13 Ekim 2021 Çarşamba

50- El-Bâis ism-i şerifi:


Biz Allah-u Teala’yı tanımaya çalışıyoruz. O'nu, bilimle, felsefe ile, felsefe bulaşmış kelamla ya da batıni tasavvufla hakkıyla tanıyamayız. Allah Azze ve Celle’yi, Ebu Hanife’nin dediği gibi, sadece Kur’an-ı Kerim’de O’nun bize kendini anlattığı ayetlerle, Kur’an’daki ve sahih sünnetteki esması ile bilebiliriz. Biz O’nun zatını değil ayetlerini ve nimetlerini düşünürüz. O bütün sıfatlarında en mükemmel olandır, O’nda hiçbir eksiklik ve kusur yoktur. O, ne yapmışsa en güzelini yapmıştır. İsteklerimizi asla karşılıksız bırakmaz. Biz görevimizi yaptıktan sonra O’na güvenip tevekkül ederiz. O kendisine güveneni güvende kılar. Rahmeti gazabına galiptir. Merhameti sebebiyle nice günahları affeder. Ama ısrar eden suçluları da cezalandırır, bu da makuldür ve fıtrata uygundur. Cezalandırmayan tanrı Allah olamaz. Her şeyin yaratıcısı, yaşatıcısı O’dur.


Gerçek hürriyet böyle bir Allah’a kul olmaktır. Çünkü O’na kul olmayan, sayısız ilahlara kul olmak zorundadır. İnsan sahte ilahların kulluğundan ancak Allah’a inanmakla kurtulabilir.

Bütün isyanlar, günahlar ve yoldan çıkmalar Allah’ın unutulması, yani zikredilmemesi sebebiyledir. Buna ibadetsizlik de diyebiliriz. Zikrin yani O’nu hatırlamanın asgari ölçüsü beş vakit namazdır. Allah’ı unutmamanın O'nu hatırlamanın en etkili bir yolu da O'nu esmasıyla anmaktır. Bunun için de O'nun en güzel isimlerini öğrenmek, kavramak gerekiyor.

İşte bugün kavramaya çalışacağımız ism-i şerifimiz:
Kışın ölen ağaçların bahar mevsiminde diriltilmesini gördüğünüzde ya da kışın ölen sineklerin, böceklerin, bir sonraki baharda aynen diriltildiğini gördüğünüzde Rabbimizi hangi ismiyle zikredersiniz? Ya da bizleri, ölümün kardeşi olan uykudan uyandıran ve ölmüş, çürümüş, toprağa karışmış bütün insanları bir anda diriltecek ve kabirlerinden çıkaracak dediğimizde, Mevla’mızın hangi ismini hatırlarsınız?

Bunlar hep El-Bâis isminin tecellileridir. 

 El-Bâis isminin en geniş manadaki tecellisi, kıyametten sonra bütün insanların diriltilip, kabirlerinden çıkmalarında gözükecektir. Bir diğer manası ise, peygamberler gönderen demektir. Aslında peygamberlerin gönderilmesi de bir nevi diriliştir. Çünkü Peygamberler, bir nevi ölü hükmünde ve hidayetten yoksun olan kavimlere gönderilmiştir. Peygamberler hidayetin yollarını o insanlara göstererek onların manen dirilişine sebep olmuşlardır. Her peygamber, Allah tarafından gönderilmesiyle bu ism-i şerife mazhar olmuştur. Demek, Peygamberler göndererek; ölü kalpleri hidayetle dirilten, Rabbimizin El Bâis ismi şerifidir.

Ba’s kelimesinin sözlükte iki temel anlamı vardır: harekete geçirmek ve diriltmek. Aslında diriltmek de bir nevi harekete geçirmektir. Çünkü hareket diriliğin belirtisidir ve diriltmek ölmüş bedenlere (veya kalp ve akıllara) hareket vermektir. Böyle olunca Bâis ruh vererek bedenlere, peygamber göndererek ruhlara ve düşünceler ilham ederek akıllara hayat ve dirilik veren demektir.

Bildiğiniz üzere ba’s, İslami literatürde asıl ve en yaygın olarak, “kıyamet gününde Allah’ın ölüleri kabirlerinden çıkararak yeniden canlandırması” anlamında kullanılır. Buna göre Bâis isminden ilk anlaşılan vakti saati geldiğinde “ölüleri dirilten”dir.

 Doğum, ana rahminden dünyaya gelişin ismi, ölüm dünyadan kabre göçüşün ismi olduğu gibi, ba’s da kabirden mahşere çıkışın ismidir. Gerçekte, ömrümüzün her safhası bir diriliştir. Ana rahminde nutfeden alaka safhasına geçen bir beden için, nutfe safhası ölmüş, yeni bir devre başlamıştır. Evreden evreye geçerek dokuz ay devam eden bu yolculuk, dünyaya çıkışla yeni bir devreye girer. Ölümle bu safhaya son verildiği gibi, Kabir ile başka bir diriliş başlar. Daha sonra Kıyametin kopması ile kabir hayatı sona erer. 

Bu safhada Allah Teala insanları ölüp toprak olduktan sonra dirilterek kabirlerinden kaldıracak "Mevkıf-ı Arasat" denilen çok geniş, dümdüz, hiç bir ağacın, binanın olmadığı boş bir yere çıkaracaktır. Yani dünyaya geliş gibi, bölük bölük ve birbirinden doğup türeme suretiyle değil, ilk insandan son insana kadar dünyaya ne kadar insan gelmiş geçmişse, hepsi birden kabirlerinden Arasat meydanına çıkarılıvereceklerdir. Bu haktır ve gerçektir, muhakkak surette olacaktır.
Allah-u Teala, bu hakikati bütün indirdiği kitaplarda bildirmiş, bütün Peygamberlerle insanlara duyurmuştur. Böyleyken insanlar içinde ahiret akidesini inkar eden bir sınıf hiç eksik olmamıştır. Her Peygamber, ümmetine bu akideyi haber verdikçe, onlar bu haberi büyük bir şaşkınlıkla karşılamışlardır. Kuran'da hemen her surede bu konuya dair ayetler vardır. Çok defa münkirlerin ağzından
(Sâffât Suresi - 16-20 . Ayetler) "Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken yeniden mi ­diriltilecekmişiz? Geçmişteki atalarımız da mı? dedikleri hikaye edildikten sonra Allah-u Teala, Resulüne ferman buyuruyor: ”De ki: “Evet, siz ba's olunacaksınız; hem de burnunuz yere sürtülerek!" Derhal bütün ölülerin gözü açılıverir. ”Kuşkusuz o, bir tek korkunç sesten ibarettir; bunun ardından onlar şaşkınlıkla etrafa bakıyor olacaklar! “Eyvah” diyecekler, “İşte hesap günü!” Onlara denecek ki: Evet bu, işte sizin yalan dediğiniz fasl günü."

Übey b. Halef adında, Resûl-i Ekrem’e karşı her türlü kötülüğü yapan Kureyş eşrafının yanında yer alan biri, bir gün toprak altında çürümeye yüz tutmuş bir kemiği eline alıp ufaladıktan sonra Resûlullah’a doğru savurarak, “Toz olup gittikten sonra bu kemiğin diriltileceğini mi iddia ediyorsun?” der. Bunun üzerine, Yâsîn suresi 78-79 ayetlerde “Kendi yaratılışını unutup bize karşı misal vermeye kalkışıyor ve şu çürüyüp un ufak olmuş kemikleri kim diriltecek diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltir; çünkü O her türlü yaratmayı gayet iyi bilendir” meâlindeki âyetlerin indiği rivayet edilir. Meryem sûresinde, “İnsan ben öldükten sonra diri olarak mı çıkarılacağım diyor” meâlindeki 66. âyetin de Übey b. Halef’in eline bir kemik parçası alıp ufaladıktan sonra, “Muhammed, öldükten sonra dirileceğimizi zannediyor” demesi üzerine nâzil olduğu belirtilmektedir (Vâhidî, s. 173).

Ardından, Sura ikinci defa üfürüldüğünde artık haşr-ı azam dediğimiz büyük diriliş ile de mahşer hayatı hesap, mizan, sırat ve cennet ve cehennem hayatı başlar.

İnanç problemi yaşayan insanların önemli bir bölümü yaratılışı kabul ettikleri hâlde dirilişi inkâr ederler. (En’am, 6/29; Nahl, 16/38.) Bunun altında dinin koyduğu sınırlara uymamak ve her türlü uhrevi sorumluluğu ret vardır. Eğer dirilmeyeceksek ve ölüm nihai son demekse bütün sorumluluklar anlamını yitirir.
 
Dirilişe ve hesaba iman eden ise inancının belirlediği her alandaki sorumlulukları kabul etmiş demektir. 

Bu nedenle Rabbimiz bütün inkârcılara cevap olmak üzere Kur’an’da diriliş üzerinde çok durur. (Hac, 22/5-7; Lokman, 31/28; Tegabün, 64/7.) Çünkü dirilişi kabul etmemek demek her alandaki sorumluluğu ret anlamında da olduğu için Allah’ı inkârla aynı kapıya çıkar.

Günümüz deistlerinin mantığı da aynıdır. Allah’ın yaratıcılığından bahsederken hayran olunacak sözler eden bu insanlar dirilişi kabul etmeyerek Allah’ı tamamen hayatın dışına itmek isterler. Çünkü diriliş yoksa hesap da yoktur. Hesap yoksa kurallar ve sorumluluklar da yoktur. Ahiret inancının dindeki bu asli yeri nedeniyle Kur’an ve sünnette Allah’a imanla ahirete iman hep yan yana zikredilir. Çünkü biri olmadığında diğeri de işlevsizdir. (Nahl, 16/22.) 

Aslında dirilişten şüphe duymak Allah’ın güç ve kudretinden şüphe duymak demektir. (Ahkâf, 46/33; Kıyamet, 75/3-4.) Oysa Allah ilk yaratılışımızda cansız maddelere hayat vermiş, yani ölüden diriyi çıkarmıştır. (Âl-i İmran, 3/27; En’am, 6/95; Rum, 30/27.) Bunu ilk kez yapmak mı, ikinci kez yapmak mı daha zordur, bunu bile düşünemezler.

Allah-u Teala bir şeyi yaratmak isteyince ona sadece "Ol" der. Bu emirle hemen o şey oluverir. Allah her şeye kâdirdir. Dilerse "ol" der uçsuz bucaksız kainat yok oluverir. Ya da dilerse göz açıp kapamaktan da daha kısa bir sürede yepyeni ve bambaşka âlemler meydana getiriverir.


Hem biz Allah-u Teala‘nın bir damla sudan her gün binlerce insanoğlu yaratıp onlara can verdiğini görüp duruyoruz. Anne karnı da bir çeşit kabirdir ve Bâis olan Rabbimiz her gün binlerce insanı nasıl bu ana karnı kabrinden dünyaya çıkarıyorsa, böylece insanları da kabirlerinden ahiret sahasına çıkaracaktır.

"Ba's", insanın kabrinden kalkması ve can bulması demektir. Dünyaya doğmak da insanın ana karnından çıkmak yolu ile olan bir "ba's"tır. Bu "ba's"'ı gören, yarınki "ba's"'ı gözüyle görmüş demektir.

Bâis kelimesi Kur’an-ı Kerim’de geçmemekle birlikte aynı kökten türeyen elliyi aşkın kelime Allah’a nispet edilmektedir. Bunların çoğunda peygamber gönderme ve dirilişten bahsederken mesela En’am suresi 60. ayette ölümün kardeşi olan uykudan sonra her yeni güne dirilerek başladığımız anlatılır. Özellikle peygamber gönderme konusu Kur’an’da sayısız ayette bu kelime ile ifade edilmiş (Bakara, 2/56, 129.) ve bu şekilde vahyin diriltici yönüne çok açık bir şekilde işaret edilmiştir. (Âl-i İmran, 3/164; Cuma, 62/2.)

Kur’an’da kıyamet gününün mutlaka geleceği (Mü’min, 40/59.), kabirlerin açılacağı (İnfitar, 82/4.), yeryüzünün içindeki ağırlıkları dışarı atacağı (Zilzal, 99/2.) ve Allah’ın insanları tekrar dirilterek yerden ot bitirir gibi topraktan çıkaracağı (Nuh, 71/17-18.), bütün yaratılmışların yeniden canlanarak (Zümer, 39/68.) belli bir hedefe odaklanmış şekilde koşup (Mearic, 70/43.) Rablerinin huzuruna çıkacakları (Yasin, 36/51.) bildirilmiştir.

 Kur’an’a göre kıyametin bir adı da yevmü’l-ba’s -diriliş günü-dür. (Hicr, 15/36; Rum, 30/56.) O gün insanlar arasında dünyada kurulmuş olan hiçbir bağ fayda vermez, herkes kendi derdine düşer, hatta insan kendisinden hak isteyeceklerinden korkarak bütün yakınlarından kaçar. (Abese, 80/34-36.) Herkes tek başınadır. (Meryem, 19/95.) Bazı yüzler ak, bazı yüzler karadır. (Âl-i İmran, 3/106.)

Kur’an, ölümden sonra dirilişi hayretle karşılayan ve bu konuda kesin bilgi sahibi olmak isteyenlerin taleplerini dikkate almış ve onlara cevap olarak, ölmüş ve parçalarına ayrılmış bazı canlıların yeniden diriltildiğini göstererek (Bakara, 2/72-73, 259-260.) diriliş gerçeğini insan zihninin kavrayacağı şekilde ortaya koymuştur. (Burada dikkatimizi çeken bir başka husus diriliş inancıyla alay ederek sorular soranlara hep yaratılış örnek verilirken, gerçek bir öğrenme isteğiyle soru soranlara gerçek canlandırmalarla cevap verilmesidir. Bu iki soru tarzına yaklaşım örnekleri insan ilişkileri ve eğitim metotları açısından son derece öğreticidir.)

İnsanlığın en büyük maksadı beşerin en büyük vazifesi hidayete mazhar olup manen dirilmektir ki bu ancak ve ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e tabi olmakla mümkündür. O’nun sünnetinden ve tebliğ ettiği hükümlere yüz çeviren kalpler görünüşte yaşasa da manen ölü hükmündedir. 

Bu ismi şerife karşı vazifemiz ise öldükten sonra diriltilen tüm mahluklar üzerinde Rabbimizi El Bais ismiyle zikretmek, bir gün kendisinin de ölümden sonra diriltileceğini düşünerek ölümden sonraki o hayat için ciddi çalışmaktır. Yine El Bais isminin tecellisi ile ölü kalpleri hidayetle diriltmek için gönderilen peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve onun sünneti seniyesine tabi olmaktır. Ta ki getirdiği o nur ile manevi hayatımız canlanıp kalplerimiz dirilsin.

Faruk Beşer- Allahu ekber, ‘büyük Allah’tır’ yazısından alıntılar vardır.

En Güzel İsimler 99 Esma Sonsuz Mana-Vaize Fatma Bayram 

https://feyyaz.tv/el-mumin.html

Esmaü'l Hüsna şerhi Ali Osman Tatlısu

Hiç yorum yok: