14 Kasım 2019 Perşembe

Mukîm Birinin Su Bulamadığı Ve Namaz Vaktinin Çıkmasından Endişe Ettiği Durum Larda Teyemmüm Alması


Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.


"Fethu'l-Bari" (Sahih-i Buhari Şerhi)
   
7. BÖLÜM TEYEMMÜM

3. Mukîm Birinin Su Bulamadığı Ve Namaz Vaktinin Çıkmasından Endişe Ettiği Durum Larda Teyemmüm Alması

Atâ'ya göre mukîm olan biri su bulamaz ve namaz vaktinin çıkmasından endişe ederse teyemmüm edip namaz kılar.

Hasan-ı Basrî yanında su bulunan fakat kendisine abdest aldıracak birini bulamayan hastanın teyemmüm edeceğini söylemiştir.

İbn Ömer, Cüruftaki bağından geliyordu. Merbedi'n-neam'da iken ikindi namazı oldu. O da, namazını kıldı. Sonra Medine'ye gitti. Şehre girdiği zaman  güneş henüz batmamıştı. Ama o, namazını tekrar kılmadı.

337- İbn Abbâs'ın azatlı kölesi Umeyr'den şöyle nakledilmiştir: "Hz. Meymûne validemizin azatlı kölesi Abdullah İbn Yesâr ile birlikte geliyorduk. Nihayet ensardan Ebu Cüheym İbn Haris İbn Sımme'nin yanına vardık. Ebu Cüheym şöyle dedi: "Hz. Peygamber 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem Bi'r-i cemel denilen yerden geli­yordu. Adamın biri onu karşılayıp selam verdi. Ama Allah Resulü Sallallahü Aleyhi ve Sellem adamın selâ­mını almadı. Bir duvara yöneldi, yüzünü ve elini meshetti. Daha sonra adamın selamına karşılık verdi."

Açıklama

(Mukîm Birinin, Su Bulamadığı ve Namaz Vaktinin Çıkmasından Endişe Et­tiği Durumlarda Teyemmüm Alması): Bu başlıkla İmam Buhârî, teyemmümü iki şarta bağlamıştır. Biri namazın çıkma endişesi, diğeri ise suyun bulunmamasıdır. Suyu kullanamamak da, suyun bulunmamasıyla aynı hükümdedir.

Cüruf, Medine dışında kalan bir yerin adıdır. Sefere çıkılacağı zaman, as­kerler burada toplanırdı.

Merbed ise Medine'ye bir mil uzaklıkta bulunan bir yerin ismidir. Bu rivayet göstermektedir ki İbn Ömer, mukîm birinin teyemmüm yapabileceği görüşünde­dir. Çünkü, bu kadar uzaklıktaki bir yere gidip gelmek seferilik kategorisine girmez. Bu sayede söz konusu rivayet bâb başlığına uygun olur. Hadisten anlaşılan manaya göre İbn Ömer, vaktin çıkıp çıkmamasına bakmamıştır. Çünkü Medi­ne'ye girdiği vakit, güneş hâlâ batmamıştı. Ancak burada bazı ihtimaller söz ko­nusudur. Mesela ibn Ömer, Medine'ye varmadan vaktin çıkacağını düşünmüş olabilir. Belki de, abdesti olmadığı için teyemmüm almamıştır. Zira o, müstehap kabul ettiğinden her namaz için abdest alıyordu. Burada da, abdestli olabilir. Namaz kılmak İsteyince âdeti gereği abdest almak istemiş, su bulamayınca da, abdest yerine teyemmümle yetinmiş olabilir. Buna göre bu rivayet bâb başlığı ile, ancak mukîm olan kimsenin teyemmüm almasının caiz olması uyum içinde olabilir.

İbn Ömer'in namazını tekrar kılmaması, mukîm iken teyemmüm alan kim­senin namazını iade etmemesi gerektiğini söyleyen kimseler İçin delil olmaz. Çünkü, bu ihtimaller bulunduğu için, İbn Ömer'e namazını yeniden kılmasının gerekmediği hususunda ittifak vardır.

Bu meselenin aslı hakkında selef arasında farklı görüşler vardır. Mesela İmam Mâlik, mukîm iken teyemmüm alıp namaz kılan kimsenin, namazını yeni­den kılmasının gerekmediği görüşünü benimsemiştir. İbnu Battal bu görüşü şu şekilde izah etmiştir: "Teyemmüm, namaz vakti girdiği zaman yolcu ve hastalar için getirilmiş bir uygulamadır. Su kullanamayacak durumda olan mukîm kim­seler İçin de, kıyas yoluyla geçerlidir."

İmam Şafiî ise, bu konuda şöyle söylemiştir: "Bu tür olaylar pek nadir ol­duğu için, kişinin namazını yeniden kılması gerekir."

Ebu Yûsuf ile Züfer ise şunu demiştir: "Böyle bir durumda olan kimse, vakit çıksa bile su buluncaya kadar namaz kılmaz."

(Bi'r-i cemel denilen yerden ): Burası, Medine'de bilinen bir yerin adıdır. Bu hadis, Hz. Peygamber   
Sallallahü Aleyhi ve Sellem teyemmüm alırken yanında suyun bu­lunmadığı şeklinde anlaşılır. Kanaatime göre bu, Buhârî'nin tasarrufunun bir gereğidir. Ancak bu hadisi mukim olan kimselerin teyemmüm alabileceğine delil getirmesi eleştirilmiştir. Gerekçe olarak da, teyemmümün Allah'ı anmak için alındığı gösterilmiştir. Çünkü "Selâm" lafzı Allah'ın isimlerinden biridir. Burada namaz kılabilecek duruma gelmek kasdedilmemiştir. Bu eleştiriye şu şekilde cevap verilmiştir: "Hz. Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem abdestli olmadan selâma karşılık vermesi caiz iken, mukîm olduğu sırada teyemmüm alıp ondan sonra selâmı almıştır. O halde, her kim mukîm iken namaz vaktinin çıkmasından en­dişe ederse öncelikli olarak teyemmüm alabilir. Çünkü imkan varken abdestsiz namaz kılınamaz." Bir cevap da şu şekilde verilmiştir: "Hz. Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem, bu te­yemmüm ile abdestsizliğe son vermeyi veya yasak bir şeyi mubah hale getirmeyi kasdetmemistir. Bununla abdestli kimselere benzemek istemiştir. Bu durum, Ramazanda oruç tutmamaları caiz olan kimselerin oruç tutmaya devam etmele­rinin uygun olabileceğine benzer. Ya da bununla hadesi azaltmak istemiştir. Tıpkı daha önce geçtiği gibi, cünüp kimselerin abdest ile hadesi azaltması gibi.

İbn Battal, teyemmümün mutlaka topraktan alınması gerekmediğine bu ha­disi delil olarak getirmiştir. Bu hususta "malum olduğu üzere duvardan Hz. Pey­gamber'in eline toprak bulaşmamıştır" demiştir. Ancak bunun ihtimal dahilinde olduğu belirtilerek görüşü çürütülmüştür. Daha önce İmam Şafiî rivayetinde
[Burada ihtisarda yer almayan bir rivayet kasdediliyor. Fethu'l-Bari'nin aslına müracaat ettiğimiz zaman,babda zikredilen hadisin farklı rivayetlerini görmekteyiz. İmam Şafii'nin rivayetinde Darakutni'nin naklinde yer alan "elini duvara koydu" ifadesinden sonra "asayla onu kazıdı" fazlalığı yer alır. İşte yukarıda referans gösterilen rivayet budur. bk.İbn Hacer, 
Fethu'l-Bari,I,527(H.Aldemir)] geçtiği üzere, duvarda toprak yoktu. Bu yüzden Hz. Peygam­ber Sallallahü Aleyhi ve Sellem âsâsı ile duvarı kazımak ihtiyacı duymuştu.

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Hiç yorum yok: