20 Ekim 2016 Perşembe

Mümin bilecek ve düşünecek- Hayrettin Karaman

... Bir müslümanın kulluk vazifelerini yerine getirebilmesi için gerekli olan asgarî din bilgisini edinmesi her mükellefe farzdır. Ümmetin muhtaç olduğu bilgi ve teknolojiyi edinmek ise yeteri kadar kişiye farzdır (farz-ı kifayedir). Ümmet (İslam toplumu) farz-ı kifaye olan bu ilim ve teknolojiyi elde etmek üzere insan yetiştirmek ve gerekli altyapıyı oluşturmakla yükümlüdür.

Bir mümin Allah'a makbul bir kul olmak için nelere nasıl inanacağını (iman) ve neleri nasıl yapacağını (amel) bilmek durumundadır; bu asgari bilgiyi edinmeyip başkalarının bilgisi ile yetinemez; yetinir de yanlış yola giderse bundan sorumlu olur.

Tasavvuf erbabı, bir tarikata girmek isteyene, önce ehl-i sünnet iman esaslarını öğrenip buna göre inancını tashih etmesini şart koşuyorlar.

Eğer bir tarikate veya cemaate girmek isteyen mümin önce bu bilgiyi edinir ve imanını buna göre oluşturursa onu kimse eğri yollara sürükleyemez, çünkü bu bilgi ölçektir, o başkasıyla değil, başkası onunla ölçülür. Bu bilgi ve imana aykırı olan bir söz, yorum, telkin kimden gelirse gelsin kabul edilemez, aykırı konuşan ve davranan kimseden şüphe edilir.

Evet mümin bu bilgi çerçevesinde aklını kullanmak, düşünmek, ölçmek ve biçmek mecburiyetindedir. Bu yükümlülüğünü ihmal eder, “ben itimad ettiğim kişilere kandım, onlara inandım, kendi bilgi ve aklımı kullanmadım“ derse bu mazeret kabul edilmez...

...Allah'tan vahiy almayan hiçbir beşer doğrunun ve iyinin tek temsilcisi olamaz, ancak vahyin ışığında oluşan ümmetin icmaı (ortak akıl) bir ölçüt olabilir.

Mümin her söyleneni ve yazılanı dinler ve okur, ama temel bilgisini ve aklını kullanarak en doğru ve güzel olanı seçer ve ona uygun davranır; beşeri otoriteleri değil, sağlam bilgi ve aklını ölçü olarak alır.

İnsanın kalbini, zihnini Allah'ı unutturacak derecede meşgul eden her şey âyette belirtilen varlıklar kapsamına girer. Şu halde Allah'tan başka bir şeye, -bu şey ister put, ister lider veya önder, isterse para pul, mal mülk, makam mevki olsun- taparcasına bağlananlar, böyle bir şeyi Allah'ı sever gibi sevenler ve bu suretle, Kur'an'ın bütün uyarılarına rağmen şirke sapanlar için artık kurtuluş ümidi yoktur.

Allah'ı ve peygamberi bırakıp da uydurma tanrılara tapınanlar, onları temsil ettiklerini iddia eden din adamlarını dinleyenler ahirette, taptıkları ve yollarını izledikleri varlıkların kendilerinden yüz çevirip kaçtıklarını görünce pişman olacaklar, ama iş işten geçmiş olacaktır. Çünkü dünyaya ikinci kere gelme imkânı yoktur. Dünya hayatı bir keredir, onu iyi değerlendirmek ve ebedi saadete vesile kılmak için akıl yanında ve önünde vahyin rehberliğinden yararlanmak şarttır.


Yazının tamamı için:

Hiç yorum yok: