Sevâdu'l-a'zam: Sırât-ı Müstakim metodunu benimseme hususunda görüş birliği içinde bulunan topluluk olarak tefsir edilmiştir (İbnü'l-Esir, en-Nihâye, II, 419).
Alimler, ehlisünnet ve cemaatin doğru bir çizgide olduğuna delil olarak bu hadisi zikrederler. 
Hz. Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cemaâta, sevâdu'l a'zama tabi olunmasını emretmiştir.

Cemaât; ilk dönemde, sahabîler; sonraki dönemlerde ise sâlih amel sahibi bilginlerdir.

İmâm Tirmizî şöyle der: Âlimler, cemaâtı şöyle tarif etmişlerdir: "Ehl-i fıkıh, ehl-i ilm ve ehl-i hadis cemaâttir" (Tirmizî, Fiten, 7).

Bu anlamıyla, âlimler cemaâtının sapıtması mümkün değildir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"Allahu Teâlâ ümmetimi sapıklık üzerine bir araya getirmez. Allah'ın rahmet eli cemaâtledir. Kim cemaâtten ayrılırsa; cehenneme atılacaktır" (Tirmizî, Fiten, 7) diye buyurmuştur.

Şehristânî'nin tarifine göre "cemaât, bir sünnet ve metod üzerinde ittifak etmiş insanlar topluluğudur"(Şehristânî, el-Milel, 1, 47).


Faruk Beşer'in bir yazısından faydalanılmıştır.

12 Mart 2017 Pazar

İSLAM'DA AİLE HAYATI:Gelin-kayınvalide arasındaki çekişme


**Bir gelin kayınvalidesine-kayınpederine bakmak zorunda mıdır?

Bir evlat anne ve babasını ziyaret etmek, onların ihtiyaçlarını sormak ve gidermek, onların gönlünü almak zorundadır. Bu, onun evlatlık görevidir.

**Fakat bir gelin kayınvalidesi veya kayınpederine bakmak zorunda değildir. Bunu emreden herhangi bir ayet veya hadis bulunmamaktadır.

Ama kadının kocasına karşı olan görevlerinden bir tanesi, ona iyilikte bulunmasıdır.

Kocasının anne-babası ve akrabalarına iyi davranmayan kadın kocasına da iyilikte bulunmamış olur.

Ayrıca büyüklere iyi davranmak dinimizin tavsiye ettiği güzel davranışlardan bir tanesidir.

** Müslüman hanımların bakıma muhtaç olan kayınpeder ve kayınvalidelerine bakmaları, onların ihtiyaçları ile ilgilenmeleri dinimizce makbul bir iş sayılır ve sevabı da büyük olur. Fakat bu konuda gelinleri bağlayıcı herhangi bir emir yoktur. Anne ve babasına bakması gereken kişiler onların evlatlarıdır. Bu konuda erkeklerin, eşlerini zorlamamaları, ebeveyninin ihtiyaçlarını eşleri yerine bizzat kendileri gidermeli, bu konuda özverili olan eşlerini de daima takdir etmeli ve onların kıymetini bilmelidirler.

*Nikâh akdi esnasında böyle bir şarta evet demedikçe bir kadın kaynanasının hizmetine hukuk olarak mecbur edilemez. Eşinin böyle bir taleb hakkı yoktur. Fakat güzel ahlâk gereği bir kadın, böyle bir meseleyi kendisine sorun etmez. Cariye gibi kullanılmak istenen bir kadının da bunu kabul etmesi beklenemez. Ortası bulunmalıdır.

**Kayınvalide çok eziyet ediyorsa Zulme rıza göstermek gerekmez. Hakkınızın bulunduğuna inanıyorsanız yani ortada bir zulüm varsa, nazik bir yolla hakkınızı arayın. Eşinizden arayın, kayınpederinizden arayın.

**Eşim, kayınvalidesinin görüşmesini istemediği kişilerin davetlerine icabet edip o yerlere gidebilir mi, onlarla görüşebilir mi?

Bir kadının amiri kocasıdır. Kayınvalide gelinine hayat tarzı biçemez. Eğer kocası ‘anneme itaat edeceksin’ şeklinde bir emir vermiş ise o zaman da söz konusu olan kayınvalide değil kocadır.

Kadının dışarı çıkması hususunda ise kocası tam yetkilidir dinimizce. Eğer farz bir durum varsa kocası buna mani olamaz. Ama ideal olan eşlerin bu kadar basit bir meseleyi aralarında istişare ile halletmeleridir.

**Bir kadının, kendine ait evi olması, Allah’ın ona verdiği bir haktır

* İnsanlar evlenerek yeni bir hayat, yeni yaşam tarzı ve yeni akrabalar elde ederler.

Bu yeni akrabalarla olan ilişkiler yine kültürlere göre değişmektedir Bizim kültür ve inancımıza göre eşin annesi ve babası, kendi anne ve baba konumundadır Kayınvalideye anne ve kayınbabaya da baba denilir. Bu kültürümüzde böyle olduğu gibi dinimizin ahlaki boyutunda da bu şekildedir, yani evlenmek suretiyle eşimizin anne ve babası bizim anne-babamız olmaktadır.

Kuran’ı Kerim’in ebeveyn hakkında buyurmuş olduğu kurallar onlar içinde geçerlidir, yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” İsra-23

Kuran’ın bu emir ve yasağıyla hepimiz ana babamıza saygılı davranmaya mecbur ve mükellefiz.eşi de aynı sevgi ve saygıyı gösterse ne güzel, fakat göstermese önünü de alamaz Kimse eşinden anne-babasından vazgeçmesini isteyemez, bu çerçevede sözde fedakarlık bekleyemez zira bu fedakarlık değil, Allah’a isyandır. Kuran açıkça anne-babaya itaati emretmekte, Allah’ın emri karşısında, isyana davet edilene,itaat edilemez.

Allah’ın dininin her anımız için hükümleri bulunmaktadır, eğer ilişkilerimizde bu hüküm ve tavsiyeleri bilip uygularsak kesinlikle sorunsuz, mutlu bir yaşam süreceğizdir temeli İslam ile yoğrulmuş yuvaların mutsuz olması imkansız.

İslam’a göre evlenmenin en büyük hedeflerinden birisi eşlerin psikolojik olarak rahatlığa kavuşmaları ve huzur bulmalarıdır.

Ebû Hureyre anlatıyor (RadiyALLAHu Anh):

“Burnu sürtülsün burnu sürtülsün burnu sürtülsün” buyuruyor Âlemlerin Efendisi (sallALLAHu aleyhi ve sellem) Merakla soruyor Ashâb-ı Kiram “Kimin Ya RasulALLAH?” İçinde müjdeyi ve ikazı barındıran şu enfes cevabı veriyor “Annesi ve babası veya bunlardan bir tanesi yanında yaşlanıp ta cennete giremeyen kişinin” (Müslim/Bir 45)

Evet hem dünya hem de ahiret hayatımız adına eşi bulunmaz bir hazineden haber veriyor Peygamber Efendimiz Rabbimizin emanetleri nazarıyla bakabileceğimiz anne ve babalarımız gerekli saygı ve hürmeti gösterdiğimizde Rahmet kapılarının ardına kadar açılmasını sağlayacak referanslarımızdır

Onların hassas bünyeleri Rabbimizin nazarında o derece önemlidir ki onlara ‘Öf’ bile demek hoş karşılanmamış hatta yasaklanmıştır Bizlerin yetişmesi adına gösterdikleri çaba ve gayrettir onları bu denli kıymetli kılan Onlara verilen bu kutsal değer bereketin ve musibetlerin def’inin en büyük sebebidir aslında

Onlar zannedildiği gibi geçim sıkıntısının sebebi değil getirdikleri bereketle geçim sıkıntısının en büyük engelidirler Bunda zerre kadar şüpheniz olmasın

Gelin-kayınvalide arasındaki çekişme

- Bu çekişmelerin belli başlı sebepleri ön yargılar, alınganlık, kişilik farklılıkları, gelin ve kaynananın haddini aşması, başkasını yönetme isteği, kıskançlık, ruhsal hastalıklar, bencillik, cahillik gibi konulardır.

- Toplumda kayınvalidenin gelinine baskın olma arzusu ve buna karşı gelinin bağımsız olma isteğinin de gelin-kaynana çatışmasının önemli nedenlerinden biridir.

Gelinlere düşen görevler;

Kaynana demek (kaim ana); ana makamına kaim olan demektir. Gelin kayınvalidesini annesinin yerine koyacak. Ona annesi gibi davranacak, muamele edecek.

* Kayınvalide ve kayınpederlere gelin ve damatların “katlanmak zorunda oldukları insanlar” olarak değilde “Onlar bize Allah’ın emanetidir, hatta bizim için dünyada bereket, ahirette kurtuluş vesilesidir” şeklinde bir bakış açısıyla baktıklarında Kur'an ve sünnete uygun davranmış olup aile içinde huzur ve geçimin ana temellerinden birini oluşturmuş olurlar.

* Kendilerinin de birgün kayınvalide olacaklarını hiç akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bilmelidirler ki; kocaları da bir ana evladıdır. Kendileri çocuklarına nasıl düşkünse kayınvalideleri de evlatlarına öyle düşkün olacaktır.

* "Aile fertlerine yaptığın her iyilik onlara sadakadır" hadisi gereğince; Kayınvalidelerine sevgi ve hürmette kusur etmemelidir.

* Gelin kayınvalidesini sık sık ziyaret etmeli, bayramlarda, kandillerde vs. hatırını sormalıdır. Onu arayarak gönlünü almalıdır.

* En kızgın anında bile gelin kayınvalidesi ile münakaşasında terbiye ve edebini muhafaza etmelidir.

* Kendi annesi veya ailesinin özel meselelerini nasıl kimseye söylemiyorsa kayınvalidesi ile yaşadıklarını, ona ait sırları kimseye söylememesi gerekir. Yani sır tutmalı, sırdaş olmalı. Bu durum kayınvalidesinin daha hoşuna gider. Gelinine duyduğu güven artar.

* Herhangi bir konuda asla iddialaşmaması, inatlaşmaması gerekir. "Siz haklısınız, ama benim düşüncem budur" demeli. Konuyu uzatacak sözlerden kaçınmalı. Böyle durumlarda susmak her zaman en büyük sanattır.

Kayınvalideye düşen görev ve sorumluluklar

* Gelinleriniz baba evinden sizin yuvanıza gelip ailenizin bir ferdi oldu artık. Ona Allahın bir emaneti olarak bakın. Çünkü onlar sizlere Allahın bir emanetidir.

* Kayınvalide tüm sevgisini göstermeli, fedakar olmalı, anlayışlı davranmalıdır.

* Kendi kızınızın veya bir aile ferdinin kusurlarını örter gibi gelininizin de kusurlarını örtün. Ufak tefek hatalarını görmezden gelin, olayları büyütmekten kaçının.

* Gelininize emir vererek konuşmayın, daima onunla evladınız gibi hoşgörülü konuşun.

* Gelininizin size dinen bakmak zorunda olmadığını bilin. Ancak ondan gördüğünüz saygı ve hürmet karşılığında ona teşekkür ve dua etmeyi unutmayın.

* Gelininizi oğlunuz ile aranıza gören bir yabancı gibi görmeyin.

* Gelininizi asla azarlamayın, onu her fırsatta övün, ona bir anne şefkati ile davranın.

* Oğlunuz ile gelininiz arasına asla girmeyin, sorunlarına karışmayın ve onları serbest bırakın, kararlarına karışmayın.

* Gelininize sık sık iğneleyici, rencide edici laflar sarfetmekten kaçının.

* En önemlisi gelininizin ailesi ile görüşmesinden rahatsız olmamalı, bu rahatsızlığınızı ima ile de olsa belli etmemelisiniz. Sizin kızınız size geldiği zaman nasıl memnun oluyorsanız; onlar da o kadar memnun olurlar.

* Bu tür olaylarda (varsa eğer) arada kalan genelde eş olur. Koca muhakkak yatıştırıcı olmalı, arayı bulmakta dikkatli davranmalıdır. Karısının ve annesinin birbirleri hakkındaki kötü sözleri birbirlerine aktarmamalıdır.

GELİN VE KAYNANA AYNI EVDE NASIL MUTLU OLUR?

1-Kafanızdaki peşin hükümleri sorgulayın gerçekten de kaynananız(ya da gelininiz) düşmanlığınızı hak edecek kadar kötü biri mi?

2-Aranızda çıkan sorunları peşin hükümlerinizle bütünlemeyin Çıkan her sorunu tek başına ele alın

3-Yanlış bir davranışla karşılaştığınızda bu davranışının nedenleri üzerine tahmin yürütmeyin abartmayın sebebi kendisinden öğrenmeye çalışın göreceksiniz ki büyük bir ihtimalle yanlış anlaşılma vardır

4-Gelin-kaynana aynı insanı sevdiğinizi onun üzerine titrediğinizi onu mutlu etmek için çırpındığınızı hatırlayın

5-Kaynananızı annenizin ya da gelininizi kızınız yerine koyun; annenizden veya kızınızdan ters bir davranışla karşılaştığınız zaman ne yapıyorsanız yine aynısını yapın

6-Birbirinize nispet yapmayın inat etmeyin; gelini kocasına ya da kaynanayı oğluna şikâyetle korkutmaya çalışmayın aranızda gelişen sorunları aranızda çözün; kavga ederek değil ancak konuşarak kalıcı sonuçlara ulaşabileceğinizi unutmayın

7-Birbirinizi sevmiyorsanız bunda kaynana-gelin konusundaki peşin hükümlerinizin etkili rolü olduğunu bilin

8-Sevgisizliğinizi somutlaştırın Kaynananızın(ya da gelininizin) hangi huylarını hangi davranışlarını sevmiyorsunuz?

9-Kaynananızın ya da gelininizin olumsuz yönleriyle olumlu yönlerini alt alta yazın kararınızı buna göre verin

10-Birbirinizi başkalarıyla kıyaslamayın herkesin farklı olduğunu unutmayın

11-Birbirinizi değiştirmeye kalkışmayın olduğu gibi kabullenin ve çatışma unsurları arayacağınıza uyum arayın

12-Farklı kuşaklara mensup insanların(bir de farklı bölgelerin farklı kültürlerinden gelmişlerse)zaman zaman çatışmaları kaçınılmazdır bunu kaynana-gelin ilişkisinin ön çatışma şartı yapmayın farklılıkları abartmayın

Tek cümle ile söylemek gerekirse: Alışkanlıklarımızı düşüncelerimizi geleneklerimizi;kısacası beynimizdeki herşeyi zaman zaman sorgulamayı göze almalıyız.

11 Mart 2017 Cumartesi

FIRKALARA AYRILMAK-1 (Cemaat )


İslam cemaat dinidir. İslam, Cuma namazından, cephelerde saf tutup cihat etmeye varıncaya kadar cemaat olmayı yani farklı mizaç ve ihtiyaç sahiplerinin biraraya gelerek oluşturacakları birlikteliklerle dini yaşamayı emretmiştir.

Ayakta kalabilecek dinin ancak cemaat olarak yaşanan bir din olacağı söylenebilir.

Müslümanların birarada bulunmalarıyla meydana gelen cemaatte herkesin kişisel sorunları olacaktır. Cemaat, o sorunlara rağmen iyi bir kulluk mücadelesinin verildiği zemindir. Cemaat, beşeri yapımıza yenilmeden beraberce İslam'ı yaşama gayretinin adıdır.

Cemaat, bir araya gelme, parçalanmama, tefrikaya düşmeme demektir. Dinin vurgu yaptığı ve olmasını istediği oluşlardan biridir cemaat.

Hz. Peygamber'in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hadislerinde 'cemaat' kelimesi çokça geçiyor:

“Bu ümmet asla bir yanlış üzerinde ittifak etmez, Allah'ın eli cemaatle beraberdir. Siz hep en büyük karartıya/sevad-ı azama tabi olun. Çünkü tek kalan tek başına cehenneme gider” (Tirmizî, Hâkim).

Bir fazla olan, az olandan hep daha hayırlıdır:

“Tek başına bir yolcu bir şeytandır, iki yolcu iki şeytandır. Üç olurlarsa cemaat olurlar” (Ebu Davud).

“Cemaate uyun, çünkü kurt sürüden ayrılan koyunu kapar” (Ebu Davud, Nesaî, Hakim).

Cemaatle olma, kararlarını cemaatle verme öyle büyük bir iksirdir ki, mümin olmayanlar bile bunun bereketini yaşarlar.

Sünnette Cemaat kelimesi genellikle iki anlamda kullanılır: 

1.İtikadi anlamda, Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve onun ashabı gibi inananlar,

2.Bu inanç üzerine kurulu olup İslam ümmetini temsil eden siyasî otorite.

Birincisi Ehli-sünnet vel-cemaat, ikincisi de onun siyasi temsilidir.

Ehli-sünnet 'Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve onun yetiştirdiği ashab' gibi inananlardır. O halde dinde, yani aklın alanı olmayan sabite hükümlerde, akide ve ibadetlerde Hz. Peygamber'in  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benimseyip öğretmediği hiçbir şey dinden ve Ehli-sünnet'ten olamaz. Bu alandaki değiştirmeler, ekleme ya da çıkarmalar bidattir ve her bidat dalalettir, her dalalet de cehenneme götürür.

O halde Rasulüllah'ın 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) istediği 'cemaatle birlikte olma' öncelikle Ehli-sünnet inancını benimsemeyi ve bu inancın kendi otoritesini kurması yolunda çalışmayı gerektirir.

Şu gerçeği iyi anlamamız gerekiyor: “Bu ümmetin başı ne ile salah bulduysa sonu da ancak onunla salah bulacaktır”.

İslam'da cemaatler yoktur, tek bir cemaat vardır, o da başlı/imamı olan İslam ümmetinin dini ve siyasi temsilcisi cemaat-ı kübradır. O cemaat İslam ümmetini bölmez, bütünleştirir. bölenler cemaat olamazlar, 'fırka' olurlar. Efendimiz'in ifadeleriyle, İslam ümmeti de yetmiş üç, yani pek çok fırkaya ayrılacak, ama hepsi cehenneme gidecek sadece 'Cemaat' ile beraber olanlar kurtulacak. Diğer ifadelerinde, “benim ve ashabım gibi yaşayanlar” kurtulacak. Demek ki 'Cemaat' onlar gibi yaşamaya çalışanlardır, diğerleri ise fırkadır.

Şu an "cemaat" olarak adlandırılan oluşumlar; çeşitli alanlarda hizmet veren dernekler, vakıflar, sivil toplum örgütleri, tarikat tekkeleri kısaca mekteplerdir.

Ancak bu oluşumlar da Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in tanımladığı 'Cemaat' olamayacaklarına göre ya birer mektep olup dine hizmet edecekler, ya da fırka olup gidecekleri yeri kendileri belirlemiş olacaklar. Eğer bizden başka doğru yoktur diyenler varsa onlar da fırka olmayı peşinen kabullenmişler demektir. Bu oluşumlar arasında iletişim olursa görülecek ki, aslında ortak yönleri ve ortak hedefleri sanıldığından da fazladır. Yüce Mevlamız'ın dediği gibi; “şüphesiz kalbi olan ve şahit olarak dinleyen için dersler vardır” (Kâf 34/50). Yani her şey yerinde görülecek ve öyle düşünülecektir.

Bu mektepler arası iletişim olmaz ve her biri kendini yegâne hakikat ve cemaat-ı kübra görürse, işte bu başımıza gelenler tekrar gelir. ümmetin yeniden oluşmasını istemeyen, dış güçler fırkaları kullanarak emellerine ulaşırlar.

Cemaatin kullanılması ise mümkün değildir. Çünkü cemaat sevad-ı azamdır, cumhurdur. Resulüllah (sa) buyururlar ki, “Benim ümmetim asla bir hatada ittifak etmez. O halde ihtilafa düşerseniz sevad-ı azama sarılın”.

 Sevad-ı azam cemaattir, o oluşmamışsa ulemadır, tek bir âlim de değildir. Kullanılanlar cemaat olamazlar. Onlar olsa olsa fırka olur ümmeti bölerler.

Böyle büyük bir konuda nefislerimize mağlup olmamalıyız. Efendimiz meseleyi özetlemiş: “Üç şey vardır ki, insanların helak olmasının sebebidirler: Boyun eğilen bir ihtiras/cimrilik, peşine düşülen nefsi arzular ve kişinin sadece kendi görüşünü beğenip onunla kalması”.


Faruk Beşer'in bir yazısından faydalanılmıştır.

İSLAM'DA AİLE HAYATI:Çocuğun, büyükannesi ve büyükbabası ile olan ilişkisi


Türk insanında torun sevgisi çocuk sevgisini bastırır. Bu da problemlere yol açabilir. Çünkü ana-baba bilinçli veya bilinçsiz çocuklarına kendi benimsedikleri metod üzere terbiye vermek ister. Bu metodda sevgi ve şefkate yer olduğu kadar cezaya da yer vardır. Ama dede, nine ve anneanede ağırlık kazanan şey sadece sevgidir. Bu da çocukları dede ve ninelerin beraberlik zamanlarına paralel olarak şımarmalarına vesile olmaktadır.

Dede ve nineler terbiye noktasında ana-babanın düşünce çizgisinde hareket etmeye özen göstermeliler. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun kendi çocuklarının terbiye metodu seçimine saygılı davranmalılar ve torunlarına müdahalede bulunmamalılar, torunları için onlar buna katlanmalılar.

Kendi anne babalarınızla, çocuğunuzu yetiştirme stiliniz ve kararlarınız-kurallarınız hakkında net bir ifade kullanarak konuşun ve size saygı duymalarını, bu şekilde daha fazla yardımcı olabileceklerini dile getirin.

Eğer çocuklarınız anne-babanızdayken kurallarınız işlevsizleşiyorsa ve bu duruma müdahale edemiyorsanız, o zaman hiç savaşa girmeyin. Sadece çocuklarınıza kurallarınızın sizin ‘dört duvarınız arasında’ hala ve daima geçerli olduğunu hissettirin. Büyük anne-baba evi de serbest bölge olarak kalsın. Böylece ne siz çocuklarınız ve kendi ebeveyniniz ile gerginlik yaşarsınız ne de kazanamayacağınız savaşa girmiş olursunuz.

Çocuğun, büyükannesi ve büyükbabası ile olan ilişkisi desteklenmelidir. Çeşitli yaş gruplarından insanlar tanıması, yaşlı insanların sorunları ve çeşitli durumlarla karşısında gösterdikleri tepkileri öğrenme açısından önemlidir. Yaşlanma süreci konusunda fikir sahibi olunur ve farklı yaş grupları arasında farklı davranış türleri sergilendiğini görmüş olur. Bu bilgiler, çocuk için önemlidir. Aksi takdirde, çocuklarda anlayışsızlık ve duygusuzluk söz konusu olur.

Bazen, ebevynin çocuğu için koyduğu sınır ve disiplini zorlarlar. Paranın idareli kullanması gerektiğini söylenmesi, belli bir haftalık verilmesi ve hafta bitmeden herhangi bir para verilmeyerek, bu davranışı oturtmaya çalışan ebevyne karşılık, büyükanne ya da büyükbabanın toruna para vermesi bütün dengeleri bozar.

Bu durum Çocukta, emellerine zahmetsiz ve kolaylıkla ulaşabileceği fikrini doğrur. Yaşamın sorunlarına karşılık, nasıl çözüm yolları bulunabileceğini öğretme çabası engellenmiş olur.

Büyükanne ve büyükbabalar, çocukları şımartma eğilimindedirler. Yıllar geçtikçe, kendi soylarından gelen yeni kuşağı haklı bir zevk ve gurur duygusu izler ve mutluluklarını torunlarına herşeyi vererek sağlarlar. Çocuk, büyükanne ve büyükbabasının hoşgörüsünden sonsuza kadar yararlanmayı çabuk öğrenir.

Ebeveynin disiplininden taviz vermemesi ve değer yargılarına sıkı sıkıya bağlı kalması çocuğun anne ve babasına karşı saygısını arttıracaktır.

Çocuğun, büyükannesi ve büyükbabasının yaptığı şeylerin aynısını, anne ve babasından beklememesi gerektiği anlatılmalıdır ve hissetirilmelidir. Aslında büyükanne ve büyükbabalar, çocuğu şımartmak gibi bir gayeleri yoktur, ancak, hiçbir sıkıcı tarafa katılmadan sadece çocukla birlikte olmanın zevklerini tatmak isterler. Bu da aşırı sevgi ve şefkat doğmasına sebep olur.

Büyükanne ve büyükbabaların aldığı hediyeler, nelerin verilmesini istenmediği belirtildikten sonra çocuğa hiçbir zararı dokunmaz. Yasaklanan şeyleri, çocuğa alma konusunda direniliyorsa, çocukla ebevyn arasında ciddi bir sorun yaşanabilir. Çocuğun eğitimini tehlikeye düşürebilecek durumlarda, en iyi çözüm, kişilerle uzlaşma yolunu bulmaktır. Burdaki en önemli nokta, büyükanne ve büyükbabaların, çocuktan sorumlu ilk kişilerin ebeveynlerin olduğunu kabul etmesidir. Herhangi bir kişi, ebevynin sorumluluğuna karıştığında ya da müdahale ettiğinde, ortaya önemli sorunlar çıkabilir. Büyükanne ve büyükbaba ile ilişkileri dostça sürdürerek, çocuğa alınabilecek hediye konusunda yol göstermek en iyi çözümdür. Onların his ve dileklerini incitmeden, istenilen noktaya gelmek mümkündür. Büyükanne ve büyükbaba, zamanında kendi çocuklarının gelişim aşamasında, sadece eğlenceli kısımlarıyla ilgilenmeyip, bütün sıkıntılı taraflarla da ilgilenmişlerdir. Bu durum, torunlarının sadece eğlenceli aşamaları ile ilgilenmelerini doğurur ve bu da, onların, torunlarına olması gerekenden çok daha fazla şefkat ve hoşgörülü ile yaklaşmalarına sebep olur. Alınan hediyelerde de bu görülebilir. Çocuğun gelişimine zarar verebilecek seçenekler uygun bir dille uyarılmalı ve ebevyn, onların duygularını inciltmeden yol gösterici olmalıdır.




İSLAM'DA AİLE HAYATI: Çocuğun Özgüveni nasıl desteklenir?

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

• Kendini değerli görmesi:

Çocuğun özgüveninin iyi gelişmesi için öncelikle kendini iyi hissetmesi ve kendiyle barışık olması gerekir. Çocuğa değer vererek ve çocuğun gelişimine destek olarak, çocukların kendilerini iyi hissetme konusunda ailelerin büyük katkısı vardır.

• Beklentilerin yaşına ve seviyesine uygun olması:

Ailelerin beklentilerinin, çocuğun gelişim düzeyine uygun olması çok önemlidir. Eğer beklenti düşükse ya da hiç yoksa çocuk kendini geliştirmesi için desteklenmemiş olur. Çocuk ‘nasıl olsa ailem bana beklentilerini yerine getiremeyeceğim için güvenmiyor’ diye düşünür ve kendini hafife alınmış hisseder.

Çocuğun kendisinin bir şeyler yapması çok önemlidir. Çocuk kendi başına bir şeyler yaptıkça ve anne babadan ona güvendikleri hissini aldıkça, o zaman çocuk da kendine güvenmeye başlar. Bununla birlikte, anne babaların yüksek beklentileri, çocuğun öğrenme hevesini ve motivasyonunu düşürür ve bu da çocuğun kendine güvenmemesini sağlar.

• Huzur ve güven duyması:

Yetiştiği ortamın güvenli olması, kayıtsız şartsız sevgi ortamı olması, düzenli ve belirgin sınırları olan bir ortamın olması, yerinde düzeltmelerin, yönlendirmenin ve desteğin verildiği bir ortamın olması (burada ödüllendirme kullanılabilir), hislerinin tanındığı ve kabul görüldüğü bir ortamın olması, birey olduğunu bildiği ve özel ihtiyaçlarının karşılanacağı ve karşılayabileceği bir ortamın olması, çocuğun özgüveninin gelişmesi için önemlidir.

• Davranışlarla örnek olunması:

Anne baba olarak çocuğa örnek olmak gereklidir. Özgüveni tam bir anne baba, bunu çocuğa yansıtır. Bu, özgüveni daha az olan anne babanın çocuğuna yardımcı olamayacağı anlamına gelmez, ancak böyle anne babaların özgüvenlerini yansıtmaları için hangi konularda kendilerinden eminlerse o konuları öne çıkarmaları gerekir. Anne babaların hataları olsa bile bunu çocuğa itiraf etmekten çekinmemeleri gerekir. Özgüven, aynı zamanda eksik yönleriyle baş edebilme ve bir şeyleri yapamayacağını söyleyebilme cesaretinin olması anlamına da gelir.

Çocuğa pozitif yaklaşmak özgüveni için çok önemlidir. Eğer anne babalar çocuklarına güvenirlerse çocuk da kendine güvenir ve öğrenmeye daha cesaretli olur. Başka çocuklarla kıyaslamamak bu durumda önemli rol oynar. Her çocuğu kendi çerçevesinde ve kendi imkanları dahilinde değerlendirmek gerekmektedir. Çocuğun kendini bir birey olarak görmesi için ona imkan verilmelidir.

• Seçim yapmaları için fırsatlar verilmesi:

Anne babalar çocuklarına seçim yapmaları için fırsat vermelidirler. Onların, (küçük) hedefler belirlemelerine ve onlara ulaşmalarına yardımcı olmalı, kendi seçimlerini yaşamalarına izin vermelidirler. Eğer çocuğun kendisi, gerçekçi olmayan bir hedef koymuşsa, anne baba olarak bunun gerçek dışı olduğunu anlatmak (ve göstermek) gerekir. Bunu kabul etmek, çocuk için zor olsa da, gerçekten yapamayacağı bir şeyi görüp kabul etmesi gerekir.

• Sorumluluk verilmesi:

Çocuklara kendi başlarına bir şeyler yapmaları ve keşfetmeleri için imkân vermek gerekir. Bu durumda yanlış yaptıkları zaman bunları fark etmeleri ve sorumluluk almaları önemlidir. Gereken yerlerde yönlendirme yapmakta fayda vardır. Özellikle çocuk için zor olan görevlerde, anne babanın yardımı ve yönlendirmesi çocuğa iyi gelecektir. Bağımsız ve sorumluluk sahibi olması, gelişerek oluşan bir durum olduğu için yönlendirme yapmak gerekir. Bunu yapmak için çocuk ilk olarak yönlendirilir, bazı şeylerin nasıl ele alınacağı öğretilir, başaramadıkları yerde bunun açıklaması yapılır ve yavaş yavaş yardım azalır.

Anne babalar çocuklarının özgüveni konusunda belirleyici midir?


Anne babaların tabii ki çocuklarının özgüveni konusunda etkileri var, ancak başka faktörler de özgüvenlerini geliştirme konusunda etkilidir. Çocuğun kendi doğası, kapasitesi, başkaları tarafından aldığı tepkiler, değerlendirmeler, destek ve çocuğa sağlanan olanaklar da çok önemli. Yani anne babalar çocuklarının özgüveninin oluşumu konusunda etkili ama belirleyici değil.

http://www.milliyet.com.tr/cocugun-ozguveni-nasil-desteklenir--pembenar-detay-cocuk-1458345/

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

9 Mart 2017 Perşembe

İSLAM'DA AİLE HAYATI: İlk yıllardaki anne-baba-çocuk arasındaki ilişki

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

İlk yıllardaki anne-baba-çocuk arasındaki ilişki, çocuğun kendine değer vermesi konusunda etkilidir. Anne baba çocuğa destek olur, yardım eder ve her gelişim aşamasına özen gösterirse çocuğun özgüven gelişimine yardımcı olurlar. Sevgi dolu yetiştirilen bir çocukla, bazı nedenlerden dolayı daha az sevgi ve ilgi gören bir çocuğun kendine değer verme gelişimi farklıdır.

Çocuk, yaklaşık bir yaşından itibaren bir birey olduğunu keşfeder. Kendini tanımaya başlar ve hem kendine hem çevresine güven duymayı öğrenir. İlk yıllarda çocuk, kendi benliğinin farkına varır. Bu farkındalık, ‘nasıl görünüyorum’la başlar. Yavaş yavaş vücudunu tanır ve neler yapabileceğini öğrenir. Kendini başkalarından ayırmayı öğrenir. Kız-erkek ayırımını, çocuk-yetişkin ayırımını öğrenir. Farkındalık, bu şekilde ‘nasıl görünüyorum?’dan ‘neler yapabilirim?’ ve ‘neler yapabiliyorum?’ sorularıyla gelişir. Bu aşama, okul öncesi döneme denk gelir ve çocuğun farkındalığı kendi yaşadıklarıyla gelişir. Yavaş yavaş hisleri ve fikirleri ortaya çıkar, içsel farkındalığa yönelir. Artık ‘nasıl görünüyorum?’ ve ‘neler yapabiliyorum?’ sorularından çok ‘nasıl hissediyorum?’ sorusuna cevap arar.

Çocuğun yaşı ilerledikçe, çevrenin kendisini nasıl değerlendirdiği de, benliğinin oluşumunda rol oynar. Çocuk, çevresindekilerin kendini yargıladığını görür ve bunun kendi yaşanmışlığıyla ve fikirleriyle aynı olmadığını fark eder. Çevrenin bu yargıları, çocuğun kendi benliğinin oluşumunu çok etkiler. Bu etkinin derecesi çocuğun karakterine de bağlıdır; kimi çocuk çevresindeki tepkilere ve değerlendirmelere karşı daha hassas olur ve umursar, kimi çocuk da daha az umursar. Aynı zamanda çevrenin tepkisinin derecesi de çocuğun karakterine bağlıdır. İçedönük, utangaç bir çocuk, dışadönük bir çocuğa göre daha az tepkiler ve değerlendirmeler alır. Bu durumda, içedönük olan çocuk daha az tepki aldığı için, kendini ifade etme konusunda çok fazla desteklenmemiş olur, o zaman da istem dışı olarak çocuktaki farkındalık ve kendi benliği negatif yönde gelişebilir.

Bu dönemde, çocuk çevresindekilerin beklentilerine göre de davranabilir. Arkadaşlığın önemi ve çocuğun bir grup içinde (arkadaş grubu) yer alması artar. Çocuk bu durumda çevresinden (arkadaşlarından) aldığı değerlendirmelere göre davranır. Bu, çocuk için kafa karıştırıcı olabilir, çünkü arkadaşları tarafından kabul gören bir davranış, anne baba tarafından kabul edilmeyebilir. Bazı anne babalar, çocuklarının çekingen olmasını kabul ederler, fakat aynı çocuk başka yetişkinlerden daha atılgan olması gerektiği tepkisini alabilir. İşte, çevresinden aldığı bu farklı tepkiler arasında çocuk kendi benliğini ve farkındalığını oluşturmaya çalışır.


http://www.milliyet.com.tr/cocugun-ozguveni-nasil-desteklenir--pembenar-detay-cocuk-1458345/


Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

7 Mart 2017 Salı

İSLAM'DA AİLE HAYATI: Geliştiren Ana Baba Olmam İçin Ne Bilmem, Ne Yapmam Gerek?

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Çocuklarımızla ilgili yaşadığımız sorunlar:

A) Ortamın özelliklerinden kaynaklanan sorunlara örnekler:

• Ailede anne ve babanın "doğruları" aynı değil.

•  anne ve babanın "doğruları" ile büyükanne ve büyükbabanın "doğruları" uyuşmuyor.

•  "Biz çocuğumuzu terbiyeli, diğer insanlara değer veren düşünceli, nazik insanlar olarak yetiştiriyoruz. Ama okula başladıktan sonra etrafında sürekli küfür eden çocuklar var ve çocuklara bağıran, çağıran, azarlayan öğretmenler var. Çocuk ne yapacağını bilemez hale geldi. Bizim dediğimize mi inansın, yoksa etrafta gördüğü arkadaşlarına ve öğretmenlerine mi?

•televizyon programları çocukları alıp başka bir dünyaya götürüyorlar.

B) Bazı sorunlar çocuğun söz dinlememesinden kaynaklanıyor:

• Çalış diyorum, dersine çalışmıyor.

• O arkadaşlarınla gezme, konuşma diyorum; hala o arkadaşlarla geziyor, konuşuyor.

• O bilgisayarın başından kalk, bilgisayarda fazla vakit geçiriyorsun, diyorum, sözümü dinlemiyor.

Çocuklarınızın davranışlarını denetleyebilir miyiz?

Gerçekte hayır. Yakınlarımızdaki insanların, Eşimizin, öğrencimizin, çocuklarımızın, yönettiğimiz kişilerin davranışlarını etkileyebiliriz, ama denetleyemeyiz. Kendi davranışlarımızın dışında başka hiçbir insanın davranışını denetleyemeyiz.

O zaman anababa olarak önemli bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: "çocuklarımla nasıl bir ilişki içinde olayım ki, onların davranışlarını denetlemeden, "doğru" davranmalarına yardımcı olabileyim?

Bir anne ve baba olarak çocuğumun düşünce ve davranışlarını denetlemem söz konusu olmadığı, ancak etkilemem söz konusu olduğuna göre, çocuğumla ilişkimde en etkili iletişimi nasıl oluşturabilirim?

Evet, işin özü etkili iletişim. Bir anne baba çocuğuyla nasıl etkili iletişim kurabilir?

 Geliştiren aile nasıl olmalı? Bu ailenin özellikleri nelerdir?

Geliştiren ailenin en önemli özelliği, çocuğa kendi yaşamında kendi olarak var olma gücünü vermesidir.

Bu aileler, onları bir birey olarak görüyor ve olduğu gibi kabul ediyor.

Onları diğerlerinden daha özel değil ama bir bütün içinde eşsiz olarak görüyor.

Bu aileler çocuklarına potansiyellerinin en üstüne çıkması için yardımcı oluyor. Aynı zamanda bu konuda bilgi edinme merakı içinde oluyor.

Bu destek için de emek ve zaman vermeye istekliler. Geliştiren aile, kendi sorumluluklarını başka bir kuruma devretmiyor.

AİT OLMA VE BİREY OLMA
Geliştiren aile çocuğunu, hem birey olarak yetiştiriyor hem de aidiyet duygusunu geliştiriyor.

Çok fazla baskı yaparsa, çocuk birey olamıyor.

Çocuğa tanıklık yapıp, sevgisini sunmazsa, çocuk ait hissetmiyor.

Geliştiren aile bu dengeyi hep gözetiyor.

Geliştiren aile, çocuklarının sorunlarını çözmektense, onlarla sohbet içinde kalıp, onun sorunlarını çözmesine destek oluyor.

ÇOCUK MU YURTTAŞ MI?
Geliştiren ailenin en büyük amaçlarından bir tanesi de sadece çocuk değil, diğer insanlarla biz bilinci içinde var olabilen, yurttaşlar yetiştirmek.

Peki, kim iyi bir yurttaş olur?

Başkalarının gözüne girmek değil, kendi gözünde saygınlığını kaybetmeyen, değerleri güçlü insanlar iyi bir yurttaş olur.

Yani geliştiren aile hem kendi potansiyelini geliştiren hem de vatana hayırlı bir evlat yetiştiriyor.

BAŞARI HEYECANI
Geliştiren ailenin çocuğu başarısızlıktan korktuğu için değil, başarı heyecanını yaşamak için başarmak istiyor.

Bu çocuklar ellerinden gelenin en iyisini yapıyor ve başarının heyecanını yaşıyor. 

Başarıyı, ailelerinden veya rezil olmaktan korktukları için istemiyor.

ANNE BABA OLARAK BEN KİMİM?
Geliştiren anne-babanın diğer özelliği de eş ilişkilerinin iyi olması.

Kendi araları iyi olmayan ve sevgi ihtiyacını çocukla karşılayan ailelerde, çocuk özgürce büyüyemiyor ve kötü bir ilişkiyi modelliyor.

Geliştiren aile, çocuğun ‘yüz’ varlığını değil, ‘can’ varlığını geliştiriyor. Çocuk kültür robotu olarak başkaları için değil, kendi değerleri için yaşıyor.

GELİŞTİREN AİLE
Sonuç olarak engelleyen ailenin derdi, çocuğun yanında güçlü olmak ve çocuğu kendi isteklerine göre şekillendirmektir.

Ama geliştiren ailenin özelliği çocuğun kendisi olmasına izin vermek ve bu süreçte onun hep tanığı olmaktır.

Geliştiren aile kendi doğrularının farkındadır. Kolay olanı değil, anlamlı olanı seçer.

En önemlisi de bilen değil, öğrenendir.

Geliştiren aile olmadıkça, mutlu ve kendi olabilen bireyler yetiştirmemiz çok zor.

Doğan Cüceloğlu

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

5 Mart 2017 Pazar

İSLAM'DA AİLE HAYATI: Ailede Anne-Baba ve Çocuklar arası iletişim

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.


Ailede Eşler Arası İletişim: Ailenin temeli eşler arasındaki ilişkidir.

-Sağlıklı bir ilişki, iki kişinin bilinçli olarak, düşünüp taşınıp, sorumluluk içinde aldığı karara dayanır.

-Sağlıklı ilişki içine giren bireyler, diğerini değerli ve onurlu görür, onu olduğu gibi kabul eder.

-Bu kişiler kendi sınırlarının farkındadırlar, sürekli etkileşim ve dayanışmada olmaktan çekinmezler, olgun insanlardır.

-Evliliğin yaşaması için, kendi gereksinimleri ile “Yuvanın” gereksinimleri arasında bir denge kurarlar.

-Kendi bencil sınırları içine kapanıp kalmamaya özen gösterirler.

-Davranışlarıyla olgun insan modelini çocuklarına gösterirler.

-Kendilerine ve diğerlerine saygıları vardır.

Böyle anne-babanın kurduğu aile içinde yetişen çocukların güven ve sevgi gereksinimleri doğal olarak karşılanır. Sağlıklı iletişim kuran böyle bir ailede çocuklar kişisel becerileri gelişir ve kendi kişiliklerini bulabilirler.

Ailede Anne-Baba ve Çocuklar arası iletişim:

Anne-babanın temel görevi, çocuğun duygusal, fiziksel ve sosyal gereksinimlerini karşılamak, bir yandan da sağlıklı gelişimi için en iyi ortamı hazırlamaktır. Çocuk, anne ve babanın ona sunduğu kişilik ve cinsiyet modelleri ile sosyal kuralları ve ahlaki değerleri öğrenerek, karşılıklı bir etkileşim içinde büyür.


-Çocuğun aile üyeleri ile olan ilişkileri, diğer bireylere karşı tutum ve davranışların temelini oluşturur.

-Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır.

Başarısız iletişimin sonuçları:

-Sert bir denetim altında tutulan ya da eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen çocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorluk çekmektedirler.


-Hor gören, cezalandıran ya da hem sevip hem de soğuk davranan anne ve babaların çocukları başka birinin desteği yada yardımı olmadan hiç bir şey yapamayan bir kişilik yapısına sahip olmaktadırlar.

-Çocukluk yıllarında, kendi anne babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen ya da aşırı baskı altında büyümüş bir annenin veya babanın tutumları, bu kötü deneyimler nedeni ile olumsuz olabilir. Bu durum çocukla olumsuz bir iletişim kurulmasına sebep olur.

-Anne ve babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler, bu açlık da bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.

Başarılı iletişimin sonuçları:

-Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar.


-İyi bir iletişimin gerçekleştiği aile ortamında, çocuklar düşünme, düşünce ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığı kazanırlar.

-İşbirliği, yardımlaşma ve paylaşma davranışlarını geliştirirler.

-Evlerinde yakın ilgi, sevgi ile büyüyen, dengeli davranış örüntüleri olan ve eşit davranış gören çocuklar; en etkin ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde en başarılı çocuklar olmaktadırlar.

-Çocukluk döneminde sevgi ve güven duygusuyla yetiştirilen çocuk, mutlu bir ergen adayıdır. Daha o dönemde anne ve babasıyla başarılı bir iletişim kurabilen çocuk, zorlu ergenlik döneminde de aynı arkadaşça ilişkilerini sürdürerek, kişisel sorunlarını kolaylıkla çözebilir.

http://www.pedamed.com.tr/tr/icerik/72/aile-danismanligi-nedir

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

3 Mart 2017 Cuma

İSLAM'DA AİLE HAYATI: Aile Yapısı ve Evlilik (Anne-Baba) İlişkisinin Çocuğa Etkileri

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Mutlu bir evlilik ilişkisi yaşayan ve birbirlerini destekleyen anne babaların, çocuklarının ihtiyaçlarına daha duyarlı olurlar ve onlarla daha olumlu ilişkiler geliştirirler. 

Çatışmalı bir evlilik yaşayan anne-babalar ise, yaşadıkları gerginlik ve sıkıntılar nedeniyle çocuklarının ihtiyaçlarına karşı daha az duyarlı olabilmektedirler.

Bu bağlamda evlilik uyumsuzluğu ya da çatışmasının söz konusu olduğu durumlarda, anne babaların çocuklarıyla olumlu ilişkiler kuramayacağı ileri sürülmektedir. Bu yaklaşımın temelinde, bir ilişki sisteminde meydana gelen duyguların, diğer sisteme aktarılabileceği anlayışı yatar.

Örneğin, anne-baba-çocuk arasında yaşanan bir duygu karı-koca ilişkisini etkileyebilir. Buna göre, anne-babanın evlilik ilişkisi olumluysa, çocuklarıyla ilişkileri olumlu olacak; ilişkileri olumsuzsa çocuklarıyla ilişkileri olumsuz olacaktır.

 Karı- koca arasında yaşanan duygular, ebeveyn-çocuk ilişkisini şu biçimlerde etkiler:

-Çocuğun anne-babasının model oluşturduğu davranışları öğrenmesi,

-Evlilik uyumsuzluğunun, anne-babanın çocuk yetiştirme biçimini etkilemesi, 

-Evlilik ilişkisinde ve anne-baba-çocuk üçlüsünde yaşanan problemlerin stres oluşturması. 

 Çocuğun anne-babasının model oluşturduğu davranışları öğrenmesi:

Çocuklar anne-babalarının davranışlarını model olarak öğrenirler. Anne-babalarını gözleyerek, insanların birbirleriyle anlaşma yollarını öğrenirler. 

 Model alarak öğrenmenin iki yolu vardır: Çocuk anne-babayı model alarak, onların davranışları ile ilgili bilgi kazanır: Eğer anne-babalar, çatışma esnasında birbirlerine düşmanca ve saldırganca davranıyorlarsa, çocuk (yaşına uygun şekilde) saldırganlığı, anlaşmazlıkların çözümünde kabul edilebilir bir yol olarak öğrenir. Çatışmalı ortamlarda saldırgan olmayı öğrenen çocuklar, kendilerinden daha büyük ve daha güçlü gördükleri anne-babalarına karşı saldırgan olmayabilirler, fakat bunun yerine akranlarına veya kendinden küçük çocuklara karşı saldırganca davranabilirler.

 Çocuklar anne-babalarının bu türden davranışlarına ne kadar çok şahit olurlarsa, bu davranışları öğrenme ve saldırganca davranışların pekişme oranı o kadar artar.

 Evlilik uyumsuzluğunun, anne-babanın çocuk yetiştirme biçimini etkilemesi: 

Evlilik uyumsuzluğu yaşayan anne-babaların daha az tutarlı bir disiplin kurdukları öne sürülmektedir. Anne-babaların çocuklarla ilgili kararlarda anlaşmazlık içinde olmaları, farklı davranışlara neden olabilir. Evlilik stresinden kaynaklandığı düşünülen bu durum disiplinde tutarsızlığa neden olur. Bu tutarsızlık da çocuklarıyla ilişkilerinde sorunlara neden olur.

 Evlilik ilişkisinde ve anne-baba-çocuk üçlüsünde yaşanan problemlerin stres oluşturması:

Karı-koca arasında yaşanan sorunlar, ebeveyn-çocuk ilişkisini etkiler. Stres altındaki ebeveynin duygusal olarak, çocuğun ihtiyaç ve arzularını duyarlı bir şekilde karşılayacak durumda olmadığı düşünülür. Bu bağlamda anne-babalarından yeterince ilgi ve sevgi alamayan çocuklarda problem davranışlar gözlenebilir.

Bireyin gelişiminde ve eğitiminde önemli bir işlevi olan aile, iletişim bakımından da çok önemlidir. Aile içi iletişim; aile üyelerinin birbirlerine, sözel ve sözel olmayan davranışları ile verdikleri tepkileri ve mesajları kapsar.

 Etkili bir iletişim, aile üyelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin düşüncelerini ve duygularını anlamalarına, uyum içinde yaşamalarına ve çocukların gelişmesi için uygun bir ortam oluşmasına da katkı sağlayacaktır.

 Bireyin ilk deneyimlerini kazandığı, ilk tutum ve davranışlarının belirlendiği ortam ailedir. Çocuğa yöneltilen ve ona karşı takınılan davranış, ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Bu dönemde çocuk toplumun bir bireyi olacağını öğrenirken aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele de gereksinim duyar.

 Kişiliğin oluşumu için gerekli olan özdeşleştirme, aile içindeki üyeler ile gerçekleşir. Çocuk, toplumda alacağı rollere de bu dönemde hazırlanır.

Ailede kadının geleneksel olarak cinsiyet temeline dayalı iki rolü vardır. Bunlar anne ve eş rolleridir. Baba ise üretim ve koruma ile görevli, dış çevredeki sosyal ve fiziksel sorunları çözen kişidir. Bu nedenle aile içindeki ekonomik gücü temsil eden erkek belirleyici, kadın ise düzenleyici bir roldedir.

Yasemin KULAÇ
Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR