31 Aralık 2025 Çarşamba

14-İbrâhîm Suresi 49-50. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾49﴿

O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin!

﴾50﴿

Onların giysileri katrandandır; yüzlerini de ateş bürüyecektir.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Bu âyetlerin lafzî anlamına göre o gün suçlular, katrandan giysiler içerisinde, zincirlere vurulmuş, yüzlerini ateş bürümüş olarak Allah’ın huzuruna çıkarılacaklar. Ancak bir yoruma göre 49. âyet, suçluların kendi kötü eylem ve temayüllerini, öte dünyada topluca içine düşecekleri genel umutsuzluğu anlatan bir mecazdır. 50. âyet de hesap gününde günahkâr ruhları kaplayacak olan anlatılamaz acıları, insanı dondurucu korkuları dile getiren temsilî bir ifadedir (Râzî, XIX, 148-149; Elmalılı, V, 3034, Esed, II, 512). Kıyametin kopması, insanların Allah’ın huzurunda toplanmaları ve suçluların âyette tasvir edildiği şekilde Allah’ın huzuruna getirilmeleri, Allah’ın herkese dünyada yaptığı iyi işlerin karşılığında mükâfat, kötü işlerin karşılığında ise ceza vermesi içindir; Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmış olduğu için kimin ne yaptığını bilir, hiçbir şey O’nun bilgisi dışında kalmaz, kimsenin yardımına ihtiyaç duymaksızın hepsinin hesabını anında görür, O’nun hesabı çabuktur.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 327

30 Aralık 2025 Salı

14-İbrâhîm Suresi 48. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾48﴿

Bir gün gelecek, yer başka yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek, insanlar gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah’ın huzuruna çıkacaklardır.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Kıyamet gününde meydana gelecek ve bilinen evreni içine alacak olan toplu ve kökten değişime işaret edilmektedir (krş. Tâhâ 20/105-107). Meâlinde “dönüştürülecek” diye tercüme ettiğimiz tebdîl kavramı Kur’an’da bir şeyin ya özünü (Nisâ 4/56) veya niteliğini değiştirme anlamında kullanılmaktadır (Furkan 25/70; ayrıca bk. Râzî, XIX, 146). Burada her iki anlama da ihtimali bulunduğu için gerek müfessirler gerekse kelâm âlimleri âyeti iki farklı anlamda yorumlamışlardır. Birinci anlama göre kıyamet gününde gökler ve yer de dahil olmak üzere tamamıyla evren yok olacak, daha sonra yeniden yaratılacaktır (özün değiştirilmesi); bu anlamı destekleyen başka âyetler de vardır (Kasas 28/88). İkinci anlama göre ise evrenin maddesi kalacak, nitelikleri değiştirilecektir; meselâ yer küresinin dağları savrulacak, denizleri yarılacak, dümdüz olacak, eğrilik büğrülük görülmeyecek fakat asıl maddesi kalacaktır (vasfın değiştirilmesi; Râzî, XIX, 146). Yerlerin başka bir yere, göklerin de başka göklere çevrilmesi konusunda yapılan yorumlar arasında şunlar da vardır: Yer ateşe (cehenneme), gökler de cennete dönüşecektir. Yer gümüş gibi beyaz, üzerinde kan dökülmedik, günah işlenmedik bambaşka bir yer olacaktır. Bu konuda daha başka yorumlar da vardır (Taberî, XIII, 294). Bu değişimin meydana geldiği kıyamet gününde insanlar, bu arada “kendilerine kötülük etmiş olanlar” dünyada yaptıklarının hesabını vermek üzere kabirlerinden kalkıp hâkimler hâkimi olan Allah’ın huzurunda toplanacaklardır.

Muhammed Esed’in de işaret ettiği gibi bu değişim, mahiyeti itibariyle insanın tanıyıp bildiği ya da tasavvur edebildiği şeylerin ötesinde olduğu için, kıyamet gününde neler olacağına dair Kur’anî tasvirlerin hepsi, kaçınılmaz olarak, temsilî terimlerle ifade edilmiştir; aynı şey, âhirette insanın başına gelecek olan iyi ya da kötü hallerin tasviri için de geçerlidir (II, 512).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 326-327

29 Aralık 2025 Pazartesi

14-İbrâhîm Suresi 46-47. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineşşeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾46﴿

Tuzaklarını Allah bilip dururken onlar tuzaklarını kurmaya devam ettiler. Oysa onların tuzaklarıyla dağlar yıkılıp yok olacak değildi!

﴾47﴿

O halde, sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah güçlüdür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Tuzak kuranların kimler olduğu ve nasıl bir tuzak kurdukları konusunda tefsirlerde farklı yorumlar yer almıştır (Râzî, XIX, 144). Taberî’ye göre bunlar âyette zalim oldukları bildirilen önceki kavimlerdir; uyarılara rağmen Allah’a ortak koşmaya ve O’na karşı saygısızlığa devam etmişlerdir (XIII, 247). Bu yorum âyetin bağlamına ve bütünlüğüne de uygundur. Bununla birlikte âyet, zalimlerin peygamberleri ve onlara inanan müminleri etkisiz hale getirmeye veya ortadan kaldırmaya, sonuç itibariyle Allah’ın dinini yok etmeye çalıştıklarına da işaret eder. Kur’an-ı Kerîm bize Hz. Peygamber zamanındaki inkârcı­ların bu tür tuzaklar kurmaya çalıştıklarını haber vermiştir (Enfâl 8/30). “Oysa onların tuzaklarıyla dağlar yıkılıp yok olacak değildi!” meâlindeki cümle mecaz olarak inkârcıların kurmuş olduğu tuzaklarla Allah’ın dininin yıkılmayacağını ifade eder. Zira Allah Teâlâ gönderdiği kitabı koruyacağını (Hicr 15/9) ve peygamberlerine yardım edip onları zafere kavuşturacağını vaad etmiştir (Gāfir 40/51; Mücâdele 58/21). 47. âyet Allah’ın peygamberlere verdiği sözden dönmesinin söz konusu olmadığını ve zalimlere dünyada mühlet verse bile onları hem dünyada hem de âhirette cezalandırma gücüne sahip bulunduğunu haber vermektedir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 325-326

28 Aralık 2025 Pazar

14-İbrâhîm Suresi - 44-45. Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾44﴿

Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin, “Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha ver de senin davetine uyalım, peygamberlere tâbi olalım” diyecekleri ve onlara, “Sizin için bir yok oluş bulunmadığına daha önce yemin etmemiş miydiniz?” diye sorulacağı güne karşı insanları uyar.

﴾45﴿

Ve sizden önce (bâtılı seçerek) kendilerine kötülük edenlerin yurtlarına yerleşmiştiniz. Onlara ne yaptığımız sizin için açıkça belli oldu, size misaller de getirdik.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir

Bu dünyada Allah’ın birliğine inanmayan, O’na ortak koşan, âhiret hayatını ve Allah’ın oradaki nihaî yargılamasını inkâr eden, dolayısıyla kendilerine kötülük eden kimseler âhiret azabını gördüklerinde dünyada yaptıklarına pişman olacaklar ve kaçırmış oldukları imkânı telâfi etmek için Allah’tan mühlet isteyeceklerdir. “Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha ver” meâlindeki cümle zalimlerin, iman edip güzel işler yapmak, böylece âhiret azabından kurtulmak için dünyaya geri gönderilmek istediklerini ifade eder (krş. En‘âm, 6/23; Mü’minûn 23/99-100). “Sizin için bir yok oluş bulunmadığına daha önce yemin etmemiş miydiniz?” meâlindeki soru, kınama ve yerme mahiyetinde olup zalimlerin bu isteklerinin yerine getirilmeyeceğini gösterir. İnkârcı zalimler bu yeminleriyle öldükten sonra dirilme olmayacağını ve herhangi bir cezaya çarptırılmayacaklarını iddia ediyorlardı (krş. Nahl, 16/38). Oysa onlardan önce de peygamberlere ve onların getirdiği dinî ve ahlâkî değerlere karşı çıkarak kendi felâketlerini hazırlayan Nûh, Âd, Semûd gibi kavimler olmuştu; zalimler onların başına gelen felâketlerden haberdardı; çünkü onların yurtlarına yerleşip aynı çevrede yaşamışlardı (Taberî, XIII, 243). Ayrıca onlara ibret almaları için peygamberler vasıtasıyla benzeri başka misaller de getirilmiş, insanı yoktan yaratan Allah’ın onu öldükten sonra diriltebileceğine ve dünyada cezalandırdığı gibi âhirette de cezalandırabileceğine işaret edilmişti. Fakat onlar bunu görmezlikten ve işitmezlikten gelmişlerdi. 44. âyette Allah Teâlâ, insanların bu kötü duruma düşmemeleri ve dünyada iken âhiret hayatına hazırlık yapmaları için onları uyarmasını Hz. Peygamber’e emretmiştir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 324-325

27 Aralık 2025 Cumartesi

14-İbrâhîm Suresi - 42-43 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾42﴿ Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış;

﴾43﴿ Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” şeklinde çevirdiğimiz cümledeki zalimler –kavram olarak– Hz. Peygamber zamanının müşriklerini de içine almaktadır. Nitekim Lokmân aleyhisselâm da şirkin büyük bir zulüm olduğunu ifade etmiştir (Lokmân 31/13). Bununla birlikte müşriklerin dışındaki zalimleri de kapsamasına bir engel yoktur. Bu sebeple bazı müfessirler bu âyetin mazlumlar için bir teselli, zalimler için bir tehdit ifade ettiğini söylemişlerdir (Râzî, XIX, 141; İbn Âşûr, XIII, 246). Allah Teâlâ’nın, zalimleri yaptıklarından dolayı hemen cezalandırmayıp onlara mühlet vermesi, zalimin yaptıklarından habersiz veya zulme razı olduğu yahut zalimi cezalandırmaktan âciz bulunduğu için değil, onlara tövbe etme imkânı tanımak, tövbe etmedikleri takdirde âhirette gereken cezayı vermek içindir. Nitekim âyetler zalimlerin âhiretteki durumlarını tasvir etmekte ve oradaki cezanın daha şiddetli olacağını göstermektedir.

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0br%C3%A2h%C3%AEm-suresi/1792/42-43-ayet-tefsiri

26 Aralık 2025 Cuma

14- İbrâhîm Suresi - 35-41 . Ayet Tefsiri


             Eûzu billahi mineş şeytânirracîm

                    Bismillahirrahmanirrahim

﴾35﴿ İbrâhim şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!

﴾36﴿ Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu. Bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir; kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin.

﴾37﴿ Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar. İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler.

﴾38﴿ Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

﴾39﴿ Yaşlılığıma rağmen bana İsmâil’i ve İshak’ı armağan eden Allah’a hamdolsun! Şüphesiz rabbim duaları kabul edendir.

﴾40﴿ Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et.

﴾41﴿ Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.” 

                       Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

Hz. İbrâhim’in, güvenli kılmasını Allah’tan istediği şehir Mekke­’dir. Allah Teâlâ önceki âyetlerde (28-34) genel olarak insanlığa verdiği nimetleri hatırlatmıştı. Burada da, Hz. İbrâhim’in duasını kabul etmek suretiyle özel olarak Mekkeliler’e vermiş olduğu nimetleri hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmelerinin gereğine dikkatlerini çekmektedir. Ayrıca Allah’ın verdiği sayısız ve sınırsız nimetlerin şükrünü yerine getiren bir kulun yani Hz. İbrâhim’in Allah’a karşı tutumu, kulluğu, O’na nasıl yalvarıp yakardığı ve O’ndan istedikleri dile getirilmekte, kurtuluşun, Allah’ın birliği ilkesine dayanan Hz. İbrâhim çizgisinde olduğuna işaret edilmektedir.

35. âyette “putlar” diye çevirdiğimiz esnâm (tekili sanem) kelimesi, Allah’tan başka kendisine ilâhî güç veya nitelikler yakıştırılarak tapınma duygusu içerisinde değer verilen ve şirke vasıta kılınan her şeyi ifade eder. “Putlar”dan maksat, onları yapanlar, puta tapmayı icat edip uygulayanlardır. Bu mânada putlar (putperestlik) birçok insanın sapmasına yol açmıştır. Can ve mal güvenliğinin bulunmadığı bir yerde dinî ve dünyevî görevler yerine getirilemeyeceği için Hz. İbrâhim öncelikle beldenin güvenli kılınmasını, sonra da insanlığı mânevî felâketlere sürükleyen putperestlikten hem kendisini hem de soyundan gelenleri korumasını yüce Allah’tan niyaz etmiştir. İbrâhim aleyhisselâm bu şirk vasıtalarından korunan müminleri kendi dininin mensuplarından ve kurtuluşa erenlerden saymış, kendisine karşı gelip isyan edenler hakkında ise, “Sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin” diyerek onları Allah’ın af ve bağışına havale etmiştir. Bu durum Hz. İbrâhim’in şefkat ve merhametinin enginliğini göstermektedir.

Hz. İbrâhim’in Hâcer’den İsmâil adında bir oğlu olmuştu; Hz. İbrâhim Allah’tan aldığı bir işaretle Hacer ve oğlu İsmâil’i Mekke’ye götürüp Kâbe yakınlarında tarıma elverişli olmayan, çorak bir vadiye yerleştirdi. Bu esnada Hz. İbrâhim bu vadinin yerleşim merkezi ve güvenli bir belde haline gelmesi için Allah’a dua etti (Bakara 2/126). Müfessirlere göre İbrâhim bu âyetlerde bildirilen duasını da Mekke yerleşim merkezi haline geldikten ve İsmâil ile birlikte Kâbe’yi inşa ettikten sonra yapmıştır (İbn Kesîr, I, 252). Allah Hz. İbrâhim’in duasını kabul ederek Mekke’yi güvenli bir şehir haline getirmiş ve dünyanın muhtelif yerlerinde yetiştirilen ürünlerin gerek hac ve umre gibi ibadetler, gerekse panayır vb. ticarî vesilelerle buraya getirilmesini sağlamıştır (krş. Kasas 28/57; Ankebût 29/67; Mekke ve Kâbe hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/96).

37. âyetteki “İnsanların gönüllerini onlara meylettir” diye çevirdiğimiz cümle, “İnsanlardan bazılarının gönüllerini onlara meylettir” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu takdirde sadece müminlerin gönüllerinin meylettirilmesi istenmiş olur. 39. âyet dikkate alındığında Hz. İbrâhim’in bu duayı, eşi Sâre’den olan oğlu İshak’ın dünyaya gelmesinden sonra yaptığı anlaşılmaktadır. Rivayete göre Hz. İbrâhim, oğlu İsmâil doğduğu zaman doksan dokuz yaşında, İshak doğduğunda ise 112 yaşında bulunuyordu (İbn Kesîr, I, 252). Tevrat’ta bu bilgi 86 ve 100 yaş şeklinde geçer (Tekvîn, 16/6; 21/5). Hz. İbrâhim’in daha önce yapmış olduğu duasının kabul olunup (Sâffât 37/100) yaşlılığına rağmen kendisine bu iki çocuğun lutfedilmesini Allah’a hamd ve şükürle karşıladığı görülmektedir. (Hz. İbrâhim’in müşrik olan anne ve babasının affı için dua etmesi hakkında bk. Tevbe 9/114).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 321-322

25 Aralık 2025 Perşembe

REGAİB GECESİ

Receb ayının ilk cuma gecesi.

Sözlükte “kendisine rağbet edilen şey, bol ve değerli bağış” anlamındaki ragībenin çoğulu olan regāib kelimesi hadis ve fıkıh literatüründe “bol sevap ve mükâfat, faziletli amel”, özellikle Mâlikî fıkıh kaynaklarında sünnetin mukabili olarak “müstehap, nâfile ibadet” mânalarında kullanıldığı gibi (İbn Ebû Şeybe, II, 49; İbn Abdülber en-Nemerî, I, 127; Hattâb, II, 79) hicrî takvime göre yedinci ay olan recebin ilk perşembesini cumaya bağlayan geceye ad olmuştur (ayrıca bk. KANDİL).

Regaib gecesi, Kur’an’da saygı gösterilmesi istenen ve hadislerde -gün belirtilmeden- oruç tutulması tavsiye edilen haram aylardan (el-Bakara 2/217; el-Mâide 5/2, 97; Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 55; İbn Mâce, “Ṣıyâm”, 43) receb ayında bulunmakla birlikte özellikle tasavvufî eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regaib gecesinde ana rahmine düştüğü, receb ayının ilk perşembe günü oruç tutup gecesinde Regaib namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin asılsız olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir. İbnü’l-Cevzî, Regaib orucu ve namazıyla ilgili hadisin Zâhid Ebü’l-Hasan Nûreddin Ali b. Abdullah b. Hüseyin b. Cehdam (ö. 414/1024) tarafından uydurulduğunu ve hadisin başka hiçbir kaynakta geçmediğini belirtir (el-Mevżûʿât, II, 47). 

Ayrıca isrâ ve mi‘rac olayının Regaib gecesi meydana geldiğine dair rivayetin de aslı bulunmamaktadır (İbn Kesîr, III, 109; Bedreddin el-Aynî, IV, 39). Regaib gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamalar IV. (X.) yüzyılda ortaya çıkmış olup bu gecenin ilk defa kandil olarak kutlanmasına Kudüs’te 448 (1056), Bağdat’ta 480 (1087) yılında başlanmış, Gazzâlî de bütün Kudüs halkının bu geceyi ihya ettiğini söylemiştir (İḥyâʾ, I, 203). Ebû Tâlib el-Mekkî gibi bazı mutasavvıflar Regaib gecesinden söz etmeyip receb ayının ilk gecesini ihya etmenin müstehap olduğunu belirtseler de (Ḳūtü’l-ḳulûb, I, 121) bu geceyle ilgili rivayetlerin çok zayıf ya da uydurma olduğu hadis âlimlerince tesbit edilmiştir.

İslâm âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regaib kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resûl-i Ekrem tarafından genel olarak bid‘atların yasaklanmasının yanı sıra (Buhârî, “Ṣulḥ”, 5) cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını (Müslim, “Ṣıyâm”, 147, 148), bu sebeple Regaib günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmiştir. 

Bir kısım âlimler ise genel anlamda fazileti âyet ve hadislerde belirtilen receb ayının bir gecesi olması dolayısıyla Regaib’in de faziletli gecelerden sayılacağını, namazın en üstün ibadet olup akşamla yatsı arasında nâfile namaz kılmanın fazileti hakkında -zayıf da olsa- hadisler, sahâbî ve tâbiî sözleri (Tirmizî, “Ṣalât”, 204; İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 185; Taberî, XV, 69; XXI, 100) bulunduğunu, müslüman toplumlarda özel zaman dilimleri olduğuna inanılan, dinî duyguların yoğun biçimde yaşandığı bu geceleri vesile ederek kazâ ve nâfile namaz kılmanın, Kur’an okumanın, çeşitli hayırlar yaparak Allah’a yaklaşmaya çalışmanın dinen bir sakıncası olmayacağını ifade etmişlerdir. Bu konuda birinci görüşü savunan Mâlikî fakihi İzzeddin İbn Abdüsselâm ile ikinci görüşü savunan hadis âlimi İbnü’s-Salâh arasında bir münazara gerçekleşmiş (münazaranın tam metni için bk. Sofuoğlu, VII [1992], s. 17-45), âlimlerin birçoğu İbn Abdüsselâm’a hak vermiş, bunun üzerine Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Kâmil, Regaib namazının camilerde kılınmasını ve bu gecenin kutlanmasını yasaklamıştır. Daha sonraki dönemlerde de benzer tartışma ve olaylar meydana gelmiştir. Osmanlı devrinde Molla Fenârî, Regaib gecesi hakkında olumlu görüş belirtmiş, çeşitli dönemlerde bu konuda lehte ve aleyhte risâleler yazılmıştır (, bk. bibl.; , II, 196). Farklı görüş ve uygulamalar günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

HAMDİ TEKELİ

https://islamansiklopedisi.org.tr/regaib-gecesi

BİBLİYOGRAFYA

, “rġb” md.

, I, 259.

İbn Ebû Şeybe, el-Muṣannef (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1409/1989, II, 49.

, XV, 69; XXI, 100.

Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb (nşr. Abdülmün‘im el-Hifnî), Kahire 1991, I, 121.

İbn Abdülber en-Nemerî, et-Temhîd (nşr. Mustafa b. Ahmed el-Alevî – M. Abdülkebîr el-Bekrî), Mağrib 1387/1967, I, 127.

, I, 202-203.

Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Mevżûʿât (nşr. Tevfîk Hamdân), Beyrut 1995, II, 46, 47.

Ebû Şâme el-Makdisî, el-Bâʿis̱ ʿalâ inkâri’l-bidaʿ ve’l-ḥavâdîs̱ (nşr. Osman Anber), Kahire 1978, s. 10, 35, 39, 41 vd.

, VIII, 20.

İbnü’l-Hâc el-Abderî, el-Medḫal, Kahire 1401/1981, IV, 248 vd.

, III, 109.

İbrâhim b. Mûsâ eş-Şâtıbî, el-İʿtiṣâm (nşr. M. Reşîd Rızâ), Kahire 1332, s. 168, 227.

İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), XI, 55.

a.mlf., Telḫîṣü’l-ḥabîr fî taḫrîci eḥâdîs̱i’r-Râfiʿiyyi’l-kebîr (nşr. Abdullah el-Medenî), Medine 1964, II, 80.

Bedreddin el-Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire, ts. (İdâretü’t-tıbâati’l-münîriyye), IV, 39.

Burhâneddin İbn Müflih, el-Mübdiʿ fî şerḥi’l-Muḳniʿ (nşr. M. Züheyr eş-Şâvîş), Beyrut 1400, II, 27.

Hattâb, Mevâhibü’l-celîl, Beyrut 1398, II, 79.

Şemseddin er-Remlî, Nihâyetü’l-muḥtâc, Beyrut 1404/1984, II, 124.

Ali el-Kārî, el-Esrârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa (nşr. Muhammed es-Sabbâğ), Beyrut 1391/1971, s. 459, 461.

, I, 239, 365, 387, 840, 868; II, 1081, 1591, 1655, 2048.

Leknevî, el-Âs̱ârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa (nşr. Ebû Hâcer M. Saîd b. Besyûnî Zağlûl), Beyrut 1405/1984, s. 74, 89, 111.

, II, 26, 48, 235.

, II, 196.

Cemal Sofuoğlu, “Regaib Namazı Hakkında Bir Münazara”, , VII (1992), s. 13-45.

Mebrûk eş-Şeybânî el-Mansûrî, “Ṣalâtü’r-Reġāʾib: Muḥâveletü teʾvîl”, , sy. 187 (2001), s. 29-66.


14-İbrâhîm Suresi - 32-34 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾32﴿ Gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü türlü ürünler çıkaran Allah’tır; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize veren, nehirleri sizin için faydalı olacak şekilde yaratan O’dur.

﴾33﴿ Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için yararlı kılan, gece ile gündüzü faydalanacağınız biçimde yaratan O’dur.

﴾34﴿ O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

Göklerin ve yerin yaratılması, bulutlardan suyun indirilmesi, bu su sayesinde ölmüş olan yeryüzüne yeniden hayat verilmesi, burada canlılar için rızık olarak türlü türlü bitkilerin bitirilmesi olayı Allah’ın varlığı ve birliğini ispat konusunda Kur’an’ın sıkça başvurduğu delillerdendir. Yeryüzündeki canlı varlıkların sudan yaratıldığı (Enbiyâ 21/30), suyun bunlar için hayat kaynağı olduğu, özellikle yağmurun canlılar ve bitkilerin yaşayıp gelişmesindeki rolü, aynı yağmurla sulandığı halde çeşit çeşit bitki ve ürünler veren yeryüzünün bu muhteşem zenginliği göz önünde bulundurulduğunda, bu nimetlere şükretmenin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Müfessirler Allah’ın eşyayı ve tabii güçleri insanın emrine vermesinin, onlardan süreklilik içinde yararlanmasını sağlamak anlamında mecazi bir ifade olduğu kanaatindedirler. Denizde yüzen gemilerin, vadilerden akan ırmakların, düzenli olarak seyreden ay ve güneşin, birbirini izleyen gece ve gündüzün insanın emrine veya hizmetine sunulması, insanın bunlardan yararlanabileceği şekilde yaratılmış olduklarını ifade eder (Taberî, XIII, 225; İbn Âşûr, XIII, 235-236). 

İnsan, hayatının her safhasında bu nimetlerden faydalanmaktadır. Elbette ki Allah’ın lutfettiği nimetler bunlardan ibaret değildir. O, insana maddî ve mânevî daha nice nimetler bahşetmiştir. Nitekim 34. âyette Allah insanların istediği her şeyi verdiğini, bu nimetlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu ifade buyurmuştur. Bütün bu nimetlerden faydalanan insanoğlunun her an Allah’a şükretmesi gerektiği halde o, nimetleri vereni görmezlikten gelerek nankörlük etmekte, O’na ortak koşmaktadır. Bu sebeple Allah, “İnsanoğlu çok zalim, çok nankördür!” buyurarak onun fıtratındaki olumsuz özelliklerine dikkat çekmiştir.

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0br%C3%A2h%C3%AEm-suresi/1782/32-34-ayet-tefsiri

24 Aralık 2025 Çarşamba

ÜÇ AYLAR

ÜÇ AYLAR

İslâm dünyasında her yıl manevî bir iklimin hüküm sürdüğü ve ramazan bayramıyla sona eren üç aylar, müslümanlara dinî hissiyat ve ibadet yoğunluğu eşliğinde gündelik hayatlarını sorgulama, yenileme ve zenginleştirme fırsatı sunmaktadır. Üç ayların faziletine dair Hz. Peygamber’den nakledilen rivayetlerin yanı sıra dinî kültürde mübarek sayılıp kutlanan Regaib, Mi‘rac, Berat ve Kadir gecelerinin bu aylarda yer alması üç aylara ayrı bir önem verilmesine, ibadet, dua, zikir ve hayırlı işlerle daha fazla meşgul olunarak dinî duyarlılığın daha yoğun olarak yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak hadis âlimleri receb ve şâban aylarının fazileti hakkında kaynaklarda mevcut rivayetlerin çoğunun uydurma, önemli bir kısmının zayıf olduğunu ifade etmektedir. Resûl-i Ekrem’in receb ayı girdiğinde, “Allahım, receb ve şâbanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana ulaştır!” şeklinde dua ettiği yolundaki rivayet (Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ, IV, 189; Ebû Nuaym, VI, 269; ayrıca bk. , I, 259) zayıf kabul edilmektedir. Resûlullah’a isnat edilen, “Receb Allah’ın ayıdır, şâban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır” rivayetinin ise aslı bulunamamıştır (Süyûtî, s. 114).

Üç aylarda yerine getirilmesi gelenek halini almış nâfile ibadetlerden biri oruçtur. Receb ve şâban aylarının tamamının oruçlu geçirilerek ramazanla birleştirilmesi “üç aylar orucu” şeklinde adlandırılır. Ramazan ayında kasten bozulan oruçtan dolayı yerine getirilmesi gereken iki aylık kefâret orucunun receb ve şâban aylarında tutularak böylece üç ayların oruçlu geçirildiği de görülmektedir. Üç aylar orucunun âdet haline gelmesinde, bu ayların faziletine dair Hz. Peygamber’den nakledilen rivayetlere dayanıp ramazan ayını dinî duyarlılık ve ibadet yoğunluğu içinde karşılama niyetinin etkili olduğunu söylemek mümkündür. Resûl-i Ekrem’in şâban ayında diğer aylara oranla daha fazla oruç tuttuğu, bazan da tamamını oruçlu geçirdiği hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, “Ṣavm”, 52; Müslim, “Ṣıyâm”, 175, 176). Ancak Resûlullah’ın receb ve şâban aylarını birleştirerek aralıksız oruç tuttuğuna, böylece üç ayları oruçlu geçirdiğine dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet mevcut değildir. Belirli günler dışında her zaman nâfile oruç tutulması mümkündür; ancak fazileti hakkında hadis bulunan ya da belirli zamanlarda tutulması tavsiye edilen nâfile oruçlar arasında üç aylar orucu mevcut değildir.

Receb ayının fazileti ve bu ayda oruç tutulmasıyla ilgili rivayetlerin zayıf olması dolayısıyla bu orucun hükmü hakkında âlimler değişik görüşler ileri sürmüştür. Bazı âlimler receb ayında oruç tutmayı müstehap kabul ederken bazıları, receb ayına özel bir kutsiyet atfedilmesi ve halkın bunu zorunlu bir ibadet şeklinde algılaması endişesiyle bu ayda oruç tutmayı sakıncalı görmüştür. Bir kısım âlimler de özellikle receb ayının tamamını oruçlu geçirmeyi hoş karşılamamıştır. Şâban ayının büyük kısmını ya da tamamını oruçlu geçiren Hz. Peygamber ramazan dışındaki en faziletli orucun şâbanda tutulan oruç olduğunu ifade etmiştir (Tirmizî, “Zekât”, 28). Bundan dolayı şâban ayında oruç tutulması çoğunluk tarafından mendup sayılmakla birlikte Resûl-i Ekrem’in ramazan ayından başka hiçbir ayın bütününü oruçlu geçirmediğine dair hadislere (Buhârî, “Ṣavm”, 52; Müslim, “Ṣıyâm”, 175, 178) ve şâbanın on beşinden sonra orucun terkedilmesine yönelik rivayetlere dayanan bazı âlimler, orucu farz olan ramazan ayına şevkle girmeyi zorlaştıracağı düşüncesiyle bu ayın ikinci yarısında oruç tutmayı mekruh görmüştür.

Dinî gelenekte üç aylara önem verilmesinin sebeplerinden biri de bu aylarda bulunan kandil geceleridir. Receb ayının ilk cuma gecesi Regaib, aynı ayın yirmi yedinci gecesi Mi‘rac, şâban ayının on beşinci gecesi Berat ve ramazan ayının yirmi yedinci gecesi Kadir gecesidir. Regaib ile Berat’ın kutsallığı kesin olmadığı gibi bu gecelerde ifa edilecek ibadetler hakkında kaynaklarda sahih hadislere rastlanmamaktadır. Kandil gecelerinin en önemlisi Kadir gecesidir. Aynı adı taşıyan sûrede Kur’an’ın inmeye başladığı bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir (el-Kadr 97/1-3). Kadir gecesinin ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastladığı görüşü âlimlerin çoğunluğu tarafından benimsenmiştir. Üç aylarda nâfile namaz kılınması, itikâfa girilmesi, bu aylarda yedi sene oruç tutulduktan sonra kurban kesilmesi gibi özel ibadet şekilleri kaynaklarda yer almamaktadır. Üç aylarda vefat eden kimsenin sorgusunun yapılmayacağı yolundaki inanışın da aslı yoktur.

M. KÂMİL YAŞAROĞLU


BİBLİYOGRAFYA

, I, 259.

Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ (nşr. Târık b. Avazullah – Abdülmuhsin el-Hüseynî), Kahire 1415/1995, IV, 189.

Ebû Nuaym, Ḥilye, Beyrut 1405, VI, 269.

, XXV, 290-291.

Süyûtî, el-Leʾâli’l-maṣnûʿa fi’l-eḥâdîs̱i’l-mevżûʿa, Kahire, ts. (el-Mektebetü’t-ticâriyyetü’l-kübrâ), s. 114.

Süleyman Ateş, “Üç Aylar”, Kur’ân Mesajı İlmî Araştırmalar Dergisi, sy. 10-12, İstanbul 1998, s. 44-48.

Faruk Beşer, “Üç Aylar”, İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi (ed. İbrahim Kâfi Dönmez), İstanbul 2006, IV, 2077-2078.

Hacı Mehmet Günay, “Ramazan”, , XXXIV, 433-435.

a.mlf., “Receb”, a.e., XXXIV, 506-507.

M. Kâmil Yaşaroğlu, “Şâban”, a.e., XXXVIII, 207.


https://islamansiklopedisi.org.tr/uc-aylar

14-İbrâhîm Suresi - 31 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾31﴿ İman eden kullarıma söyle: Alım satımın bulunmadığı, dostluğun fayda vermediği o gün gelmeden önce namazlarını dosdoğru kılsınlar, onlara verdiğimiz rızıklardan Allah rızâsı için gizli ve açık harcasınlar.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

Buradaki “alım satım” ifadesi mecazi anlamda kullanılmış olup maksat fidye vermektir. Hesap gününde böyle bir fidyenin kimseden kabul edilmeyeceği Kur’an’da sık sık ifade edilmektedir (krş. Bakara 2/254; Mâide 5/36; namaz hakkında bilgi için bk. Bakara 2/238-239; infak hakkında bk. Bakara 2/245, 254, 261).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 318

23 Aralık 2025 Salı

14-İbrâhîm Suresi - 30 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾30﴿ Allah’a ortaklar koştular ki halkı O’nun yolundan saptırsınlar. De ki: “Biraz daha oyalanın; sonunda döneceğiniz yer ateştir!”

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

Müşrikler, Allah’ın kendilerine lutfetmiş olduğu nimetlere karşı nankörlük etmekle kalmadılar; aynı zamanda Allah’a ortak koşmak suretiyle hem kendilerini hem de başkalarını Allah yolundan saptırdılar. Bu sebeple müşrikler âyetin son cümlesinde “Biraz daha oyalanınız; sonunda döneceğiniz yer ateştir!” buyurularak kınanmış ve tehdit edilmişlerdir.

“Halkı O’nun yolundan saptırsınlar” şeklinde çevirdiğimiz cümleye farklı okunuşlara göre şöyle de mâna verilebilir: “Sonuç olarak kendileri Allah’ın yolundan saptılar.” Buna göre müşriklerin Allah’a ortaklar koşmaları sonuçta kendilerinin Allah yolundan sapmalarına sebep olmaktadır (Râzî, XIX, 123-124; Şevkânî, III, 124).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 318

22 Aralık 2025 Pazartesi

14-İbrâhîm Suresi - 28-29 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾28-29﴿ Allah’ın lütfettiği nimete nankörlükle karşılık verip sonunda toplumlarını helâke uğrayacakları yere, cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? Oraya girecekler; orası ne kötü karargâh!

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

İbrâhim sûresi Mekke döneminde indiği halde bu iki âyetin Medine döneminde hicretin 2. yılında meydana gelen Bedir Savaşı’na katılan müşrikler hakkında indiğine dair rivayetler vardır (Taberî, XIII, 219-223). Burada insanları cehenneme sürükleyenlerden maksat da Kureyş’in ileri gelenleridir. Allah Teâlâ insanlara doğru yolu göstermek ve insanca yaşamalarını sağlamak için başta Peygamber ve onun vasıtasıyla gönderdiği kitap olmak üzere sayılamayacak kadar nimet lutfetmiştir. Bu nimetler karşısında insanların Allah’a şükretmeleri gerekirken birçok kimse O’na ortak koşmak, peygamberi yalancılıkla itham etmek ve Kur’an’ı kabul etmemekle nankörlük etmişlerdir (Bedir ve Bedir Savaşı hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/123; Enfâl 8/5-19).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 318

21 Aralık 2025 Pazar

BİDATLERLE AMEL ETMEMEK 2

Muaviye radıyallahu anh’den şöyle rivayet edildi:

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ayağa kalkarak şöyle buyurdu:

- “Bilin ki sizden önce kendilerine kitap inen kişiler 72 millete bölündüler. Şu (Muhammed) Ümmeti de yetmiş üç parçaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemde birisi cennettedir. Cennette olanlar kitap ve Sünnete sarılan, hidayette olanların amelleri gibi amel yapan kişilerdir.”

Ebu Davud'un rivayetinde şu fazlalık vardır:

- “Ümmetimin içerisinden öyle kavimler çıkacak ki onlara süfli arzuları kuduz mikrobunun vücuda sirayet ettiği gibi sirayet edecektir. Bu hastalık girmedik hiçbir damar ve eklem bırakmaz.”

İmam Ahmed 4/102 ve Ebu Davud 4597

Mevla’nın Kullarına Bir İkramiyesi: Üç Aylar


“Allahümmebâriklenâ fî Recebe ve Şa’bân ve belliğnâ Ramadân”

“Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda bereketli kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/259)

Sahâbeden Muhammed b. Mesleme’nin (r.a.) naklettiği bir hadiste Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allahu Teâla, rahmetini bir rüzgâr gibi estirdiği zamanları vardır. O anlarda rahmet kime denk gelirse, o kimse asla şakî olmaz ve saidlerden olur. Öyleyse bu rahmete ermek için gayretlerinizi arttırın.” (Taberani, Mücemü’l-Vasit, 3/180)

Hadiste beyan buyrulan bu büyük müjdenin hangi zamanlara denk gelebileceğini yine biz, Hz. Peygamberin (S.A.V.) başka hadislerinden öğrenebiliyoruz. Üç aylar denilen rahmet mevsimi bu zaman dilimlerinin en önemlilerinden ve en bilinenlerindendir. Çünkü bu ayların değer ve kıymetine dair, Hz. Peygamber (S.A.V.) hem sözlü hem ameli olarak çok önemli mesajlar vermiştir.

Hicri takvimin 7. ayı olan Recep-i Şerif geldiğinde, Hz. Peygamberde (S.A.V.) farklı bir ruh hali belirirdi. O güne kadar hayatında var olan nafile ibadetlerin gözle görülür bir şekilde arttığına herkes şahit olurdu. Özellikle bakışların Ramazan üzerinde yoğunlaştığı görülürdü. Çünkü Recep ayı kıymetini Şaban ayından, Şaban ayı ise kıymetini Ramazan ayından almaktaydı. Ramazan’a varıncaya kadar artarak devam eden heyecan, Ramazan gelince zirvelere varır, o 30 günlük mübarek zaman dilimlerinde ise heyecan hiç azalmadan bayrama ulaşılırdı.


Üç Ayların Kapısı Receb-i Şerif

Üç ayların ilki olan Recep ayı, içerisinde Reğâib ve Miraç geceleri gibi iki özel geceyi saklayan ve Hz. Peygamberin (S.A.V.) beyanı ile duaların kabul edildiği icabet anlarını içinde barındıran bir aydır. Bir hadiste Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar kabul olur. Bunlar; Recep ayının ilk gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi, Cuma ve Bayram geceleridir.” (Suyûtî, el-Fethü’l-Kebîr, 2/92)

Hz. Peygamber (S.A.V.) Recep ayına erişince, oruçlarını, infaklarını, Kur’an okumalarını, dualarını ve diğer nafile ibadetlerini artırır, hanesine bu güzel atmosferi hâkim kılar, kendisini adım adım izleyen sahâbe efendilerimize de hayır ve nafile adına teşviklerde bulunurdu.

İlahî Müjdelerin İzharı Şaban-ı Muazzama

Zaman Şaban ayına girdimi heyecan biraz daha artardı. Çünkü Şaban ayı, onlarca hadiste beyan buyrulduğu gibi çok önemli müjdelerin verildiği bir aydı. Hz. Peygamber (S.A.V.) bir hadisinde: “Allah Teâla, Şaban ayının on beşinci gecesinde (Berat Gecesi) rahmetiyle dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok günahkârı affeder.” (İbnMace, İkâme, 191; Tirmizî, Savm, 39) buyurmuştur.

Hz. Peygamber (S.A.V.) bir başka hadisinde ise daha farklı bir tablo bizlere anlatır: “Şaban’ın ortasındaki geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Teâla o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızkını vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” (İbnMace, İkâme, 191)

Şaban aynın on beşinci gecesinden sonra ise artık nazarlar hep Ramazan ayının üzerinde yoğunlaşır. Selman-ı Farisî’nin (R.A.) bize naklettiği şu hutbe, zaten her şeyi ortaya koymaktadır. Efendimiz (S.A.V.) buyurmuşlardır ki :

“Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başımıza düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer. Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü’minlerin rızkını arttıracak aydır. Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.
Ashab-ı kiramdan bazıları, “Ya Resûlallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.): “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler: “Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur. Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar. Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız. Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah’tan mağfiret dilemenizdir. Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah’tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allah’a sığınmaktır. Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (et-Tergibve’t-Terhib, 2, 94-95)
On Bir Ayın Sultanı Ramazan-ı Mübareke

İki aylık hazırlık sürecinin ardından on bir ayın sultanı olan Ramazan’a ulaşılır. Hazırlık ne kadar güzel olursa, Ramazan o kadar bereketli olur. Bundan dolayı Hz. Peygamber (sas) sürekli bu hazırlığa dikkat çeker, her ibadeti ve her ameli ile adeta bir seferberlik ilan eder, büyük bir coşku ile Ramazan’a başlardı.
Allah Resulü (S.A.V.) özellikle kulluğun kalitesini arttırma adına Sahâbe’ye her daim heyecan verirdi. Bir gün şöyle buyuracaktı: “Her amelin bir coşkusu, her coşkunun bir gevşemesi vardır. Kimin gevşeme dönemi sünnetimden yana olursa, o mutlaka kurtulmuştur. Kimin de istek, arzu ve rağbeti sünnet dışına yönelik olursa o, helak olmuştur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/158, 165; Tirmizi, Kıyamet, 21)

Nasıl İhya Edelim?

Önce ciddi bir muhasebe yapılmalıdır. Tedavi için teşhis şarttır. Muhasebenin neticesine göre eksikleri gidermek, noksanları tamamlamak, aşırılıkları itidal çizgisine çekmek için adımlar atılmalıdır. Hedefler belirlenmeli ve bu hedeflere ulaşmak için ciddi gayretler içerisine girilmelidir. Özellikle Allah (C.C.) ile irtibatın sağlamlaştırılması için iman hakikatleri üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

Ayrıca bu rahmet mevsimi, bir bilinç yenileme mevsimidir. Özellikle Recep ve Şaban aylarının 8 haftası, her bir hafta bir bilinç üzerinde ciddi ciddi durulmalı bu konuda var olan sıkıntıların giderilmesi için çalışılmalıdır.

8 hafta için kuşanılması gereken bilinçler şunlar olmalıdır:

Niyet Bilinci


Niyet, yapılan her işi, atılan her adımı sadece ve sadece Allah için yapmaktır. Allah’tan gayri ne varsa kalbinden ve aklından at ki, amellerin değer kazansın, işin neticesinde karşılık bulasın.

İman Bilinci

İman, Allah’ın yaratmasına, birliğine, hükümranlığına, kayıtsız ve şartsız teslim olmaktır. Hayatında Allah›tan gayri ne varsa hepsini imha edip, sadece Allah›ın razı olduklarını inşa et ki, gerçek manada mümin olasın.

Helal Bilinci

Helal, Allah’ın haram kıldığı şeyler dışında kalanlardır. Bu daire geniştir, keyfe de kâfidir. Helal ile yetin ve hep onun arkasında ol ki, bereketi elde edebilesin ve her daim huzur içinde kalasın.

Ahlâk Bilinci


Ahlâk, Müslüman’ın kuşanacağı en güzel elbisedir. Hayatın her alanında ortaya koyacağın tavır, Mümin ahlakına uygun olmalıdır. Ahlakın Kur’an ve Sünnet ile şekillensin ki, imanını temsil edesin ve sana yakışan hali âleme yansıtasın.

Namaz Bilinci

Namaz, dinin direği, cennetin anahtarı, müminin miracı, hesabın ilk sorgusu, gözlerin aydınlığı, imanın ikiz kardeşidir. Namazlarını hakkı ile ikame et ki, onunla doğrulasın, dik durasın, Allah ile irtibatını canlı tutasın ve her türlü çirkinlikten uzak kalasın.

Kur’an Bilinci

Kur’an, bir ucu kendi otoritesinde, bir ucu yere sarkıtılmış, tutacak eller bekleyen Hablullah/Allah’ın ipidir. O ipe sımsıkı sarıl, ahkâmı ile amel et, ahlakı ile ahlaklan ki, adam olasın, adam kalasın, adamlar yetiştiresin.

Sünnet Bilinci


Sünnet, Müslümanca düşünme ve Müslümanca yaşamadır. Hayatın her alanında ve her anında rehberin kesinlikle Hz. Peygamber (S.A.V.) olmalıdır. O’nun adımlarını izleyen bir takipçi ol ki, yanlış yapmayasın, eksik bırakmayasın ve batıl yollara sapmayasın.

Ümmet Bilinci

Ümmet, ırkın, dilin, toprağın bir araya getirdiği insanlar değil, imanın bir potada topladığı inanç mensuplarıdır. Onlar bir vücudun azaları gibidir. Ağıran ve ağlayan coğrafyalarının sesini derinden duy ki, imanının sorumluluğunu yerine getiresin.

Allah (C.C.) hepimize bu bilinçleri kazandırtsın ve bu bereketli günleri hakkımızda hayırlara vesile kılsın.

Muhammed Emin Yıldırım

14-İbrâhîm Suresi - 27 . Ayet Tefsiri

                 Eûzu billahi mineş şeytânirracîm 

                 Bismillahirrahmanirrahim

﴾27﴿ Allah sağlam söze iman edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sağlam tutar; Allah zalimleri de şaşırtır ve Allah dilediğini yapar.

                        Sadakallahul Azim

Tefsir (Kur'an Yolu)

“Sağlam söz” diye çevirdiğimiz el-kavlü’s-sâbit tamlaması 24. âyette geçen “güzel söz” ile eş anlamlı olarak “kelime-i tevhid” veya “kelime-i şehâdet” mânasında kullanılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber de bu sözü “kelime-i şehâdet” olarak açıklamıştır (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 14/2). Allah Teâlâ, iman edenlerin kalbine bu sağlam sözü sarsılmaz bir biçimde yerleştirir ve onları hem bu dünya hayatında hem de âhirette iman üzerinde kararlı ve sabit kılar. Müminler imanın verdiği şuurla dünyada dengeli ve mutlu bir hayat yaşarlar, fitne, fesat ve kötülüklerden kendilerini korurlar; âhirette ise kurtuluşa erip bahtiyar olurlar. Bir görüşe göre âyette bildirilen dünya hayatından maksat, kabir hayatıdır; çünkü ölüler yeniden dirilinceye kadar dünyadadırlar. Âhiretten maksat ise hesap zamanıdır. Bir başka görüşe göre ise dünya hayatından maksat kişinin kabirde sorguya çekildiği andır; nitekim Hz. Peygamber de buna işaret buyurmuştur (Buhârî, “Tefsîr”, 14/2). Âhiret hayatından maksat da kıyamet gününde sorguya çekildiği zamandır (Şevkânî, III, 122). Allah Teâlâ inananları hem dünyada hem de âhirette iman üzere sabit kılarak mutlu ederken, zalimleri de inkârcılıktaki ısrarları sebebiyle kendi hallerine bırakır; doğru yolu bulamazlar. Böylece onlar hem dünyada hem de âhirette bedbaht olurlar. Allah hidayete ermek isteyenleri hidayete erdirir, sapkınlıkta ısrar edenleri de kendi hallerine bırakır.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 316

20 Aralık 2025 Cumartesi

***ÜÇ AYLAR İLE İLGİLİ HADİSLERİN GÜVENİRLİLİĞİ

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

3 ayrı ehl-i sünnet hocanın ve "Sorularla İslamiyet" sitesinden aldığım 4 yazıyı yorumsuz paylaşıyorum. Rabbimizin (Celle celaluhu)razı olmadığı birşey yapmamak adına bu yazıların hepsini okumanızı tavsiye ederim:

1)Kadir gecesi hariç (çünkü Kadir gecesiyle ilgili  ayetler ve hadisler mevcuttur: 

“Biz onu Kadir gecesi indirdik. Kadir gecesi nedir, bilir misin sen? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Meleklerle Ruh o gece Rabblerinin izniyle her iş için iner de iner. Tam bir esenliktir o gece, tâ tan yeri ağarıncaya kadar.” (Kadîr sûresi, 1-5) “Biz Kur’an’ı kutlu bir gecede indirdik.” (Duhân sûresi, 3)

“Kadir gecesini, fazilet ve kudsiyetine inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiş günâhları bağışlanır.” (Müslim, Müsâfirîn, 175)


 diğer kandil gecelerinin  de Kadir gecesi gibi ihya edilmesi konusundaki teşvik, çok eskilere dayanmaktadır. Ama ilk üç nesilden ciddi bir bilgi akımı yoktur. Şu kadar ki, dış görünüş itibarı ile bu gecelerin canlı tutulmasında dini motifler açısından yarar vardır. ‘Bari bir kaç gecesi gafletten kurtarma’ düşüncesi, o geceler üzerinde yoğunlaşan vaizler ve davetçilerin temel düşüncesidir. Bir de, faziletler ve nafileler konusunda zayıf hadislerle de amel etme ruhsatı bunu teşvik etmektedir. Son zamanlarda: ‘Bırakın insanlar bir iki gece kötülükten uzak kalsın.’ tarzındaki tezler öne sürülmektedir. Öbür taraftan da, "bid’atin nesinde hayır olacak ki’ diyenlerin de kendilerine göre kuvvetli tutanakları vardır.(Nurettin Yıldız Hoca'nın yazısının bir bölümüdür.)

2)Recep Ayı Hakkında Uydurulmuş Hadisler
Üç aylar diye meşhur olan Recep, Şa’ban ve Ramazan aylarına yaklaşmış bulunuyoruz. Halk arasında bu aylar ve bu aylar içinde bulunan önemli gün ve gecelerle ilgili birçok hadis dolaşmaktadır. Bunlardan bazıları sahih, bazıları zayıf ve maalesef birçoğu ise uydurmadır. 

Hurafelerin halk nezdindeki itibarı ve oldukça yaygın oluşu göz önünde bulundurulduğunda, bu gibi konularda uydurma hadislerin sahihmiş gibi bilindiği görülmektedir. Bu itibarla, üç aylar hakkında halk arasında oldukça yaygın olan fakat hadis uleması tarafından uydurma olduğu kesin bir şekilde ortaya konulan hadislerden bazılarını tespit etmeye çalıştık.

Üç ayların ilki Recep olduğu için, bu yazıda Recep ayı hakkında uydurulmuş hadisler üzerinde durulacaktır.

*Araştırmada kaynak olarak uydurma / mevzû hadisler hakkında yazılmış olan ve ulema tarafından kabul gören kitapları kullandık.


 Bunlar İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751 h.)’nin el-Menâru’l- Munîf, İmam Suyûtî (ö. 911 h.)’nin el-Leâli’l-Masnûa, İbn Arrâk (ö. 963 h. )’ın Tenzîhu’ş-Şerîa, Aclûnî (ö. 1162 )’nin Keşfu’l-Hafâ ve Şevkânî (ö. 1250 h.)’nin el-Fevâidü’l-Mecmûa adlı kitaplarıdır.

Öncelikle bu vb. konularda uydurulmuş olan hadislerin genel özelliklerine kısaca bir göz atalım:

GENEL KAİDE 1: Bazı gün ve gecelerde kılınması gereken namazlarla ilgili hadisler uydurma hadislerdendir. Mesela Pazar günü ve gecesi, Pazartesi günü ve gecesi ve haftanın diğer gün ve gecelerinde kılınması gereken (sadece bu günlere mahsus) namazlarla ilgili hadisler bunlardandır.[1]

GENEL KAİDE 2: Recep ayının ilk Cuma gecesi kılınması gerektiği söylenen Regaib namazı ve bu ayın diğer gecelerinde kılınması gerektiği söylenen namazlarla ile ilgili hadisler de uydurma hadislerdendir. Hepsi yalandır ve Allah resulüne yapılmış birer iftiradır.[2] Aclûnî’nin tabiri ile “bu hadislerin Kûtu’l-Kulûb, İhyâu Ulûmiddîn, Tefsîr-i Sa’lebî gibi (tasavvuf ağırlıklı) kitaplarda yer almasına aldanılmasın.”[3]

Aclûnî de bu kaideye değindikten sonra şöyle diyor:

“Her ne kadar İhyâu Ulûmiddîn, Kûtu’l-Kulûb adlı kitapların yazarları (İmam Gazali ve Ebû Talib el-Mekkî) bu hadisleri zikretse de bu konuda ne sünnette ne de hadis imamlarının yanında herhangi bir sahih hadis bulunmamaktadır. Çünkü sünnet (onların demesiyle değil) ancak Peygamberin sözü, fiili ve takriri ile sabit olur.”[4]

Bu uydurma hadislerden bazıları şunlardır:

1. “Recep Allah’ın, Şa’ban benim Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”

2. “Recep’in ilk Cuma gecesinden gafil olmayasınız. Zira o gece, meleklerin “Regâib” ismini verdikleri gecedir.”
[5]

GENEL KAİDE 3: Recep ayında tutulması gerektiği söylenen oruç ve bu ayın bazı gecelerinde kılınması gerektiği söylenen namazla ilgili bütün hadisler yalandır, iftiradır.[6]

Bu tür hadislerden bazıları şunlardır:

1. “Her kim Recep’in ilk gecesi akşamdan sonra yirmi rekat namaz kılarsa … o kişi Sırat’ı sorgusuz sualsiz geçer.”

2. “Her kim Recep ayında bir gün oruç tutar ve dört rekâtlık bir namaz kılarsa ve bu namazın ilk rekâtında yüz defa Ayetü’l-Kürsî, ikinci rekâtında yüz defa İhlâs suresini okursa o kişi Cennetteki yerini görmeden ölmez.”

3. “Her kim Recep ayında şu kadar oruç tutarsa ona şu kadar…” diye başlayan hadislerin hepsi yalandır, uydurmadır.[7]

Araştırma esnasında yararlandığımız kaynaklardan en son kaleme alınanı, Şevkânî’nin el-Fevâidü’l-Mecmûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa adlı kitabıdır. Bu kitap, kendisinden önce yazılan ve uydurma hadisleri tespit eden kitaplardan daha şanslıdır. Bu şansın ne olduğunu, ülkemizin yetiştirdiği değerli hadis alimlerinden M. Yaşar Kandemir Hoca şöyle açıklamaktadır:

“Bir hayli müteahhir oluşunun (geç dönemde yazılmış oluşunun) sağladığı imkân dolayısıyla Şevkânî, İslam âlimlerinin mevzû hadislere karşı açtıkları çetin savaşların semeresi olarak vücut bulan eserlerin hemen hepsinden faydalanmıştır.”[8]

Şevkâni konuyla ilgili hadisleri, yukarıda adı geçen diğer kitaplara göre daha sistemli bir şekilde ele almıştır. O, el-Fevâidü’l-Mecmûa’da Recep ayı ile ilgili olarak uydurulmuş hadisleri şöyle sıralamıştır:

1. “Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Her kim Recep ayında iki gün oruç tutarsa ona iki kat ecir vardır. Bu katlardan her biri (nin büyüklüğü) dünyadaki dağlar kadardır.”[9]

Şevkânî, bu hadisin râvîsinin daha sonra “her kim dört gün”, “altı gün”, “yedi gün”, “sekiz gün” ve nihayet “on beş gün” oruç tutan kişinin ecrini anlattığını söyledikten sonra şu açıklamayı yapmaktadır:

Bu, uydurma bir hadistir. Bu hadisin isnadında yer alan ravilerden Ebû Bekir b. Hasan en-Nakkâş (hadis uydurmakla) itham edilmiş, el-Kisâî ise mechûldür / tanınmamaktadır. Bu hadisi el-Leâlî yazarı (Suyûtî) Ebu Saîd el-Hudrî (ra)’den rivayet etmiştir.”[10]

Şevkânî’nin, Suyûtî’nin kitabında da yer aldığını bildirdiği hadise, uzun olduğu ve alıntı bütünlüğünün dağılmaması için aşağıda değinilecektir. Şimdi Şevkânî’nin uydurma olduğunu belirttiği diğer hadislere devam edelim:

2. “Her kim Recep ayında üç gün oruç tutarsa, ona bir aylık oruç (sevabı) yazılır. Her kim Recep ayında yedi gün oruç tutarsa, Allah o kişi için Cehennemden yedi kapı kapatır. Her kim Recep ayında sekiz gün oruç tutarsa, Allah o kişi için Cennetten sekiz kapı açar. Ve her kim Recep ayının yarısını oruçlu geçirirse, Allah onu çok kolay şekilde hesaba çeker.”

Bu hadisin senedinde yer alan ravilerden Ebân adlı kişinin metrûk olduğu, yani kendisinden hadis rivayet edilmediği, Amr b. el-Ezher’in ise hadis uydurduğu belirtilmiştir.[11] Bu hadisi başka bir yolla Hüseyin b. Ulvân babalarından rivayet etmiştir. Fakat bu Hüseyin b. Ulvân’ın da hadis uydurmacısı olduğu bildirilmiştir.[12]

3. “Muhakkak ki Recep ayı, çok büyük bir aydır. Kim o aydan bir günü oruçlu geçirirse, ona bin senelik oruç (sevabı) yazılır.”[13]

Bu hadisin devamı, el-Leâli’l-Masnûa’da şöyle geçmektedir:

“… Her kim Recep ayından iki günü oruçlu geçirirse, ona iki senelik oruç (sevabı) yazılır. Her kim Recep ayından üç günü oruçlu geçirirse, ona üç senelik oruç (sevabı) yazılır. Her kim Recep ayından yedi günü oruçlu geçirirse, cehennemin kapıları o kimseye kapatılır. Her kim Recep ayından sekiz günü oruçlu geçirirse, ona cennetin sekiz kapısı açılır, o da istediği kapısından içeri girer. Her kim Recep ayından on beş günü oruçlu geçirirse, onun seyyiâtı (kötülükleri) hasenâta (iyiliklere) çevrilir. Ve gökten bir ses “(bugüne kadar yaptıklarından dolayı) Allah seni bağışladı, artık her şeye yeniden başla” diye seslenir. Her kim daha fazlasının yaparsa, Allah da ona daha fazlasını verir.”

Suyûtî bu hadisin sahih olmadığını, senet zincirinde yer alan Harun b. Antere’nin münker hadisler rivayet eden biri olduğunu belirtir.[14]

4. “Kim Recep ayında bir gün oruç tutarsa, onun tuttuğu bu oruç, bir aylık oruca denktir.”

Bu hadisin senedinde yer alan el-Furât b. es-Sâib, metrûktur, hadisi reddedilir.[15]

5. “Kim recep ayından bir geceyi ihya eder ve bir gün oruç tutarsa, Allah da ona cennet meyvelerinden yedirir.”

Bu hadis de senedinde yer alan Hafs b. Muhârik yüzünden uydurma kabul edilmiştir.[16]

6. “Recep ayında çokça istiğfar ediniz. Çünkü o ayda Allah, her saat birilerini Cehennemden azad etmektedir.”[17]

7. “Recep ayında öyle bir gün ve gece vardır ki o günü oruçlu geçirip o geceyi ihya eden kimse için yüz sene oruç tutmuş gibi ecir vardır.”[18]

8. “Ey İnsanlar! Büyük bir ayın, Allah’ın çok hürmetli ayı (el-esamm) Recep’in, gölgeleri üzerinize düşmüştür. Bu ayda iyilikler katlanır, dualar kabul edilir, sıkıntılar giderilir.”

Peygamberimizin Recep ayı girmeden önce bir Cuma günü hutbede söylediği iddia edilen bu sözlerin de hiç tereddütsüz bir şekilde münker olduğu ifade edilmiştir.[19]

9. “Recep ayının diğer aylara olan üstünlüğü, Kur’an’ın diğer kelamlara olan üstünlüğü gibidir.”[20]

10. “Allah Teala, Nuh (as)’a gemi yapması emrini Recep ayında vermiş, onun yanında bulunan mü’minlere de bu ayda oruç tutmalarını emretmiştir.”[21]

Şevkânî’nin yukarıda, birinci maddede bahsettiği uzun hadis, Suyûtî’nin kitabında şöyle geçmektedir:

“Ebû Said el-Hudrî (ra)’nin Peygamberimizden rivayet ettiği (merfû) hadis:“Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Her kim inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek Recep ayını oruçlu geçirirse, Allah’ın en büyük rızasını hak etmiş demektir. Allah, onu Firdevs-i Âlâ’ya yerleştirecektir."

"Her kim Recep ayında iki gün oruç tutarsa, ona iki kat ecir vardır. Bu katlardan her birinin ağırlığı, dünyadaki dağlar kadardır."

"Her kim Recep ayında üç gün oruç tutarsa, Allah onunla Cehennem arasına uzunluğu bir senelik yürüyüş mesafesi kadar olan bir hendek koyar."

"Her kim Recep ayında dört gün oruç tutarsa, (her türlü) beladan, delilikten, cüzzamdan, alaca hastalığından, Deccalın şerrinden ve kabir azabından kurtulur."

"… altı gün oruç tutarsa, o kişi, yüzü ayın on dördünden daha parlak bir şekilde kabrinden kalkar."

"… yedi gün oruç tutarsa, onun tuttuğu her bir günlük oruca karşılık Cehennemin yedi kapısı birer birer o kişiye kapanır."

… sekiz gün oruç tutarsa, onun tuttuğu her bir günlük oruca karşılık Cennetin sekiz kapısı birer birer o kişiye açılır.

"… dokuz gün oruç tutarsa, o kişi kabrinden “Lâ ilâhe illallâh” nidaları ile kalkar ve onun yüzü Cennetten başka bir tarafa çevrilmez."

"… on gün oruç tutarsa, Allah, Sırat üzerinde her milde onun istirahat edeceği bir yatak var eder."

"… on bir gün oruç tutarsa, o kişi yarın kıyamet gününde - kendisi kadar veya daha fazla oruç tutanlar hariç- kendisinden daha faziletli kimse görmez."

"… on iki gün oruç tutarsa, Allah Teala ona kıyamet gününde bir tanesi dünyadan ve içindekilerden daha hayırlı olan iki güzel elbise giydirir."

"… on üç gün oruç tutarsa, kıyamet gününde insanlar büyük zorluklar içindeyken o kişi için arşın gölgesinde bir sofra kurulur ve o kişi bundan yer."

"… on dört gün oruç tutarsa, Allah Teala ona kıyamet gününde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanoğlunun tahmin edemediği bir sevap verir."

"… on beş gün oruç tutarsa, Allah Teala kıyamet günü o kişiyi güvende olan kimselerin duracağı bir yere sokar. Oraya her ne zaman bir melek-i mukarreb ve bir peygamber uğrasa ona şöyle derler: “Müjdeler olsun sana ki güvende olanlardansın.”[22]


Bu hadisi verdikten sonra “uydurulmuştur” ibaresini ekleyen İmam Suyûtî, hadisin senedinde yer alan el-Kisâî adlı şahsın tanınmadığını, en-Nakkâş’ın ise hadis uydurmakla itham edilen biri olduğunu belirtmiştir.[23]

Buraya kadar tercümesi verilen uydurma hadisler bunlarla sınırlı değildir. Dileyenler adı geçen kaynaklara müracaat ederek daha detaylı bilgilere ulaşabilirler.

Verilen bu bilgilerden yola çıkarak Recep ayının sıradan, değersiz bir ay olduğu gibi yanlış bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira bu ay dört haram aydan (el-eşhuru’l-hurum) bir tanesidir. Bu aylarda savaşmak haram kılınmıştır.

Haram aylar hakkında Allah Teala şöyle buyurmuştur:


“Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu, doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin …[24]

“Sana dokunulmaz ayı[25], o ayda yapılan savaşı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş ağır bir suçtur. Ama Allah yoluna engel olmak, ona ve Mescid-i Haram'a karşı tanımazlık etmek, halkını oradan çıkarmak Allah katında daha ağır suçtur. Fitne, adam öldürmekten de ağırdır. Eğer onların gücü yetse, sizi dininizden çevirinceye kadar savaşa devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, yaptıkları işler dünyada ve Ahirette boşa gider. Onlar cehennemden ayrılamazlar. Orada sürekli kalırlar.”[26]

“Ey müminler! Allah'ın ibadet amaçlı sembollerine, (içinde savaşılması) haram olan aya, Kâbe'ye armağan edilen kurbanlığa, gerdanlıklı kurbanlık hayvanlara, Rabblerinin bağışını ve rızasını kazanmak amacı ile Kâbe’yi ziyaret etmeye gelenlere sakın saygısızlık etmeyiniz…”[27]


Bir başka ayette ise Allah Teala, şeâirullâh’a yani kendi koyduğu sembollere saygı gösterilmesinin, kalplerin takvâsına bağlı olduğunu bildirmektedir.[28] Recep ayının içinde bulunduğu haram ayların da bu sembollerden olduğu, bir önceki ayette Cenab-ı Allah tarafından açıklanmıştır.

Bu konudaki hadis-i şeriflerden bir tanesi ise şöyledir:

Ebû Bekre radıyallâhu anh, Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’den şöyle rivayet etmiştir:

“Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki (ilk) hey'etine dön­müştür. Sene, on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü arka arkayadır ki bunlar; Zilkade, Zilhicce ve Muharrem'dir. Dör­düncüsü de Cemaziye’l-âhir ile Şa’ban arasında olan Receb-i Mudar’dır.”[29]

Zikredilen bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, diğer haram aylara olduğu gibi Recep ayına da hürmet etmek gerekir. Fakat bu hürmet, yukarıda belirtilen uydurma hadislerde olduğu gibi dinimizin aslında olmayan bir takım ibadetler icat ederek olmamalıdır. Zira ibadetler ancak ve ancak ayet ve sahih hadislerle sabit olur. Recep ayında oruç tutmayı ve bu aya özel namazlar kılmayı emir ve tavsiye eden hiçbir ayet ve sahih hadis bulunmamaktadır.


Bu ayda edilmesi gerektiği söylenen “Allah’ım! Recep ve Şa’ban aylarını bize mübarek kıl ve bizleri Ramazan’a ulaştır.”[30] Duası da sahih bir hadise dayanmamaktadır. Zira bu hadisin senedinde yer alan Zâide b. Ebi’r-Rukâd adlı kişinin İmam Buhari tarafından munkeru’l-hadîs[31] olduğu ve bu ravinin bir takım hadisçiler tarafından tanınmadığı belirtilmiştir.[32] Yalnız Peygamberimizin her ay tuttuğu ve tutulmasını tavsiye ettiği Pazartesi ve Perşembe günü oruçları ile eyyâm-ı bîz denilen her ayın 13, 14 ve 15. günleri tutulan oruçlara Recep ayında da devam edilebilir. Bunları yukarıdaki uydurma hadislerle karıştırmamak gerekir. Burada özellikle vurgulanmak istenen husus, diğer aylarda yapılmayıp da sadece bu aya, Recep ayına- mahsus namaz, oruç gibi herhangi bir ibadet bulunmadığıdır.

“Bu hadisler, Müslümanları iyilik yapmaya teşvik (terğib) için söylenmiş sözlerdir. Normal zamanlarda caminin yolunu bilmeyen nice insan, bu gün ve gecelerde camilere akın etmekte, tevbe istiğfar edip namazlar kılmaktadırlar. Şimdi bu hadislerin mevzu olduğunu söyleyerek bu yaptıklarını da yapmamalarını mı söylüyorsunuz?” Şeklinde bazı düşünceler akla gelebilir. Hiç şüphesiz bir kimsenin Allah’a tevbe istiğfar etmesi, namaz kılıp oruç tutması küçümsenecek bir şey değildir. Bunun terkini de hiçbir Müslüman temenni edemez. Lakin sadece bu günlerin faziletine güvenip diğer günlerde dini, imanı, ameli unutan kişilerin varlığı da inkar edilemeyecek bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. Bu kişileri böyle yanlış düşüncelere iten sebeplerin başında da bu uydurma hadisler gelmektedir. Bu konuda M. Yaşar Kandemir Hoca şunları söylemektedir:

“Tergîb hadisleri, Müslümanları “zannedildiği gibi- dünyayı ihmal ederek nâfile ibadetle meşgul olmaya her zaman sevk etmemiş, hatta çoğu defa -Hz. Peygamberin neticesinden korktuğu üzere- onların farz ibadetleri dahi ihmal etmelerine yol açmıştır. Öyle ya “Bilmem hangi vakit iki rekat namaz kılmakla bütün günahlar affolununca, artık günde beş defa namaz kılmaya, senede bir ay oruç tutmaya, hacca gitmeye, zekat vermeye ne lüzum kalır. Madem ki iki rekat namazla bütün günahlar affolunacakmış, niçin insan tatlı tatlı eğlenerek envâı-muharremâtı irtikâb etmesin (her çeşit haramı işlemesin). İki rekat namazla bütün bu habâsetleri (pislikleri) affettirmek her vakit için mümkün değil mi? En âdî kabahetlerden, hatta en şenî (iğrenç) cinayetlerden kurtulmak için iki rekat namaz kâfîdir, demekle esâsât-ı şeriyye ve ahlakiyenin çürük ve esassız olduklarını ilan etmek arasında bir fark görmüyoruz.”[33]

“Bid'atlar İslâm'ın ruhuna aykırı, Allah ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem tarafından men edilmiş olmakla beraber bazı zamanlarda ve bazı içtimâî sınıflarda din duygusunun yaşamasını, dinin canlı kalmasını temin ediyor; bu bakımdan müsâmaha edilmesi gerekmez mi?” diyenlere ise Hayrettin Karaman Hoca şöyle cevap vermektedir:

“İslâm'ın iman, ibâdet, nizam ve ahlâk olarak terkedilip unutulması ve sadece bid'atlar vasıtasıyla varlığının hatırlanması onun hayatı değil, ölümüdür. Onu yaşatmak için bünyesine yabancı olan bid'atları değil, İslâm'ın esaslarını ihyâ etmek gerekir.

İslâm'ı değil de mücerred bir din duygusunu yaşatmak için bid'at tervicine lüzum yoktur, çünkü o duygu fıtrîdir.”[34]


Dr. Y. Şenol

3)Ayrıca ilminden çok faydalandığım Ebubekir Sifil Hoca'nın bu konuyla ilgili yazısını da yayınlıyorum:

ÜÇ AYLAR KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

Dinî kültürümüzde “Üç aylar” adıyla yer etmiş bulunan ve geniş halk kitleleri tarafından özel bir hassasiyet gösterilerek çeşitli ibadetlerle ihya edilegelen aylar konusunda öteden beri spekülatif yorumlar yapıldığı herkesin malumu.

Bu yazıda, gerek “Üç aylar” geleneğine karşı çıkan bazı çevrelerin, gerekse bu gelenek konusunda aşırı bir hassasiyet gösterdiği ve bu sebeple bazı bid’at tutumlar sergilediği gözlenen kesimlerin birbirine taban tabana zıt olan bu anlayışları konusunda Sünnet-i seniyye’ye ve Selef-i salihin’in davranışına uygun olan orta yolu tebellür ettirmeye çalışacağız.

Sözünü ettiğimiz iki zıt tutumdan ilkini benimseyenler, Üç aylar dediğimiz zaman dilimine herhangi bir özellik tanımanın doğru olmadığını, bu zaman diliminde tutulan oruçların, kılınan namazların ve yapılan diğer ibadetlerin tümüyle bid’at olduğunu ileri sürerken, ikinci grup olarak zikrettiğimiz kesimler, Ramazan ayına girene kadar Receb ve Şaban aylarının tamamını oruçla geçirmeyi ve bu iki aya özgü olduğu kanaatiyle bazı namazlar kılmayı adet haline getirmişlerdir. Bu kesimlerden her birinin, zaman zaman diğerini en ağır şekilde suçlayıcı ve itham edici tavırlar sergilediği de görülmektedir.

Bu iki zıt tutumun denge noktasında buluşmasının, muhakkık ulemamızın tercih ettiği görüşlerin esas alınmasıyla mümkün olduğunu düşünüyoruz.

Burada hemen bir noktayı belirtelim ki, bu konuyu işlerken özellikle başvuracağımız kaynaklar, diğer Hadis otoriteleri yanında es-Suyûtî, Ali el-Karî, Abdülganî en-Nâblusî, el-Münâvî ve Abdülhayy el-Leknevî gibi Tasavvuf ehli hadis alimlerinin kitapları olacaktır. Bunun sebebi şudur: Tasavvuf ehli ile Hadis alimleri arasında mevcut bulunan ve meşrep farklılığından kaynaklanan görüş ayrılıkları, ihtilaflı meseleler hakkında bu iki zümrenin birbirini taassuba düşmekle ve tarafgirlik yapmakla suçlamasına yol açmakta ve her iki tarafı tatmin edecek orta yol bulunamamaktadır. Bu bakımdan yukarıda isimlerini verdiğimiz Tasavvuf ehli Hadis alimlerinin, bu iki zümre arasındaki ihtilaflı meselelerde verdikleri hükümler objektiflik kriterlerine daha uygun ve insaf ölçülerine daha riayetkâr olması hasebiyle, işaret ettiğimiz ihtilafları –ortadan tamamen kaldıramasa bile– asgariye indirebilecek kıymet ve önemdedir.

1- Receb ayı
Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Zaman, dönüp dolaşıp Allah Teala’nın gökleri ve yeri yarattığı günkü (ilk) hey’etine kavuştu. Yıl, oniki aydır. Bunlardan dördü haram (aylar)dır ki, üçü peşpeşe gelir. (Bunlar) Zülka’de, Zülhicce ve Muharrem’dir. (Dördüncüsü ise) Cumâdâ (Cumâde’l-ûlâ ve Cumâde’l-âhire) ile Şa’ban arasındaki Receb-i Mudar’dır.”[1]

Receb ayının “haram aylar” arasında sayılması ona şüphesiz belli bir özellik kazandırmaktadır. Zira Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, doğru hesaptır..”[2]

Bu ayette zikredilen “haram aylar”, yukarıdaki hadis-i şerifte açıklanmış ve bunlar meyanında Receb ayı da zikredilmiştir.

Bu ayette geçen ve mealini “doğru hesap” olarak verdiğimiz “ed-dînu’l-kayyım” ifadesi hakkında el-Beydâvî ve ez-Zemahşerî şöyle demişlerdir: “Yani bu dört ayın haram ay kılınması “ed-dînu’l-kayyım”dır ki bu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in (ikisine de selam olsun) dinidir. Araplar da bunu o ikisinden tevarüs etmiştir.”[3]

İlk dönem müfessirlerinden Katâde ve el-Ferrâ da, yukarıdaki ayetin devamında geçen “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesi hakkında şöyle demişlerdir: “Her ne kadar zulmetmek her zaman için yasaklanmış bir şey ise de, bu ayetteki “o aylar” ifadesinden maksat “haram aylar”dır. Kur’an’da bu aylar özellikle zikredilmekle, bu ayları teşrif ve ta’zim olarak onlarda zulüm yasaklanmıştır.”[4]

Keza ez-Zemahşerî, yukarıda zikrettiğimiz “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesinin, haram aylara raci olduğunu söylemiştir.[5]

Yine yukarıda ismi geçen Katâde şöyle demiştir: Haram aylarda amel-i salih işlemenin ecri (diğer aylarda işlenenlere göre) daha büyüktür. Her ne kadar diğer zaman ve durumlarda da zulüm işlemek büyük bir günah ise de, bu aylarda yapılan zulmün günahı daha büyüktür.”[6]

“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır…”
[7] ayetindeki “haram ay” tabirinden maksadın Receb ayı olduğunu el-Beğavî gibi müfessirler söylemişlerdir.[8]

Hasılı yukarıdaki ayette, haram aylara hürmet göstermeye ve bu aylarda günah işlememeye dikkat etmeye teşvik vardır.[9] Receb ayı da bunlardan olduğuna göre, bu aya da hürmet göstermeli, onda günah işlememeye ve ne şekilde ve kime karşı olursa olsun zulmetmemeye dikkat göstermelidir.

Receb ayının fazileti hakkında söylenmesi gerekenler bunlardan ibaret değildir. İbn Hacer, “Tebyînu’l-Aceb bimâ Verede fî Fadli Receb” adlı eserinde Receb ayının fazileti ile ilgili rivayetleri bir araya toplamış ve şöyle demiştir: “Receb ayının fazileti ve bu ayın tümünde veya bir kısmında oruç tutma ile ilgili rivayetler, bir kısmı zayıf, diğer kısmı uydurma olmak üzere iki kısımdır.”[10]

Enes b. Mâlik radıyallahu anh’den şöyle rivayet edilmiştir: “Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)şöyle derdi: “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”[11] Her ne kadar senedinde zayıflık var ise de bu hadis, Receb ayının fazileti hakkında rivayet edilenler içinde itimada en fazla şayan olandır. İbn Hacer, yukarıda zikrettiğimiz eserinde bu hadisi, Receb ayı hakkında varid olan zayıf rivayetler meyanında zikretmiştir.

Halk arasında meşhur olan, “Receb Allah’ın ayıdır; Şaban benim ayımdır; Ramazan ise ümmetimin ayıdır” şeklindeki hadis, el-Hasanu’l-Basrî’nin, aradaki sahabî raviyi atlayarak doğrudan Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den aktardığı bir rivayettir ki, Hadis Usulü’nde böyle rivayetlere “mürsel” denir. Hadis imamları, el-Hasanu’l-Basrî’nin mürsel rivayetlerinin zayıf olduğunu söylemişlerdir.

Aynı hadisin mürsel olmayan bir diğer varyantı daha vardır. Enes b. Mâlik radıyallahu anh kanalıyla gelen bu rivayet de zayıftır.[12]

***Receb ayına mahsus ibadetler
Birtakım takvim yaprakları ve ehil kimseler tarafından yazılmamış olan “Namaz Hocası”, “Dua Kitabı” türünden kitaplar vasıtasıyla halk arasında Receb ayına mahsus namaz, oruç, sadaka ve umre ibadetleri bulunduğunu anlatan birçok rivayete rastlanmaktadır. Şimdi bunların durumlarını ele alalım:

Receb ayının ilk gecesi veya herhangi bir gecesi belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler uydurmadır.[13]

***Regaib ve Miraç gecelerine mahsus ibadetler
Receb ayının ilk cuma gecesi –ki “Regaib Kandili” olarak anılmaktadır– belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler arasında da Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)den sağlam tariklerle gelen bir rivayet yoktur.[14]

Keza Receb ayının 27. gecesi olduğu kabul edilen Miraç gecesi yapılan ibadetler konusundaki rivayetlerin durumu da böyledir. Esasen bu gecenin zamanı hakkında ihtilaf vardır. Bu gecenin Receb’in 27’sinde olduğunu söyleyenlerin yanısıra Rebiü’l-evvel’de, Rebiü’l-âhir’de, Zü’l-hicce’de ve Şevval’de, hatta Ramazan’da olduğu da söylenmiştir. Ulemadan bazıları Receb’in 27’sinde olduğunu söyleyen görüşü kuvvetli bulmuşlardır.[15]

Bu geceye mahsus herhangi bir ibadet sahih olarak nakledilmiş değildir. Bununla birlikte el-Leknevî şöyle demiştir: “Şu halde Receb ayının 27. gecesinin ve dahi Miraç hadisesinin vukuu hakkında ileri sürülen diğer gecelerin, çok ibadet edilerek ihya edilmesi müstehaptır. Bu gecenin nasıl ihya edileceği ise kulun isteğine bırakılmıştır. Bu konuda nakledilen hadisler arasında itimada şayan olanı yoktur; bunların hepsi uydurmadır. Aynı şekilde bu geceyi takip eden günün de oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Bu gün tutulacak oruç hakkında gelen rivayetler de sahih değildir…”[16]

Aynı şekilde Receb ayında, bu aya mahsus özel bir oruç tutmanın faziletine dair de ne Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den, ne de Sahabe’den (Allah onlardan razı olsun) gelmiş sahih bir rivayet yoktur.[17]

Bu konuda sahih olarak Tabiun’un büyüklerinden Ebû Kılâbe’nin şöyle bir sözü nakledilmiştir: “Cennet’te, Receb ayında oruç tutanlara mahsus bir köşk vardır.” el-Beyhakî bu söz hakkında şöyle der: “Ebû Kılâbe Tabiun’un büyüklerindendir ve onun gibi birisi böyle bir sözü, kendisinden öncekilerden gelen bir nakil olmaksızın söylemez.”[18]

Bununla birlikte Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den, “haram aylar”da oruç tutmaya teşvik eden sahih rivayetler nakledilmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn Mâce tarafından nakledilen bu rivayetlere istinaden Sahabe ve Selef’ten İbn Ömer radıyallahu anh, el-Hasanu’l-Basrî ve Ebû İshak es-Sebî’î gibi bu ayda oruç tutan kimselerin varlığı bilinmektedir.[19]

Ancak bu durum, Receb ayının tümünde oruç tutmanın faziletini ifade etmez. Zira Sahabe’den İbn Abbâs ve İbn Ömer radıyallahu anhumâ, Receb ayının bazı günlerinde oruç tutmuş, bazı günlerinde ise tutmamışlardır.[20]

Müçtehid İmamlar’dan Ahmed b. Hanbel, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmeyi hoş karşılamamış ve bu aydan bir-iki günü oruçsuz geçirmeyi uygun bulmuştur. İmam eş-Şâfi’î de –Ramazan dışında– sadece Receb ayının baştan sona oruçlu geçirilmesini mekruh saymış ve nafile olarak bu ay yanında –Şaban ayı gibi– bir diğer ayı da oruçlu geçirmeyi teşvik etmiştir.[21] Keza Süfyân es-Sevrî de şöyle demiştir: “Haram aylarda oruç tutmak bana sevimli gelir.”[22]

Böylece anlaşılmış olmaktadır ki, doğru olan, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmektense, bir-iki gün oruç tutmamaktır. Eğer bu ayın tümünde oruç tutulacaksa, Şaban ayı veya haram aylar gibi başka aylarda da aynı şekilde bütün ayı oruçlu geçirmek teşvik edilmiştir.

Receb ayının, haram ayların en üstünü ve hayır ve bereketlerin anahtarı olduğu, bunun için de bu ayı boş geçirmenin uygun olmadığı belirtilmiştir. Ancak bu ayda tutulacak oruçların ve kılınacak namazların, bu aya mahsus olarak Sünnet’te belirtilmiş ibadetler olmadığı bilinmelidir.

2- Şaban ayı

Üsâme b. Zeyd radıyallahu anh şöyle demiştir: “Resulullah 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Şaban ayında tuttuğu orucu hiçbir ayda tutmadı. Kendisine, “Ya Resulallah! Senin, Şaban ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tutmadığını gördüm” dedim. Şöyle buyurdu: “Şaban, Receb ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’ye yükseldiği aydır. Ben de amelimin (Allah Teala’ya) oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[23]

Şaban ayının özelliği hakkındaki bu hadis, bu aya –tıpkı Efendimiz 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yaptığı gibi– özel bir önem atfetmemiz için yeterlidir. Dolayısıyla bu ayı da ihya etmeye gayret göstermeli ve hadiste işaret edilen gaflete düşmemeliyiz. Peki bu ayı nasıl ihya etmeliyiz?

***Şaban ayına mahsus ibadetler
Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz, -tıpkı yukarıdaki rivayette geçtiği gibi- Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in, Şaban ayında tuttuğu orucu Ramazan ayı hariç başka bir ayda tutmadığını söylemiştir.[24]

Bu ayın 15. gecesi olan Berat gecesi hakkında da sağlam rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan birisinde Hz. Peygamber 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Muhakkak ki Allah Teala Şaban ayının ortası gecesi dünya semasına iner ve Benû Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedinden daha fazla sayıda insanı(n günahlarını) bağışlar.”[25]

İbn Mâce’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Şaban ayının ortası gecesi olunca gece namaza kalkın, o gecenin gündüzünde de oruç tutun. Zira Allah Teala o gece güneş batınca dünya semasına iner ve ta ki güneş doğana kadar “Bağışlanma dileyen yok mu, mağfiret edeyim? Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim? (Bir derde) mübtela olan yok mu, afiyet vereyim?…” buyurur.”[26]

Ayrıca bu konuda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, İbn Ömer, Ebû Sa’lebe, Osman b. Ebi’l-Âs ve Mu’âz b. Cebel (Allah hepsinden razı olsun) gibi sahabîlerden gelen rivayetler de mevcuttur. Her ne kadar bu rivayetlerin bazılarının senedlerinde birtakım kusurlar bulunsa da, tümü bir arada değerlendirildiğinde bu mecmuadan sıhhat hasıl olur.[27] Kaldı ki, bunlar arasında sened itibariyle herhangi bir kusur taşımayanlar, yani sahih olanlar da mevcuttur.[28]

Bu gecenin fazileti sebebiyle Tabiun’dan Hâlid b. Ma’dân, Mekhûl ve Lokmân b. Âmir gibi büyük zevat bu geceyi ihya etmeye büyük ehemmiyet verirlerdi.[29] Ancak bu konuda onların davranışını onaylamayıp, bu gecenin ihyasının bid’at olduğunu söyleyenler de vardır. Atâ, İbn Ebî Müleyke ve Hicaz ulemasının ekseriyetinin tutumu böyledir.[30]

İbn Receb şöyle der: “Şu halde mü’minin, bu gece Allah Teala’yı zikretmesi, günahlarının bağışlanması, kusurlarının örtülmesi ve sıkıntılarının giderilmesi için dua ile iştigal etmesi ve bunları yapmadan önce tevbe etmesi uygun olur.”[31]

el-Leknevî de, yukarıda işaret ettiğimiz hadislerin sıhhat-zaaf durumu hakkında ulemanın ihtilaf ettiğini belirttikten sonra şöyle der: “Bu konuda, İbn Hacer el-Mekkî’nin “el-Îzâh ve’l-Beyân”da ayrıntılarıyla zikrettiği üzere el-Beyhakî ve daha başkaları tarafından nakledilmiş başka rivayetler de mevcuttur. Bu hadisler Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in bu gece ibadet ve duayı artırdığını, kabirleri ziyaret ederek ölüler için dua ettiğini göstermektedir. Bu konudaki kavlî ve fiilî hadislerin toplamından, bu gece çokça ibadet etmenin müstehap olduğu anlaşılır.”[32]

***Berat gecesine mahsus ibadetler
Berat gecesi muhtelif rek’atlarda ve muhtelif sureler okunmak suretiyle kılınacak bazı namazlar olduğu, “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Gunyetu’t-Tâlibîn” ve “Kûtu’l-Kulûb” gibi eserlerde zikredilmiş ise de, hadis otoriteleri bu namazların Sünnet’ten bir esasa dayanmadığını belirtmişlerdir.

el-Leknevî bu konuda şöyle der: “Kişi bu gece isterse namaz kılar, isterse diğer ibadetlerle meşgul olur. Ne miktarda ve nasıl namaz kılacağı kişiye bırakılmıştır; yeter ki Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in sarahaten veya işareten men etmediği şekilde olsun.

Daha sonra “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”den, bu gece kılınacak namazın keyfiyeti konusunda bir nakilde bulunur ve şunları söyler: “Daha önce de birkaç kere belirttiğimiz gibi, bu türlü namazların “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Kûtu’l-Kulûb” ve “Gunyetu’t-Tâlibîn” gibi Sufiyye’ye ait kitaplarda zikredilmiş olmasına itibar edilmez. el-Irâkî, “Tahrîcu Ahâdisi’l-İhyâ”da, “Şabanın ortası gecesi namazı hakkındaki rivayet batıldırdemiştir.”[33]

el-Leknevî daha sonra da bu geceye mahsus olduğu söylenen muhtelif namazlardan bahseden bir kısım rivayetler zikreder ve bunların aslının olmadığını söyler.


***Sonuç
“Üç aylar” olarak bildiğimiz Receb, Şaban ve Ramazan aylarından, Ramazan ayı ve bu ayda idrak ettiğimiz Kadir gecesi üzerinde ayrıca durmaya gerek görmedik. Zira Ramazan ayının ve Kadir gecesinin fazileti hakkındaki deliller, burada ayrıca bahsetmeye ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve kesindir.

Bu sebeple biz burada sadece Receb ve Şaban ayları üzerinde –kısaca– durmaya çalıştık. Vardığımız sonuç odur ki, bu ayların gerek kendileri ve gerekse bu aylarda bulunan bazı gecelere özel bir önem vermenin herhangi bir sakıncası yoktur. Bu aylarda ve onlarda bulunan mübarek gecelerde oruç tutmanın, namaz kılmanın ve sair ibadetlerle meşgul olmanın müstehap olduğunu da görmüş bulunuyoruz. Ancak bunu yaparken, hakkında sahih hadis bulunmayan özel ibadet türlerini, Sünnet’le sabit olmuş gibi değerlendirmemeye dikkat etmek gerekir. Bunlar arasında zayıf bazı rivayetlerde yer alanlarla amel ederken de, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadisle amel edilebileceğini söyleyen ulemanın bu görüşünü iyi kavramak gerekir. Onun için burada bu nokta hakkında da kısa bir malumat arz ederek yazıyı bitirelim:

Ulema, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadislerle amel edilebileceğini söylerken şu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini de belirtmişlerdir:


1- Bu türlü rivayetlerin Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ’in hadisi olarak sabit olmadığını bilmek.

2- Rivayetin zaafının şiddetli olmaması. Yani senedinde yalancı veya yalancılıkla itham edilmiş, yahut rivayetlerinde çok hata yapan bir ravinin bulunmaması.

3- Zayıf hadise dayanarak amel edilen hususun, Şer’î asıllara aykırı olmaması.[34]

Burada şu hususun da bilinmesinde fayda görüyoruz: Zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği konusunda ulema arasında ihtilaf vardır. 


Bir kısım ulema, zayıf hadisle hiçbir konuda kesinlikle amel edilemeyeceğini, bir kısım ulema, her konuda kesinlikle amel edilebileceğini söylerken, çoğunluğu teşkil eden alimler, helal-haram gibi “ahkâm” konusunda değil de, faziletler konusunda bu türlü hadislerle amel edilebileceğini söylemişlerdir.

Ancak burada, yukarıda zikrettiğimiz üç hususun göz önünde bulundurulması gerektiğini de eklemişlerdir.[35]

4)Ayrıca "Sorularla islamiyet" sitesinden de aşağıdaki benzer bilgileri yayınlıyorum:

- Hafız Zeynu’l-Iraki, Tahricu ahadisi’l-İhya(ihya ile birlikte, 1/361) adlı eserinde Miraç gecesindeki namazla ilgili hadisin çok zayıf ve münker olduğunu belirtmiştir

- Recebin ilk Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) ile ilgili zikredilen ve “reğaib namazı” olarak da bilinen namazla ilgili hadis mevzudur. İbnu’l-Cevzî, bunu “el-Mevduzat, 2/124-126” adlı eserinde yer vermiş ve uydurma olduğunu belirtmiştir.
       
- İmam Gazali’nin de İhya’da 
(Daru’lmarife/Beyrut, ts. 1/202-203) belirttiği "Her kim recebin ilk perşembesini oruçlu geçirir, sonra Cuma gecesi olan o gece akşamla yatsı arasında, on iki rekat kılar...” mealindeki hadisi bazı alimlere göre mevzudur (uydurma). (bk. Zeynu’l-Irakî, Tahricu ahadis’l-ihya, ilgili hadisin tahrici)

- Buhari’nin şarihlerinden İbn Receb el-Hanbelî, “Recep ayında hususi namazlardan bahseden rivayetlerden hiç biri doğru/sahih değildir”demiştir.
 (İbn Receb, Lataifu’l-Maarif, s.140)

- İmam Nevevî ve İbn Kayyim el-Cevziye de Receb ayının ilk cuma gecesinde kılmayı ön gören rivayetlerin sahih olmadığını belirtmiştir. 
(bk. Fetava’l-İmam en-Nevevî, s.57; İbn kayyim, el-Menaru’l-münif, s.95)

- Hülasa, Receb ayının ilk cuma gecesinde kılınması gelenek olmuş namaz, ilk defa 480 hicri yılında Kudüs’da kılınmıştır. Bu sebeple bu tarihten önce yaşamış olan alimler bundan bahsetmemişler. 
(bk. Et-Tartûşî, el-Havadisu ve’l-bida, s.122)



Faruk Beşer Hoca'nın bu yazısını da mutlaka okuyun:

Bazıları halkta yerleşen kanaatlerle uğraşılmasını uygun görmezler. Sosyolojik açıdan bunun doğruluk payı olabilir. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. İnsanların alıştıkları hayatlarından bir şeyi çıkardığınızda onun yerini başkası doldurur. Mesela Regaib gecesi diye bir şey yok dediğinizde, o gecede camiye gitme alışkanlığı olanlar gitmeyiverir, onun yerine mesela televizyonda dizi izlemeye devam ederler. Katip Çelebi de o meşhur eserinde yerleşik bidatlere karşı savaş açmanın 'ahmaklık' olduğunu söyler, çünkü muvaffak olunamaz der.

Bunlar bir yönüyle doğrudur. Bizim yaptığımız ise halkın sosyolojik, ya da kültürel İslamına karışmak değil. Biz de bunu akıllıca bulmuyoruz. Ama meselenin bir de başka yönü yok mu? Artık İslam'ı bir alışkanlık olarak değil, bilinçli olarak yaşamak isteyen bir kesim var ve onlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenerek yaşamak istiyorlar. İşte biz onlarla dertleşiyoruz.

Din ifratları ve tefritleri bilip dengeyi kurma, sıratı müstakimde olma meselesidir. Bir tarafta sevenlerine bol sevap vadeden sözler söyleyip onların bağlılıklarını canlı tutma adına ne kadar garip ifadeler varsa hepsini hadis diye anlatanlar, diğer tarafta böylelerine kızarak hadislerin sahih olanlarını dahi reddedip onların yerine kendi düşüncelerini koyanlar var. Bir tarafta Rasulüllah'tan günümüze yaşayan sahih bir birikimi reddenler, diğer tarafta geçmişte ne söylenmişse hepsini din sananlar, tasavvufu dahi 'metafizik yapma' diye anlatanlar var. 


Oysa bakın müteşerri bir sufi olan Sehl Tüsteri ne diyor: “Bizim yolumuzun esası şu yedi şeydir:

Kitaba tam bağlılık, sünnete ittiba, helal yemek, eziyet vermekten kaçınmak, günahlardan uzak durmak, tövbeye sarılmak, haklara riayet etmek”. Böyle bir tasavvufa karşı çıkmak da 'ahmaklık' değil midir? Tabi, derseniz, böyle olmayana karşı çıkmamakta 'ahmaklıktır' demeniz gerekmez mi? 


                                                  **************
***2.yazı Recep Ayı Hakkında Uydurulmuş Hadisler için dipnotlar

(1)İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Menâru’l-Munîf fi’s-Sahîhi ve’d-Daîf, Tahk: Abdulfettâh Ebû Gudde, Mektebetü’l-Matbûâti’l-İslâmiyye, Halep, 1970, s: 95. Eserin Türkçe tercümesi için bkz: el-Menâru’l-Munîf fi’s-Sahîhi ve’d-Daîf, Terc: Muzaffer Can, Cantaş Yayınları, İstanbul, 1992, s: 88-89.
[2] İbn Kayyim, el-Menâru’l-Munîf, s: 95, Terc: Muzaffer Can, s: 89.
[3] İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ ve Müzîlü’l-İlbâs, 3. Baskı, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2 cilt, Beyrut, 1998, c: 2, s: 410.
[4] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c: 2, s: 417.
[5] İbn Kayyim, a.g.e., s: 95, Terc: Muzaffer Can, s: 88-89.
[6] İbn Kayyim, a.g.e., s: 96-97; Terc: Muzaffer Can, s: 89-90.
[7] Bkz: Bir önceki dipnot.
[8] M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadisler Menşei Tanınma Yolları Tenkidi, Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı, İstanbul, 1997, s: 163.
[9] Muhammed b. Ali eş-Şevkânî, el-Fevâidü’l-Mecmûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa, Tahk: Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî, 2. Baskı, el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut, 1392 h., s: 100. Bu hadis için ayrıca bkz: Aclûnî, a.g.e., c: 1, s: 423-424, hadis no: 1358.
[10] Şevkânî, a.g.e., s: 100.
[11] Celâlüddîn Abdurrahmân es-Suyûtî, el-Leâli’l-Masnûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa, Tahrîc ve Ta’lîk: Ebû Abdirrahmân Salâhuddîn b. Muhammed b. Uveyza, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 3 cilt, Beyrut, 1996, c: 2, s: 97; Şevkânî,a.g.e., s: 100.
[12] Suyûtî,, a.g.e., aynı yer; Ebu’l-Hasen Ali b. Muhammed b. Arrâk el-Kinânî, Tenzîhu’ş-Şerîati’l-Merfûa ani’l-Ahbâri’ş-Şenîati’l-Mevdûa, Tahk: Abdulvehhâb b. Abdullatîf, Abdullah Muhammed es-Sıddîk, 2. Baskı, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2 cilt, Beyrut, 1981, c: 1, s: 152; Şevkânî, a.g.e., s: 100.
[13] Şevkânî, a.g.e., s: 101.
[14] Suyûtî,, a.g.e., c: 2, s: 98; İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-Şerîa, c: 1, s: 152; Şevkânî, a.g.e., s: 101.
[15] Suyûtî,, a.g.e., aynı yer; İbn Arrâk, a.g.e., c: 1, s: 153; Şevkânî, a.g.e., aynı yer.
[16] Suyûtî,, a.g.e., c: 2, s: 99; Şevkânî, a.g.e., s: 101.
[17] Şevkânî, a.g.e., s: 439.
[18] Şevkânî, a.g.e., aynı yer.
[19] İbn Arrâk, a.g.e., c: 1, s: 163-164; Şevkânî, a.g.e., aynı yer.
[20] Şevkânî, a.g.e., s: 440. Ayrıca bkz: İbn Arrâk, a.g.e., c: 1, s: 160-161; Aclûnî,a.g.e., c: 2, s: 85, hadis no: 1824.
[21] Şevkânî, a.g.e., s: 440.
[22] Suyûtî, a.g.e., c: 2, s: 96-97; İbn Arrâk, a.g.e, c: 1, s: 151-152.
[23] Suyûtî,, a.g.e., c: 2, s: 97; İbn Arrâk, a.g.e., c: 1, s: 152.
[24] Tevbe, 9/36.
[25] Bunlara haram ayları denir. Bunlar, kameri aylardan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. Kameri aylar sırasıyla şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîu’l-Evvel, Rebîu’l-Âhir, Cemâziye’l-Evvel, Cemâziye’l-Âhir, Recep, Şa’ban, Ramazan, Şevvâl, Zilka’de ve Zilhicce.
[26] Bakara, 2/217.
[27] Maide, 5/2.
[28] Bkz: Hacc, 22/32.
[29] Buhari, Bed’ul-Halk, 2, Tefsir 9/8.
[30] Ahmed b. Hanbel, 1/259.
[31] Münker hadis: Zayıf bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadis. Münkeru’l-hadis: Bu tür hadisleri rivayet eden ravi.
[32] Nûruddîn Ali b. Ebi Bekr el-Heysemî, Mecmeau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 10 cilt, Beyrut, 1988, c: 2, s: 165 (Bâb fi’l-Cumua ve fadlihâ).
[33] M. Şemseddin’in Hurâfattan Hakikate adlı kitabından naklen: Kandemir, Mevzu Hadisler, s: 201. M. Yaşar Kandemir Hoca’nın bu kitabının, Mevzu Hadislerin İslam’a ve Müslümanlara Verdiği Zararlar başlıklı beşinci bölümün okunması özellikle tavsiye ederiz.
[34] Hayrettin Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, Yeni Şafak Gazetesi Armağanı, 3 cilt, İstanbul, 1996, c: 1, s: 97.

                                                   ***********                            

***3.yazı  ÜÇ AYLAR KÜLTÜRÜ ÜZERİNE için DİPNOTLAR

[1] el-Buhârî, “Tefsir”, 9; “Bed’u’l-halk”, 3; Müslim, “Kasâme”, 29; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, V, 37, 73.
[2] 9/et-Tevbe, 36.
[3] “el-Keşşâf”, II, 261; “Tefsîru’l-Beydâvî” (Şeyhzâde haşiyesi ile birlikte), II, 432.
[4] Ebû Hayyân, “el-Bahru’l-Muhît”, V, 415.
[5] “el-Keşşâf”, a.y.
[6] et-Taberî, “Câmiu’l-Beyân”, VI, 366.
[7] 2/el-Bakara, 217.
[8] “Tefsîru’l-Beğavî”, I, 190.
[9] en-Nâblûsî, “Fedâilu’ş-Şuhûr ve’l-Eyyâm”, 22.
[10] Bkz. el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58-9.
[11] Ebû Nu’aym, “Hilyetu’l-Evliyâ”da ve ed-Deylemî, “Müsnedu’l-Firdevs”te rivayet etmişlerdir. Ancak isnadında zayıflık vardır. Bkz. el-Münâvî, “Feydu’l-Kadîr”, IV, 18.
[12] İbnu’l-Kayyım, “el-Menâru’l-Münîf”, 95.
[13] Ali el-Karî, “el-Masnû’”, 259; el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58 vd.; eş-Şevkânî, “el-Fevâidu’l-Mecmû’a”, 47.
[14] İbn Receb, “Letâifu’l-Ma’ârif”, 131.
[15] el-Kastallânî, “el-Mevâhibu’l-Ledünniyye”, I, 274-5.
[16] el-Leknevî, a.g.e., 77.
[17] İbn Receb, a.g.e., a.y.
[18] İbn Receb, a.g.e., a.y.
[19] İbn Receb, a.g.e., a.y.
[20] İbn Receb, a.g.e., 132.
[21] İbn Receb, a.g.e., a.y.
[22] İbn Receb, a.g.e., 131.
[23] en-Nesâî, “Sıyâm”, 70.
[24] el-Buhârî, “Savm”, 39, 53; “Libâs”, 43; “Rikâk”, 18; Müslim, “Müsâfirûn”, 215, 220, 221; “Sıyâm”, 58, 177; et-Tirmizî, “Kuble”, 13; İbn Mâce, “Zühd”, 28; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, II, 231, 350, 496…
[25] et-Tirmizî, “Savm”, 38; İbn Mâce, “İkâme”, 191; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, VI, 238.
[26] İbn Mâce, “İkâme”, 191.
Bu rivayetlerde zikredilen “Allah Teala’nın dünya semasına inmesi” konusu, yukarıdan aşağıya inmek olarak anlaşılmamalıdır. Burada ya Allah Teala’nın, rivayette geçtiği gibi nida eden bir melek göndermesi mecazen anlatılmakta veya Allah Teala’nın, rahmet ve rızık kapılarını sonuna kadar açtığı ifade edilmektedir.
[27] İbn Ebî Asım, “Kitâbu’s-Sünne”, 222-4.
Bu gecenin fazileti konusunda el-Kevserî merhum da “Makâlât”ında (60-4) müstakil bir makale kaleme almıştır.
[28] Bu rivayetlerin topluca zikri için bkz. es-Sehâvî, “el-Ecvibetu’l-Mardıyye”, I, 325 vd.
[29] İbn Receb, a.g.e., 152.
[30] İbn Receb, a.g.e., 152-3.
[31] İbn Receb, a.g.e., 154.
[32] el-Leknevî, a.g.e., 81.
[33] el-Leknevî, a.g.e., 82.
[34] es-Sehâvî, “el-Kavlu’l-Bedî’”, 363 vd.
[35] es-Sehâvî, a.g.e., 365.


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR