14 Aralık 2019 Cumartesi

RAD SÛRESİ 20.- 24. ayetlerin tefsiri


Mutlu, Akıllı İnsanların Özellikleri Ve Onlara Verilen Karşılık


20- Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirir­ler, anlaşmayı (misakı) bozmazlar.

21- Onlar, Allah'ın birleştirilmesini em­rettiği şeyi birleştirirler. Rablerinden korkarlar, kötü hesaptan ürkerler.

22-24- Onlar, Rablerinin rızasını dileye­rek sabrederler, namazı kılarlar, kendi­lerine verdiğimiz rızıktan gizlice ve açıkça infak ederler. İyilik yaparak kö­tülüğü ortadan kaldırırlar. İşte onlara ahiret yurdundaki övgüye layık son, gi­recekleri Adn cennetleri vardır. Baba­larının, eşlerinin, çocuklarının sâlih olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip "Sabretmenize karşılık size selâm olsun, sizin sonunuz ne güzeldir" derler.


Açıklaması

Allah Tealâ, Muhammed (s.a)'in peygamberliğini gerçekten bilen ve O'na indirilenlerin hak ve doğru olduğuna inanan akıl sahibi müminleri şu özellik­lerle vasıflandırmaktadır:

1-Ahde Vefa

Onlar, Allah Tealâ'nın Rab olduğunu itiraf ederek, bu konuda verdikleri sözü yerine getirirler. Ayrıca kendileriyle Allah arasında ve yine kendileriyle kullar arasındaki ahitlere sadık kalırlar.

"Allah'ın ahdi" doğruluğu hususunda aklî ve naklî delil bulunan her şey demektir. "Ahit", cins isimdir. Yani, "Allah'ın kullarına vasiyet ettiği emir ve yasakları şeklindeki O'nun bütün farzları" demektir. Bütün farzlara sarılıp, bütün günahlardan kaçınmak, bu hükmün içinde mütâlâ edilir.

2- Andlaşmaları Bozmamak


Verdikleri sözün icaplarını yerine getirirler. Rablerine karşı verdikleri iman sözünü ve insanlarla yaptıkları alış veriş ve diğer muamelelerle ilgili anlaşmaları bozmazlar. Çünkü söz verdiğinde sözünde durmayan, biriyle mücâde­le ettiğinde din ve ahlâk sınırını aşan, konuştuğunda yalan söyleyen ve kendi­sine bir şey emanet edildiğinde hıyanette bulunan münafıklar gibi olmak iste­mezler.

Buharî, Müslim ve Neseî'de Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Münafıkın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildi­ğinde hıyanette bulunur''. Diğer bir rivayette bu alâmetler dört olup, şu şekilde­dir: "Ahitleştiğinde sözünde durmaz ve biriyle mücâdele ettiğinde din ve ahlâk sınırını aşar."

Birçok alime göre; anlaşmayı bozmamakla, ahde vefa göstermek birbirine yakın manalardır. Bu ikisi, farklı olsalar da birbirinden ayrılmayan iki mef­humdur. Ahde vefa etmek manası pekiştirilmek için anlaşmayı bozma yasağı vazedilmiştir. Veya bu, husûsî hükmün açıklanmasından sonra genel mananın ifade edilmesidir.

Katâde şöyle der: "Allah, emrini muhafaza etmek ve önemine işaret etmek için Kur'an'da tam 20 küsur yerde ahde ve anlaşmalara vefa göstermeyi zikret­miştir".

3- Sıla-i Rahim (Akrabalarla İlişkiyi Kesmemek), Allah ve Kullarla İlgili Gözetilmesi Zorunlu Olan Bütün Haklara Riayet Etmek

Onlar, Allah'ın, kendi haklarından birleştirilmesini emrettiği ve koparıl­masını yasakladığı her şeyi birleştirirler. Bu haklardan bazıları, Rasulullah (s.a.)'a cihatta ve cihadın dışında yardım etmek, kulların haklarını gözetmek ve sıla-i rahimdir.

Buharî ve Müslim Enes (r.a.)'dan, Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim rızkının genişlemesini, ömrünün uzamasını arzu ediyor­sa akrabalarıyla bağını arttırsın". Yine fakir ve muhtaçlara yardım edip iyilik­te bulunmak da Allah hakkına bir misaldir. Bu özellik, önceki iki sıfatın içinde yer almasına rağmen, manayı pekiştirmek ve ahde vefanın sadece insanla Allah Tealâ arasında sınırlı kaldığı zannedilmesin diye tekrar zikredilmiştir.

4- Allah 'tan Korkmak

Onlar yaptıkları ve terkettikleri amellerde Rablerinden korkar ve her işle­rinde O'nu gözetirler. "Haşyet" Ta'zim göstererek ve korkulan kimseyi bilerek korkmak" demektir. Bu sebepten Allah, sadece alimlerin Allah'dan daha çok korktuklarını beyan etmiştir: "Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak alimlerdir" (Fatır, 35/28).

5- Azaptan Korkmak

Onlar, ahiret yurdunda kötü bir şekilde ve inceden inceye hesaba çekil­mekten sakınır ve korkarlar. Çünkü ince bir hesaba tabî tutulan kimseye azab edilir. Onlar, hesaba çekilmeden önce nefislerini muhasebe ederler. Çünkü küçük büyük her şey, hesaba dâhildir. Hesaba çekilmekten korkan kimse Allah'a itaata yönelir ve günahlardan sakınır. Dikkat edilmelidir ki dördüncü özellik, Allah'tan korkmaya işaret etmektedir. Bu da Allah'ın azametinden ve büyüklü­ğünden korkmayı icab ettirir. Bu özellik ise dikkatleri kötü bir şekilde hesaba çekilmekten korkmaya yöneltmektedir.

6- Sabretmek

Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylere karşı tutmak, demektir. Onlar, Allah'a itaata, günah işlememeye ve belâlara sabrederler. Böylece Allah'a itaata ve mükellef kıldığı şeylere devam eder, Allah'a isyandan ve günahlardan ya da çirkin şeylerden uzak olur ve başlarına musibet ve belâ geldiğinde Allah'ın tak­dirine razı olurlar. Onlar, riya ya da şöhret için değil bilâkis Allah Tealâ'nın rı­zasını ve sevabını kazanmak için sabrederler.

7- Namazı Dosdoğru Kılmak

Yine onlar, namazı rükün ve şartlarına tam riayet ederek, kalpler Allah Tealâ'ya huşu içinde O'nun rızasına uygun şekilde namaz kılarlar.

8- Hayır İçin Malı Çeşitli Şekillerde Sarfetmek

Onlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden bir kısmını duruma göre gizlice ve açıktan sarfederler. Riya ve gösteriş olmasın diye yaptıkları infâkı kendileriyle Rableri arasında gizli tutar, bazen de teşvik etmek, insanlara öğ­retmek ve örnek olmak için açıktan sarfederler. Bu, ister eşler, çocuklar ve fa­kir akrabalar için yapılan "farz olan" harcama olsun isterse yakın olmayan fa­kir ve miskinler için yapılan "mendup infak" olsun değişmez.

9- Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek

Onlar, cahilliğe karşı yumuşakça muamele etmek ve eziyete karşı sabret­mek gibi kötülüklere iyilikle mukabele ederler. Allah Tealâ "şöyle buyurur: "Bil­gisizler kendilerine laf attığı zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler" Furkan, 125(63); "Faydasız bir şeye rastladıkları zaman yüz çevirip, vakarla geçerler." (Furkan, 25/72). Yine izini silmesi için kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yaparlar.

İmam Ahmed, Ebû Zer (r.a.)'den Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu ri­vayet etmiştir: "Bir kötülük yaptığın zaman hemen peşinden bir iyilik yap ki onu silip yok etsin."

Yine Ahmed, Tirmizi, Hakim ve Beyhaki de Ebû Zer (r.a.)'in rivayetine gö­re Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kötülüğün arkasından hemen bir iyi­lik yap ki onu yok etsin. İnsanlara güzel ahlâkla muamele et." Bilinmektedir ki kötülük yapanlara ve diğer insanlara güzel bir şekilde davranmak daha fazilet­li, daha cömertçe bir muamele ve daha tesirlidir. Çünkü bu, işleri kolaylaştırır, kini defeder ve neticesi daha emindir.

Allah, akıllı müminlerin bu övgüye lâyık özelliklere sahip olduklarını açık­ladıktan sonra onların hak ettikleri karşılığı zikretmiştir.

"İşte onlar için mutlu son vardır." Zikredilen bu özelliklere sahip kimselere dünya ve ahirette güzel son ve mutluluk vardır. Öyleki dünyada düşmanlarına karşı onlara yardım edilir, ahirette de cenneti elde ederler.

Hemen peşinden Allah, bu sonu daha da belirginleştirerek şöyle buyur­muştur: "Adn cennetleri" Bu güzel akıbet, içinde ebedî olarak kalacakları cen­netlerdir.

Hem onlar ve hem de eşlerinden, baba ve çocukları cihetinden sâlih mü­minler bu cennetlere girerler. Bu ayet, cennetteki derecelerin şefaatla yüksele­bileceğini göstermektedir. Yine 'sâlih olmanın' şart koşulması delâlet etmekte­dir ki sırf soy bağı bir işe yaramamaktadır. Neseb bağı, eğer sâlih amelle birlik­te olmazsa hiçbir şey ifade etmez. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Sûra üflen­diği zaman, o gün aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez." (Mü'minün, 23/101). "Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün..." (Şuara, 26/88-89).

Tirmizi'nin rivayetinde, Rasulullah (s.a.), ölüm hastalığı sırasında Fatıma (r.a.)'ya şöyle demişti: "Ey Muhammed kızı Fatıma! Malımdan dilediğini iste. Ancak Allah'ın hakkımdaki takdiri karşısında sana hiçbir şekilde fayda sağlayamam."

Onlar cennete girerken melekler "Dünyada sabrettiğiniz için Allah'ın selâ­mı ve rahmeti üzerinize olsun. Devamlı emniyet ve selâmet içinde olun. Dün­yanın sonucu cennet olması ne güzeldir" diyerek çeşitli kapılardan girip yanla­rına gelirler. "Selâm" kavli, bir mahzûfu ihtiva eder ki takdiri "Selâmün aleyküm derler" şeklindedir.

İbni Cerir ve İbni Ebi Hatim'in Ebu Umâme (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) her yılın başında şehitlerin kabirlerini ziyaret eder ve şöyle derdi: "Sabretmenize karşılık size selâm olsun. Sizin sonunuz ne güzeldir." Aynı şekilde Ebûbekir, Ömer ve Osman (r.a.)'da böyle yaparlardı. [11]


[11] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/129-132.

Hiç yorum yok: