12 Kasım 2016 Cumartesi

PEYGAMBERİMİZİN sas HANIMLARI 4) Hafsa binti Ömer bin el-Hattab Radiyallahu Anha

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

Mü’minlerin Emiri Ömer (Radiyallahu Anh)’ın kızı olan Hafsa (Radiyallahu Anha) Abdullah bin Ömer’in ana baba bir kardeşi olup onun ablasıydı. Hafsa (Radiyallahu Anha)’nın doğumunun nübüvetten yaklaşık 5 yıl önce olduğu rivayet edilmiştir. Önce, Müslüman olup Habeşistan’a, oradan da Medine’ye hicret eden Huneys bin Huzafe es-Sehmi ile evlenmiş ve kocasıyla beraber her iki hicrette de bulunmuştu.

Huneys (Radiyallahu Anh)’ın Bedir’de aldığı bir yara neticesinde vefat etmesiyle 18 yaşında iken dul kaldı. Hicretten yaklaşık 30 ay kadar sonra da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından nikahlanarak bir kadın için olabilecek en büyük şerefe, Allah’ın en sevgili kulunun hanımı ve ‘Mü’minlerin Annesi’ olma şerefine erdi.

Bu evlilik olayı şöyle olmuştu. Hafsa (Radiyallahu Anha) dul kalınca babası Ömer (Radiyallahu Anh) arkadaşı Osman(Radiyallahu Anh)’a Hafsa’yı teklif etti. Osman (Radiyallahu Anh) düşünmek için zaman istedi ve birkaç gün sonra ihtiyacı olmadığını belirterek reddetti. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh), Hafsa’yı diğer arkadaşı Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’a teklif etti. Ebu Bekir bu teklife susarak bir şey söylemedi.

Ömer (Radiyallahu Anh) bu sükutundan dolayı, ona Osman (Radiyallahu Anh)’dan daha çok gücenmişti. Birkaç gün sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa’ya talip oldu. Ömer (Radiyallahu Anh)’da kızını ona nikahladı. Bu nikahtan hemen sonra Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) Ömer (Radiyallahu Anh) ile karşılaştığında şunları söyledi:

“Sanıyorum ki Hafsa’yı bana teklif ettiğinde sana cevap vermediğim için bana darıldın. Teklifini kabul etmeme mani olan tek şey, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hafsa’yı zikretmesini bilmemdi ve ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sırrını açıklayacak değildim. Şayet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, ben teklifini kabul eder ve onunla evlenirdim.”Buhari 5213

Bu hadiste birçok hüküm ve hikmet bulunmaktadır. Bunlardan birisi sırrı gizlemenin faziletine dairdir. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kendisine verdiği bir sırrı, arkadaşının kendisini kınamasını bile göze alarak açıklamamış ancak, o sır olmaktan çıkınca durumu izah edip özür beyan ederek arkadaşının gönlünü almıştır.

Hadisten çıkarılan diğer ve belki de en önemli hüküm de, kişinin kızını evlenmesi için hayırlı gördüğü salih insanlara teklif etmesinin caizliğidir.

Böyle bir şey her ne kadar içinde yaşadığımız bu dönemde bize yanlışmış gibi gelse de böylesi bir konuda utanma, sıkılma ve benzeri duyguların yeri yoktur. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Dinini ve ahlakını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına talip olursa onu evlendirin. Yoksa yeryüzünde fitneler ve çok büyük fesat olacaktır.”
Tirmizi 1090, İbni Mace 1967

Günümüzde, insanların dini ve ahlakından önce, maddi imkanı ile toplumdaki mevkii ve konumunun araştırılıp ehemmiyet verilmesi sebebiyle evliliklerin büyük çoğunluğu ya boşanmalarla neticelenmekte ya da huzursuzluklarla devam etmektedir. İşi olmadığı veya istenen eşyaları alamadığı için evlenemeyen nice gençlerimiz ise dinen yasaklanmış haramların hemen her çeşidini işleyerek eşya düzmeye gayret etmektedir.

Ellerimizle ektiğimizin karşılığının bundan daha farklı olması beklenemez. Bu fitnelerle yüz yüze gelmek istemiyorsak maddiyatı ön planda tutmadan evlatlarımızı dindar olan, kendilerine denk kişilerle evlendirmemiz gerekir. Çünkü Allah-u Teâlâ yeryüzündeki tüm canlıların rızkını sadece kendi üzerine almıştır. Hud 6 


Geriye, onların sebeplere yapışıp takvaya sarılmaları ve kanaatkar olmaları kalır.

Nitekim Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Kadın dört şeyden dolayı nikahlanır:

1) Malı için,

2) Soyu için,

3) Güzelliği için

4) Dini için. Sen dindar olanı ele geçirmeye bak, teribet yedak.”  
Buhari 5183, Müslim 1466/53

Teribet yedak: Kelimesi Arapların manasını kast etmedikleri teşvik sadedinde kullandıkları bir ifadedir. Anlamı ise elin fakir olsun demektir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Allah herhangi bir kimseyi saliha bir eş ile rızıklandırmışsa şüphesiz ki dininin yarısını yaşamak üzere ona yardım etmiştir. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun, takvaya sarılsın.” Taberani Mucemu’l-Evsad 976, Hakim 2/161

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa (Radiyallahu Anha)’yı bir talakla boşamış, akabinde Cebrail (Aleyhisselam)’ın kendisine gelerek:

“Hafsa’ya dön! Zira o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Ve o muhakkak cennette de senin hanımındır” demesi üzerine hanımına geri dönmüştür. Ebu Davud 2283, Heysemi 9/244

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ölümünden sonra Kur’an hafızı sahabilerin şehit olmaları sebebiyle Kur’an’ın muhafazası gayesiyle Ömer (Radiyallahu Anh)’ın teklifiyle Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) tarafından Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh)’e toplatılıp cem edilerek tek bir mushaf haline getirilen Kur’an’ı Kerim’i muhafaza görevi Hafsa (Radiyallahu Anha)’ya verilmişti.

Osman (Radiyallahu Anh) döneminde İslam’ın birçok beldeye yayılması neticesinde kıraat hususunda hata derecesinde ihtilaflar ortaya çıkınca Osman (Radiyallahu Anh) Kur’an’ın bir nüshasının çıkartılması için Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Zübeyr, Said bin As ve Abdullah bin Haris bin Hişam’dan oluşan heyeti görevlendirdi. Bu arada Hafsa’dan da ondaki nüshayı geri iade etmek üzere istedi.

Neticede mushaflar halinde ortaya koyma işi bitti ve Osman (Radiyallahu Anh) her beldeye bir mushaf göndererek bunun dışında kalan her sahife ve mushafın yakılmasını emretti.

Mü’minlerin Annesi Hafsa (Radiyallahu Anha)’dan 60 hadis rivayet edilmiştir. Kendisinden de kardeşi Abdullah ibni Ömer, Harise bin Vehb, Şüteyr bin Şekel, Muttalip bin Ebi Vedea, Abdullah bin Safvan el-Cühmi ve bir gurup Müslüman hadis rivayet etmiştir.

Hafsa (Radiyallahu Anha) Cemel Vak’ası esnasında Aişe validemizin tarafında olmayı isteyerek Basra’ya gitmeye niyet ettiyse de kardeşi Abdullah ibni Ömer’in müdahalesiyle Medine’de kalmıştır.

Mü’minlerin Annesi ve yeryüzündeki tek mushaf halinde bulunan Allah’ın Kelamı’nın muhafızı olan Hafsa binti Ömer(Radiyallahu Anha) Afrika’nın fethedildiği hicri 41 yılında vefat etmiş ve Cennetu’l-Baki’deki ortaklarının yanına defnedilmiştir.

Allah ondan razı olsun.


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"



EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

Hiç yorum yok: