23 Şubat 2026 Pazartesi
***Oruçla İlgili Kısa Bilgiler-Dr. M. Şerafettin KALAY
Her ibadette olduğu gibi orucun da kendine ait şartları ve farklı hükümleri vardır. Yeni bir Ramazan Ayı başlamışken bilgi tazelemeye vesile olur ümidiyle bu hükümlerden bir demet sunmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz:
Bir kimsenin üzerine orucunun farz olması veya tuttuğu bir orucun sahih olması için;
1 – Önce o kimsenin İslâm ile şeref bulmuş olması gerekir. Oruç bir ibadettir. İbadetler Allah rızası için yapılır ve edâ eden kişi sevaba, mükâfâta erer. Allah rızası ve sevap ise gerçek iman sahibi için geçerlidir.
Müslüman olmayan bir kimse de birinci derecede iman nûruna ermekle sorumludur. İmanla şeref bulmayan bir kimse, ibadetinin mükâfatını elde edemez.
2 – Akıl sahibi olmalıdır. Şüphesiz Rabbimiz, akıl nimeti bahşettiklerini sorumlu tutar. Ne yaptığının şuurunda, idrakinde olmayanları değil.
3 – Ergenlik çağına girmiş olmalıdır. Ergenlik çağına ulaşmamış bir çocuk henüz filizlenme, gelişme, idrak ve iradesini güçlendirme, olgunlaştırma devrelerini yaşamaktadır. Henüz bütünüyle sorumluluk alacak çağda değildir.
Ancak temyiz çağına ulaşarak aklı birçok gerçeklere eren bir çocuk, oruç tuttuğunda, orucu nafile oruç hükmünde sayılır, hem kendisi, hem de onu yetiştiren ve oruç tutmasına vesile olan anne-babası onun bu ibadetinden sevap kazanır.
4 – Oruç tutacak kişi, sıhhatli olmalıdır. Tutuğu oruç, sıhhatine zarar vermemeli, bedenî iyileşmesine mani olmamalıdır.
Hasta olan bir kişi, sıhhat bulduğunda oruçlarını kaza etmeli; hastalığı şifa bulmayacak veya devamlılık gösteren bir hastalık ise fidye vermelidir.
5 – Mukim olmalıdır. Dîn-i mübîn evinden uzaklarda yolculuk yapan seferî insanlara birçok kolaylık tanımıştır. Seferî oldukları sırada oruçlarını açma konusunda verilen ruhsat da bunlardan biridir. Ancak seferdeki insan, içinde bulunduğu durumu uygun bulur, oruç tutmayı tercih ederse Hanefî Mezhebine göre bu ayrıca kendisine fazîlet kazandıracaktır.
6 – Kadınlar hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmalıdırlar. Onların bu halleri, sıhhatlerine dikkat ve titizlik gösterecekleri bir hâldir; ibadete uygun bir hâl değildir. Onlar da oruçlarını, temizlendiklerinde kaza edeceklerdir.
Oruca başladıktan sonra kan gelmişse oruçlarını bozmaları; gün batmadan temizlenmişlerse de günün kalan kısmında oruçlu gibi davranmaları uygun olandır. O gün oruçlu sayılmasalar da bu kendilerine ayrıca sevap kazandıracaktır.
Ramazan Ayı, kamerî aylardandır. Dolayısıyla hilalin, güneşin batışının peşinden batı istikametinde görünüşüyle başlar.
Allah Rasûlü; “Hilali görerek oruca başlayınız, hilali görerek oruç ayına son veriniz.” buyurmuştur. Aynı zamanda hilal gözetlemek, ibadetten bir parçadır ve Ümmet-i Muhammed tarafından ihmal edilir hale getirilmesi ciddî bir kusurdur.
Kamerî aylar ya 30 gündür ya da 29 gündür. Hiçbir zaman 28 veya 31 gün olmazlar.
İmsak, fecr-i sâdıkın (asıl fecrin) doğuşuyla başlar. Yeme, içmeye imsaktan birkaç dakika önce son verilmesi elbette ihtiyata daha uygundur.
*Oruçlu bir insan misvak, macunsuz fırça kullanabilir. Islak misvak (dolayısıyla da fırça) kullanılmasını mekruh gören âlimlerimiz vardır. İmam Şafiî Hazretleri de öğleden sonra misvak kullanılmasını mekruh görür.
*Oruçlu bir insanın kan aldırması orucunu bozmaz. Ancak kendisini zayıf düşürecekse mekruh görülmüştür.
*Vücut menfezlerinden (gözeneklerinden) giren maddeler oruç bozmaz. Vücuda sürülen zeytinyağı, krem gibi maddeleri derinin emmesi, göze damlatılan damlanın gözden genze açılan menfezden içeri girmesi gibi.
*Aşı veya iğne vurdurma orucu bozar. Çünkü kan yolu ile direkt bağ kurar.
*Kendiliğinden zorlayarak gelen bir kusuntu, geri dönmemiş, dışarı çıkmışsa orucu bozmaz.
Az olan kusuntu geri döndüğünde de bozmaz. Ağız dolusu diye ifade edilen çok kusuntu şahıs tarafından geri döndürülürse oruç bozulur. Böyle bir kusuntu kendiliğinden içeri dönse İmam Ebu Yusuf’a göre yine orucu bozar. İmam Muhammed’e göre bozmaz.
*Bir kadının kocasını, bir kocanın da karısını sadece öpmesiyle oruç bozulmaz.
*Bir doktor hastasından oruç tutmamasını isterse, İslam Hukuku’na göre; şayet doktor mesleğinde mütehassıs, kendisi oruç tutan ve Allah korkusu taşıyan bir kimse (fıkhî ifadeyle hâzık ve âdil) ise sözü geçerlidir. O kimsenin oruç tutması, sıhhatine zarar vermemesi, daha sonra uygun bir zamanda orucunu kaza etmesi gerekir. Hastalığı geçici, yani iyi olacak bir hastalık değilse fidye vermelidir.
*Kefâret, sadece niyet ederek başlanılmış bir Ramazan orucunu kasten bozmaktan dolayı gerekir. Ramazan dışında tutulan hiçbir orucu bozmaktan dolayı gerekmez. Aynı hüküm Ramazan orucunu Ramazan ayı dışında kaza eden insan için de geçerlidir. Yani kefâret gerekmez. Belki böyle bir orucu bozması, durumuna bağlı olarak ona vebal getirebilir ama kefâreti gerektirmez.
*Kefâret oruç tutmamanın değil, Ramazan orucunu bozmanın cezasıdır.
*Hamile bir kadın, kendi sıhhatine veya çocuğunun sıhhatine zarar gelebileceğinden korkuyorsa oruç tutmayabilir, bu orucunu daha sonra kaza edebilir. Çocuk emziren bir kadının durumu da böyledir.
Bu hükümler sıkça karşılaşılan konularla ilgilidir. Daha fazla ve geniş bilgi için ilmihallere, fıkıh kitaplarına müracaatta fayda vardır.
Feyz ve bereket dolu günler niyâziyle…
Dr. M. Şerafettin KALAY
http://www.siyerinebi.com/tr/orucla-ilgili-kisa-bilgiler
Orucu fırsata çevirme ve modern oruç meseleleri-Faruk Beşer
Demiştik ki, oruç yeni bir varoluştur. Yani otuz gün oruçla sizin maddi ve manevi varlığınız rektifiyeden geçer, tortular atılır, paslar silinir ve siz artık oruçtan önceki siz değil, yeni bir siz olursunuz. Bedeniniz yenilendiği gibi, maneviyatınız da yenilenir. Eğer artık bu yeni var oluşunuzu bozmadan sürdürürseniz gelecek Ramazan’da bir kademe daha yükselmiş olursunuz. Böyle böyle Allah’a olan seyriniz de ilerler. Sürdüremezseniz ikinci Ramazan’da yeniden başlar ve yeni bir imkân daha elde etmiş olursunuz.
Orucun yan kazanımları
Sırf dünyaya bakan yönü için bile Ramazan bulunmaz bir fırsattır. Oruçla sadece Allah rızasını düşünenler ise hem onu hem bunu elde ederler. Allah rızası asıl saik, yani niyetin yüzde elliden fazlası olmakla beraber orucu, bu dünyevi faydalarını da hesaba katarak tutanlar, belki sevapları öbüründen az da olsa yine her ikisini de elde ederler...
...Manevi değişim için, vermeye daha çok alışabilmek için de Ramazan’ı bir fırsata dönüştürebiliriz. ‘O halde Allah’a karşı takvalı olun korunun, dinleyin, itaat edin, infak edin, kendiniz için hayır yapın. Kimler nefsinin cimriliğinden korunursa, kurtulacak olanlar da onlardır (Teğabun 16)’.
Kuranıkerim’e ilgimizi artırmalıyız. Okumadan anlamaya, anlamadan yaşamaya geçmeliyiz. Artık sahabenin yaptığı gibi, Kuranıkerim’i öğrenmeyi uygulama olarak anlamalıyız.
Oruç ve modern meseleler
Önce usul ile başlayalım ki, söylediklerimizden söylemediklerimiz de anlaşılmış olsun. Oruç kulun kendisini sabahtan akşama kadar yemeden, içmeden ve cimadan tutmasıdır demiştik. Bu üç şey hakikaten olabileceği gibi hükmen, ya da şeklen de olabilir. Yenebilen bir şeyi ağız yoluyla yemek hakikaten yeme, başka bir yolla midesine ulaştırmak da hükmen ya de şeklen yemedir. Diğerleri de böyle. Mazereti yokken orucunu bu üç şeyden biriyle hakikaten ve bilerek bozana hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunların sadece şeklen olanıyla bozana ise kefaret değil sadece kaza gerekir.
İkinci kuralımız şu: Hanefiler hükümleri tespitte istihsan diye bir anlama metodu kullanırlar ki, esası şudur: Maksadı koruyabilmek için bazı hallerde genel kuraldan ayrılabiliriz. Çünkü asıl olan araçlar değil, maksatlardır. Bir örnek verelim; genel kural kırmızı ışıkta durmaktır. Bunun hedefi can güvenliğidir. Ama ağır bir hastayı taşıyan cankurtaran kırmızı ışıkta durma kuralına uymayabilir. Çünkü asıl maksat canı kurtarmak ise o zaten bunun için yarışmaktadır.
Buna göre iğne vurulmak, ya da ağzını diş macunuyla yıkamak kurala göre orucu bozmaz. Çünkü kural, yemenin, içmenin ve cimanın orucu bozacağıdır. Ama oruçtaki asıl maksada baktığımızda, istihsan yoluyla böyle şeylerin orucu bozduğunu söylememiz gerekir. Çünkü oruçtaki asıl maksat yemeden ve içmeden kendini tutmak ise, mesela iğne ile vücuda su ve gıda verilmiş olabilir. Ağzın tamamına yayılan bir tat da içeriye bir miktar sızabilir. Öyleyse bunlar orucu bozarlar, ama bilerek de yapılmış olsalar kefareti gerektirmezler. Çünkü hakikaten yeme içme değildirler. Oruçlu iken iğne yaptırmak zorunda kalan birisi, orucuna devam etmelidir, çünkü kurala bakıp bozmaz diyen bir görüş de vardır, ama ihtiyaten sonra bir gün kaza etmesi güzel olur, çünkü istihsanen orucu bozulmuştur.
Nefes darlığı çekenlerin kullandığı sprey, ya da şeker hastalarının gündüz dahi kullanmak zorunda oldukları insülin bunlardan biraz farklıdır. Çünkü bunların orucu bozduğunu söylemek, kişiye hiç oruç tutma demektir. Öyleyse insülinde asıl kuralı uygulama, spreyde ise zaruret bulunduğu için onu bir başka şeye, mesela buharlı bir havayı solumaya kıyas ederek orucu bozmadıklarını söylemek daha doğru olur. Göz damlası ise hiçbir bakımdan yeme içme olmadığı için orucu bozmaz.
Yazının tamamı için:
***ORUCUN FARZLARI
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
Orucun farzı üçtür:
1- Niyet etmek,
2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak,
3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak.
Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Sahura kalkınca da, daha önce niyet edilmiş olsa da, imsak vaktine kadar yiyip içilebilir.
Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Niyetin son vaktinden önce, kesin karar vermek gerekir.
Oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur.
İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlamasıdır.
Sahura kalkmadan oruç tutmak günah değildir, ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Bismillahirrahmanirrahim
Orucun farzı üçtür:
1- Niyet etmek,
2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak,
3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak.
Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Sahura kalkınca da, daha önce niyet edilmiş olsa da, imsak vaktine kadar yiyip içilebilir.
Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Niyetin son vaktinden önce, kesin karar vermek gerekir.
Oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur.
İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlamasıdır.
(Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed]
(Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyhekî]
(Yedikleri helâl olmak şartıyla hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesaî]
(Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin, çünkü onda bereket vardır.) [Deylemî]
(Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud]
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
(Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyhekî]
(Yedikleri helâl olmak şartıyla hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesaî]
(Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin, çünkü onda bereket vardır.) [Deylemî]
(Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud]
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Iskât-ı savm, ölünün üzerindeki oruç borçlarını düşürmek demektir. Iskât, kişinin sağlığında çeşitli sebeplerle eda edemediği oruç, adak, keffâret gibi dinî mükellefiyetlerinin, ölümünden sonra fidye ödenerek düşürülmesi, böylece o kişinin bu tür borçlarından kurtulması anlamını taşır.
Ölünün üzerinden, sağlığında mazereti sebebiyle tutamadığı oruç borçlarının düşürülmesi için fidye verilmesi hususu, âyet ile sabittir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumuna yetecek kadar fidye öder.” (el-Bakara, 2/184) buyrulmaktadır.
Bu âyetin hükmüne göre, oruca güç yetiremeyen veya sağlık mazeretleri sebebiyle Ramazan’da ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan aciz olan kimselerin, tutamadıkları her bir gün için fidye ödemeleri gerekir. Âyette, hayatta olup oruç tutmaya sağlığı imkân vermeyenlerin fidye vermeleri söz konusu edilmektedir. Hayatta iken imkân buldukları hâlde oruç tutmadan ölenler için oruç keffâreti ödenip ödenemeyeceği konusu âlimler arasında tartışmalıdır.
Fakihlerin çoğunluğu, yukarıdaki âyet-i kerîmeden hareketle, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden vefat etmiş olan kimselerin oruç borçları için de fidye ödeneceğini, hatta bu kimselerin bu konuda vasiyette bulunmaları gerektiğini ifade etmişlerdir (Merğinânî, el-Hidâye, 1/124). Çünkü fidyenin gerekçesi, oruç tutmaktan aciz olmaktır. Ölen kimse de oruç tutmaktan mutlak surette acizdir. O hâlde bunların durumu, tutamadıkları oruca karşı fidye vermeleri nass ile sabit olan kişilerin durumuna kıyas edilebilir (Serahsî, el-Mebsût, 3/100; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/151). Başta Şâfiî mezhebi olmak üzere bazı görüşlere göre ise bir kimse imkânı olduğu hâlde fidyeyi vermeden ölürse vasiyete de gerek olmaksızın bıraktığı mirastan ödenir. Zira onun fidye ödemesi, hasta ve yolcunun orucu kaza etmesi gibidir (Nevevî, el-Mecmû’, 6/259).
Ölünün üzerinden, sağlığında mazereti sebebiyle tutamadığı oruç borçlarının düşürülmesi için fidye verilmesi hususu, âyet ile sabittir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumuna yetecek kadar fidye öder.” (el-Bakara, 2/184) buyrulmaktadır.
Bu âyetin hükmüne göre, oruca güç yetiremeyen veya sağlık mazeretleri sebebiyle Ramazan’da ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan aciz olan kimselerin, tutamadıkları her bir gün için fidye ödemeleri gerekir. Âyette, hayatta olup oruç tutmaya sağlığı imkân vermeyenlerin fidye vermeleri söz konusu edilmektedir. Hayatta iken imkân buldukları hâlde oruç tutmadan ölenler için oruç keffâreti ödenip ödenemeyeceği konusu âlimler arasında tartışmalıdır.
Fakihlerin çoğunluğu, yukarıdaki âyet-i kerîmeden hareketle, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden vefat etmiş olan kimselerin oruç borçları için de fidye ödeneceğini, hatta bu kimselerin bu konuda vasiyette bulunmaları gerektiğini ifade etmişlerdir (Merğinânî, el-Hidâye, 1/124). Çünkü fidyenin gerekçesi, oruç tutmaktan aciz olmaktır. Ölen kimse de oruç tutmaktan mutlak surette acizdir. O hâlde bunların durumu, tutamadıkları oruca karşı fidye vermeleri nass ile sabit olan kişilerin durumuna kıyas edilebilir (Serahsî, el-Mebsût, 3/100; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/151). Başta Şâfiî mezhebi olmak üzere bazı görüşlere göre ise bir kimse imkânı olduğu hâlde fidyeyi vermeden ölürse vasiyete de gerek olmaksızın bıraktığı mirastan ödenir. Zira onun fidye ödemesi, hasta ve yolcunun orucu kaza etmesi gibidir (Nevevî, el-Mecmû’, 6/259).
***Öteki Hayatı Kazanmanın Büyük Bir Fırsatı Ramazan-M.Emin Yıldırım
Muhammed Emin Yıldırım Hoca, Ramazan ayının değer ve kıymeti, Ramazan’a nasıl hazırlanalım, bu mübarek ayı nasıl ihya edelim ve bu aydan diğer aylara neler taşıyalım, konusunda çok önemli bilgileri ve mesajları paylaştı.
Dersten Cümleler
“Ey Müslümanlar!
Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü.
Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan’ Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.
Bu ay; Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.
Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.
Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.
Bu ay ihsan ve yardımlaşma ayıdır.
Bu ay müminin rızkının bereketlendiği bir aydır.
"Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”
Sahabe hayran hayran bu sözleri dinlerken içlerinden biri: “Ya Resulullah! Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir ki!”… dedi.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:
“Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.
Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnut edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnut edecek iki işiniz; ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.
"Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (İbn Huzeyme, Sahih, II/911; Beyhaki, Şuabu’İman, V/223)
Ramazan nasıl bir aydır? Ramazan deyince neler aklımıza gelmelidir?
1. Ramazan, kulluğun en hayırlı azığı olan takvanın kuşanılacağı bir aydır.
“…Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden ittika edin (korkup sakının).” (Bakara 2/197)
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183)
2. Ramazan, Allah’ın insanlığa en büyük ikramı, nimeti ve hidayet kılavuzu olan Kur’an’ın nazil olduğu aydır.
3. Ramazan, feraset ve basireti elde etmenin en önemli yolu olan furkan vasfının kazanılacağı bir aydır.
“Ramazan ayı ki o ayda insanlar için hidayet kaynağı olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir.” (Bakara, 185)
4. Ramazan, içerisinde bin aydan daha kıymetli olan Kadir Gecesi’ni saklayan bir aydır.
5. Ramazan, hakkıyla ihya edildiği takdirde geçmiş günahların bağışlanmasına vesile olan bir aydır.
“Kim, inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari, İman, 28, Müslim, Sıyam, 203)
“Kim inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan umarak Kadir Gecesini ihya edip ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari, İman, 35; Tirmizî, Savm, 1)
“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile Cuma bir sonraki Cuma’ya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Taharet, 16)
6. Ramazan, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapatıldığı ve şeytanların en azgınlarının bağlandığı bir aydır.
“Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.” (Nesâî, Sıyâm, 5)
7. Ramazan, hayırlarda yarışılan, takvada yardımlaşılan ve salih amellerin çoğaltılması gereken bir aydır.
“Ramazan ayı bütün bereketi ile size geliyor. Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir. Hataları yok eder, o ayda duaları çokça kabul eder. Allahu Teâla sizin Ramazan ayında hayırlarla yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allahu Teâla’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden bedbaht kimselerden olmayın.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, III/344)
8. Ramazan, rehavet, uyku, eğlence ve reklamların arttırılacağı bir mevsim değil, mücadelenin, davetin ve cihadın fazlalaştırılacağı bir aydır.
9. Ramazan, Hududullaha/Allah’ın sınırlarına ve Hukukullaha/Allah’ın hukukuna riayet ederek yaşamanın iyice öğrenilebileceği bir aydır.
10. Ramazan, mahşerin en önemli mükâfatı olan arşın gölgesinde gölgelenmenin, öteki hayatı kazanmanın ve cennete özel bir kapıdan girmenin elde edilebileceği bir aydır.
“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir.” (Buhârî, Savm, 4; Müslim, Sıyâm, 166)
Ramazan’a nasıl hazırlanalım?
1. Ciddi bir muhasebe
2. Derin bir tevbe
3. Şuurlu bir istiğfar
4. Güzel bir helalleşme
5. Bilinçli bir niyet
6. Makul bir hedef
7. Sarsılmaz bir istikamet
8. Sadık bir dost
9. Vahdet sağlanmış bir hane
10. Sağlam bir sabır
Neye sabır edeceğiz?
1. İbadetlerin külfetine
2. Günahların cazibesine
3. İmtihanların zorluğuna
4. Eziyetlerin ağırlığına
5. Hayırların istikrarına
Ramazan’ı nasıl ihya edelim?
1. Dışarıdan içeriye dönerek
İtikâf, her Ramazan Hira’nın mesajlarını yeniden yaşamaktır.
2. Düzensizlikten nizama kavuşarak
3. Zaafiyetlerden arınıp, iradenin hakkını vererek
Uyku ahlakı, Göz terbiyesi, Kulak terbiyesi, Dil terbiyesi
4. Zayıflıklardan kurtulup, kuvvetli ve güçlü olmaya azmederek
“Kuvvetli mümin, zayıf / güçsüz müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir.” (Müslim, Kader, 34; İbn Mace, Zühd, 4168)
5. Değersizlikten ulvi hedeflere kilitlenerek
6. Duyarsızlıktan mükellefiyetlere yürüyerek
7. Cimrilikten cömertliğe alışarak
8. Beşeri yargılardan ilahi telkinlere kavuşarak
9. Üzerimizdeki her türlü hakkı yerine getirme adına gayret göstererek
10. İbadetin beyni olan duadan çokça nasiplenerek
“Üç kimse vardır ki, duaları reddedilmez, mutlaka kabul edilir: İftar anında oruçlunun duası, adil idarecinin/devlet başkanının duası, mazlumun duası (bedduası)." (Tirmizi, Deavat, 128, İbn Mace, Sıyam, 48)”
Ramazan’dan sonrasına kazanımları nasıl taşıyalım?
1. Zamana ve zemine sıkıştırmak yok, hayatın tamamına yaymak var.
2. Kazanılan seviyeyi kaybetmek yok, koruma adına ciddi bir hassasiyet var.
3. Güzel alışkanlıkları unutmak yok, o meltemi hissedecek adımları atmak var.
4. Mükellefiyetleri gevşetmek yok, her daim canlı tutacak vesileleri zorlamak var.
5. Asla ümitsizlik girdabına girmek yok, reca/ümit kapısına dört elle sarılmak var.
Her şeyin bir kalbi var, her kalbe sahip çıkılmalı!
Namazın kalbi secdedir.
Haccın kalbi Arafat’tır.
Cihadın kalbi şehadettir.
Davetin kalbi sabırdır.
İlmin kalbi istikrardır.
Dostluğun kalbi vefadır.
Senenin kalbi Ramazandır.
Ramazanın kalbi Kadir Gecesidir.
Orucun kalbi iftar anlarıdır.
Sahabe’den Ebû Said el-Hudri bize nakil ediyor. Diyor ki: “Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem bir keresinde minbere çıkarken, her adımda “âmin” dedi: Bir adım çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”
Hutbesi bittikten sonra: “Yâ Resûlallah! Minbere çıktığınız zaman ‘âmin’ dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?” diyerek sebebini sordular.
Buyurdu ki: “Cebrail Aleyhisselam üç dua etti, ben de onlara âmin dedim!”
Birisi: Cebrail Aleyhisselam: ‘Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!’ dedi, ben de âmin dedim.”
İkincisi: “Cebrail Aleyhisselam: ‘Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun! Onun burnu yere sürünsün!’ dedi. Ben de ona âmin dedim.”
“Üçüncüsü: “Cebrail Aleyhisselam: ‘Ramazana eriştiği halde bir insan, buna Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah’ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah’ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula! Burnu yerde sürtsün!’ diye dua etti. Ben de ona âmin dedim.” (Buharî, el-Edebu’l-Müfred, 1/338; Taberanî, Mü’cemü’l-Evsat, 8994)
Dersten Cümleler
“Ey Müslümanlar!
Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü.
Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan’ Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.
Bu ay; Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.
Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.
Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.
Bu ay ihsan ve yardımlaşma ayıdır.
Bu ay müminin rızkının bereketlendiği bir aydır.
"Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”
Sahabe hayran hayran bu sözleri dinlerken içlerinden biri: “Ya Resulullah! Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir ki!”… dedi.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:
“Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.
Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnut edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnut edecek iki işiniz; ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.
"Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (İbn Huzeyme, Sahih, II/911; Beyhaki, Şuabu’İman, V/223)
Ramazan nasıl bir aydır? Ramazan deyince neler aklımıza gelmelidir?
1. Ramazan, kulluğun en hayırlı azığı olan takvanın kuşanılacağı bir aydır.
“…Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden ittika edin (korkup sakının).” (Bakara 2/197)
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183)
2. Ramazan, Allah’ın insanlığa en büyük ikramı, nimeti ve hidayet kılavuzu olan Kur’an’ın nazil olduğu aydır.
3. Ramazan, feraset ve basireti elde etmenin en önemli yolu olan furkan vasfının kazanılacağı bir aydır.
“Ramazan ayı ki o ayda insanlar için hidayet kaynağı olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir.” (Bakara, 185)
4. Ramazan, içerisinde bin aydan daha kıymetli olan Kadir Gecesi’ni saklayan bir aydır.
5. Ramazan, hakkıyla ihya edildiği takdirde geçmiş günahların bağışlanmasına vesile olan bir aydır.
“Kim, inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari, İman, 28, Müslim, Sıyam, 203)
“Kim inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan umarak Kadir Gecesini ihya edip ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari, İman, 35; Tirmizî, Savm, 1)
“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile Cuma bir sonraki Cuma’ya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Taharet, 16)
6. Ramazan, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapatıldığı ve şeytanların en azgınlarının bağlandığı bir aydır.
“Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.” (Nesâî, Sıyâm, 5)
7. Ramazan, hayırlarda yarışılan, takvada yardımlaşılan ve salih amellerin çoğaltılması gereken bir aydır.
“Ramazan ayı bütün bereketi ile size geliyor. Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir. Hataları yok eder, o ayda duaları çokça kabul eder. Allahu Teâla sizin Ramazan ayında hayırlarla yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allahu Teâla’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden bedbaht kimselerden olmayın.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, III/344)
8. Ramazan, rehavet, uyku, eğlence ve reklamların arttırılacağı bir mevsim değil, mücadelenin, davetin ve cihadın fazlalaştırılacağı bir aydır.
9. Ramazan, Hududullaha/Allah’ın sınırlarına ve Hukukullaha/Allah’ın hukukuna riayet ederek yaşamanın iyice öğrenilebileceği bir aydır.
10. Ramazan, mahşerin en önemli mükâfatı olan arşın gölgesinde gölgelenmenin, öteki hayatı kazanmanın ve cennete özel bir kapıdan girmenin elde edilebileceği bir aydır.
“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir.” (Buhârî, Savm, 4; Müslim, Sıyâm, 166)
Ramazan’a nasıl hazırlanalım?
1. Ciddi bir muhasebe
2. Derin bir tevbe
3. Şuurlu bir istiğfar
4. Güzel bir helalleşme
5. Bilinçli bir niyet
6. Makul bir hedef
7. Sarsılmaz bir istikamet
8. Sadık bir dost
9. Vahdet sağlanmış bir hane
10. Sağlam bir sabır
Neye sabır edeceğiz?
1. İbadetlerin külfetine
2. Günahların cazibesine
3. İmtihanların zorluğuna
4. Eziyetlerin ağırlığına
5. Hayırların istikrarına
Ramazan’ı nasıl ihya edelim?
1. Dışarıdan içeriye dönerek
İtikâf, her Ramazan Hira’nın mesajlarını yeniden yaşamaktır.
2. Düzensizlikten nizama kavuşarak
3. Zaafiyetlerden arınıp, iradenin hakkını vererek
Uyku ahlakı, Göz terbiyesi, Kulak terbiyesi, Dil terbiyesi
4. Zayıflıklardan kurtulup, kuvvetli ve güçlü olmaya azmederek
“Kuvvetli mümin, zayıf / güçsüz müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir.” (Müslim, Kader, 34; İbn Mace, Zühd, 4168)
5. Değersizlikten ulvi hedeflere kilitlenerek
6. Duyarsızlıktan mükellefiyetlere yürüyerek
7. Cimrilikten cömertliğe alışarak
8. Beşeri yargılardan ilahi telkinlere kavuşarak
9. Üzerimizdeki her türlü hakkı yerine getirme adına gayret göstererek
10. İbadetin beyni olan duadan çokça nasiplenerek
“Üç kimse vardır ki, duaları reddedilmez, mutlaka kabul edilir: İftar anında oruçlunun duası, adil idarecinin/devlet başkanının duası, mazlumun duası (bedduası)." (Tirmizi, Deavat, 128, İbn Mace, Sıyam, 48)”
Ramazan’dan sonrasına kazanımları nasıl taşıyalım?
1. Zamana ve zemine sıkıştırmak yok, hayatın tamamına yaymak var.
2. Kazanılan seviyeyi kaybetmek yok, koruma adına ciddi bir hassasiyet var.
3. Güzel alışkanlıkları unutmak yok, o meltemi hissedecek adımları atmak var.
4. Mükellefiyetleri gevşetmek yok, her daim canlı tutacak vesileleri zorlamak var.
5. Asla ümitsizlik girdabına girmek yok, reca/ümit kapısına dört elle sarılmak var.
Her şeyin bir kalbi var, her kalbe sahip çıkılmalı!
Namazın kalbi secdedir.
Haccın kalbi Arafat’tır.
Cihadın kalbi şehadettir.
Davetin kalbi sabırdır.
İlmin kalbi istikrardır.
Dostluğun kalbi vefadır.
Senenin kalbi Ramazandır.
Ramazanın kalbi Kadir Gecesidir.
Orucun kalbi iftar anlarıdır.
Sahabe’den Ebû Said el-Hudri bize nakil ediyor. Diyor ki: “Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem bir keresinde minbere çıkarken, her adımda “âmin” dedi: Bir adım çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”
Hutbesi bittikten sonra: “Yâ Resûlallah! Minbere çıktığınız zaman ‘âmin’ dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?” diyerek sebebini sordular.
Buyurdu ki: “Cebrail Aleyhisselam üç dua etti, ben de onlara âmin dedim!”
Birisi: Cebrail Aleyhisselam: ‘Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!’ dedi, ben de âmin dedim.”
İkincisi: “Cebrail Aleyhisselam: ‘Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun! Onun burnu yere sürünsün!’ dedi. Ben de ona âmin dedim.”
“Üçüncüsü: “Cebrail Aleyhisselam: ‘Ramazana eriştiği halde bir insan, buna Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah’ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah’ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula! Burnu yerde sürtsün!’ diye dua etti. Ben de ona âmin dedim.” (Buharî, el-Edebu’l-Müfred, 1/338; Taberanî, Mü’cemü’l-Evsat, 8994)
Videoyu izlemek için:
***O ÖYLE BİR AYDIR Kİ!!
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
Ramazan ayı dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş bir aydır. On bir ayın sultanıdır. Onun bu kutsiyet ve fazileti Kur´an-ı Kerim´de ve hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Sevgili Peygamberimiz bir Şaban ayının sonunda Ramazan ayına girerken ashabına hitabederek Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini şöyle belirtmiştir:
- Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize bastı.
O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır.
Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı (terâvih namazı kılmayı) nâfile kıldı.
O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur.
O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibi sevap alır.
O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir.
O, yardımlaşma ayıdır.
O ayda müminin rızkı bollaştırılır.
O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da hiç bir şey noksanlaşmaz.
Ashab:
- Yâ Rasûlullah! Hepimiz oruçluyu iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz" deyince Resûlallah (s.a.v.) Allah bu sevabı oruçluyu kuru bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt kaşığı ile iftar ettirene de verir.
O öyle bir aydır ki evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluştur.
O ayda köle ve hizmetçilerin yükünü hafifleten kimseyi Allah bağışlar ve cehennem ateşinden kurtarır.
Ramazan ayında şu dört şeyi çokça yapınız. Bunlardan ikisini yapmakla Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisini yapmaktan da müstağnî sayılmazsınız.
Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet şunlardır:a- Allah´tan başka hiç bir ilah olmadığına şehâdet getirmek.
b- Allah´ı anıp istiğfar etmek.
Müstağnî olmadığınız iki haslete gelince:
a- Allah´tan cenneti istersiniz.
b- Cehennemden O´na sığınırsınız.
Kim bir oruçluya su verirse, Allah da ona havzımdan öyle bir şerbet verir ki, artık cennete girinceye kadar hiç susamaz."
Görüldüğü gibi Ramazan ayı çok faziletli ve kutsî bir aydır. Ona bu fazilet ve kutsiyeti kazandıran şey hiç şüphesiz ki o ay içerisinde inmeye başlayan yüce kitabımız Kur´ân-ı Kerîmdir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: "İnsanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur´an Ramazan ayında indirildi."
Kur´an-ı Kerim Ramazan ayı içerisinde Kadir gecesinde Peygamber Efendimize sas indirilmeye başlanmıştır. Kur´an-ı Kerim´in inzali Allah´ın insanlığa en büyük lütfu ve nimetidir. Bundan daha büyük bir lütuf ve nimet düşünülemez. Çünkü Kur´an´ın hidayeti sayesinde insanlar küfürden imana, sapıklıktan hidayete, karanlıktan aydınlığa, cehaletten ilme, zulümden adalete kavuşmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar insanlıklarını öğrenmişlerdir.
Kur´an sayesinde insanlar temel haklarına ve hürriyetlerine kavuşmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar sömürüden haksızlıktan, zulümden kurtulmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar cehalet, şirk ve küfür bataklığından kurtulup İslâm´ın aydınlığına kavuşmuşlardır.
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Bismillahirrahmanirrahim
Ramazan ayı dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş bir aydır. On bir ayın sultanıdır. Onun bu kutsiyet ve fazileti Kur´an-ı Kerim´de ve hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Sevgili Peygamberimiz bir Şaban ayının sonunda Ramazan ayına girerken ashabına hitabederek Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini şöyle belirtmiştir:
- Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize bastı.
O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır.
Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı (terâvih namazı kılmayı) nâfile kıldı.
O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur.
O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibi sevap alır.
O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir.
O, yardımlaşma ayıdır.
O ayda müminin rızkı bollaştırılır.
O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da hiç bir şey noksanlaşmaz.
Ashab:
- Yâ Rasûlullah! Hepimiz oruçluyu iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz" deyince Resûlallah (s.a.v.) Allah bu sevabı oruçluyu kuru bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt kaşığı ile iftar ettirene de verir.
O öyle bir aydır ki evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluştur.
O ayda köle ve hizmetçilerin yükünü hafifleten kimseyi Allah bağışlar ve cehennem ateşinden kurtarır.
Ramazan ayında şu dört şeyi çokça yapınız. Bunlardan ikisini yapmakla Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisini yapmaktan da müstağnî sayılmazsınız.
Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet şunlardır:a- Allah´tan başka hiç bir ilah olmadığına şehâdet getirmek.
b- Allah´ı anıp istiğfar etmek.
Müstağnî olmadığınız iki haslete gelince:
a- Allah´tan cenneti istersiniz.
b- Cehennemden O´na sığınırsınız.
Kim bir oruçluya su verirse, Allah da ona havzımdan öyle bir şerbet verir ki, artık cennete girinceye kadar hiç susamaz."
Görüldüğü gibi Ramazan ayı çok faziletli ve kutsî bir aydır. Ona bu fazilet ve kutsiyeti kazandıran şey hiç şüphesiz ki o ay içerisinde inmeye başlayan yüce kitabımız Kur´ân-ı Kerîmdir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: "İnsanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur´an Ramazan ayında indirildi."
Kur´an-ı Kerim Ramazan ayı içerisinde Kadir gecesinde Peygamber Efendimize sas indirilmeye başlanmıştır. Kur´an-ı Kerim´in inzali Allah´ın insanlığa en büyük lütfu ve nimetidir. Bundan daha büyük bir lütuf ve nimet düşünülemez. Çünkü Kur´an´ın hidayeti sayesinde insanlar küfürden imana, sapıklıktan hidayete, karanlıktan aydınlığa, cehaletten ilme, zulümden adalete kavuşmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar insanlıklarını öğrenmişlerdir.
Kur´an sayesinde insanlar temel haklarına ve hürriyetlerine kavuşmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar sömürüden haksızlıktan, zulümden kurtulmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar cehalet, şirk ve küfür bataklığından kurtulup İslâm´ın aydınlığına kavuşmuşlardır.
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Oruç yeni bir varoluştur
... Bazı şeylere dikkat etmememiz orucumuzu avam orucu seviyesinde bırakır. Böyle olunca da oruçtan elde edilecek ecrin çoğunu ve oruçla yeniden varoluşu kaçırmış oluruz ve oruç bizim için bir sıkıntı haline dahi gelmiş olabilir...
... Gazali orucu kalite bakımından üçe ayırıyor:
Avamın orucu. Bu oruç insanın sadece yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk ederek tuttuğu oruçtur. Diğer hususlara fazla dikkat edilmediği için oruçtan hâsıl olacak sevapların ve derecelerin çoğu bu oruçta kaybedilmiş olur. Ama buna rağmen böyle oruç tutan insan dahi, her şeyden bağımsız olarak oruç tutma emrini yerine getirmiş ve oruç tutmama günahından kurtulmuş sayılır. Ancak diğer hatalarına göre orucunun sevabı sıfıra kadar inebilir. Bu sebeple Resulüllah Efendimiz (sa) ‘nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarından kendilerine sadece açlık ve susuzluk kalır’ buyurur. Oruç tutar ama orucun onu günahlardan tutmasını sağlayamaz. Yani orucun da insanı tutması gerekir. Aslında orucun sayısız hikmetlerinden biri on bir ay boyunca müstakim çizgiden uzaklaşan mümin için tekrar çizgiyi yakalama ve bir kötülükleri bırakma eğitimi sağlamasıdır.
Havassın orucu. Sadece yeme içme ve cinsel ilişkiye terk etmekle değil, göz, kulak, el, ayak ve dil gibi organlarını da her türlü kötü ve günah şeylerden tutması ve onlarla yapılan hataları da terk etmesiyle olur.
Hâssu’l-havassın yani o seçkinlerin de daha seçkinlerinin orucu. Bu oruçta yeme içme ve cinsel ilişkiyi terk ve dış organlarını günah işlemekten alıkoyma yanında kalbine de hâkim olma vardır. Onu kötü düşüncelerden, dünyevi gailelerden, hatta Allah’tan başka her şeyden tutma ve koruma ile olur. Böyle bir oruç tam olarak gerçekleştirilebilir mi? Gazali’ye göre peygamber için bu mümkündür. Sanki Allah’ın ona ‘sen Allah de, sonra da bırak onları, dalıp gittikleri şeylerde oynayadursunlar’ (En’âm 91) buyurmuş olması bu makamı onun yaşayabileceğine işaret eder. Ayrıca sıddîk ve mukarrabûn / Allah’a yakın olma derecesindeki insanlar da, en azından bazı zamanlarda buna yaklaşabilirler...
... Diğer bütün ibadetler bir şeyler yaparak gerçekleşirken, oruç bir şeyleri yapmayı terk ederek gerçekleşir. Bu bakımdan oruç bir açıdan da dünyevi olandan uzaklaşma, diğer canlılar gibi bir canlı olmaktan/behimiyyetten çıkıp meleklik vasfı kazanma ve böylece Allah’ın ahlakıyla ahlaklanma demek olur. İşte İbn Arabi orucun bu yönüne, yani yememe içmeme gibi sadece Allah’ta bulunan özelliklerine bakarak orucun en üstün ibadet olduğu zannına kapılmıştı...
...İbadetler için en kötü durum, onlara riya ve gösteriş karıştırmaktır. Dolayısıyla oruç tutan birisi ben oruç tutuyorum demedikten sonra orucuna riya karıştırma ihtimali olmaz. Bu özellik orucu diğer ibadetlerden ayırır ve kudsi hadisle haber verildiği gibi...
Yazının tamamı:
Dinimizde susma orucu var mı, varsa hükmü nedir?
Dinimizde Susma Orucu (Savm-ı Samt) yoktur. Hiç konuşmadan ibadet sanarak oruç tutmaya çalışmak, hem kişinin kendi bünyesine, hem de toplumsal ilişkilerin devamlılığına zararlı olduğundan mekruhtur. Nitekim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Büluğ çağına ulaştıktan sonra yetimlik kalkar. Bütün gün geceye kadar susmak yoktur. " (Ebu Davud, Vesaya 9)
Susmanın fazileti ve oruçlu kimsenin susmasının tesbih, uykusunun ibâdet, duasının makbul olduğunu bildiren hadislerle bu rivayet arasında bir çelişki söz konusu değildir. Müslümanlar, lüzumsuz ve kişinin ne dinine ne dünyasına faydası olmayan sözler söylemekten her zaman sakındırılmış ve böyle kötülüklerden uzak durmaları istenilmiştir Çünkü insan, söylediği sözlerden de hesaba çekilecektir.
Hz. Zekeriya (as) ve Hz. Meryem’in susma orucu, gerçekten bir orucu ifade etmez. Bu durum, Hz. Zekeriya’nın harikulade bir şekilde kendine bahş edilen çocuğun varlığının bir alameti olarak verilmiştir. Hz. Meryem’in susması ise, beşikteki bebek olan Hz. İsa (as)’ın konuşmasını sağlamaya yönelik bir ön hazırlıktır. (Meryem, 19/1-26; Alu Imran 3/41)
Ancak bu konuda Müslümanların alması gereken bazı dersler de vardır:
- Bu susmanın, Kur’an’da “savm” diye, “oruç” diye ifade edilişi, orucun sadece yeme-içmeyle sınırlı olmadığı mesajını da taşır. Rabbi adına, belli bir vakitte bir şey yememek oruç olduğu gibi; belli bir zaman ve yerde, Rabbimiz adına konuşulmayan bir zaman ve yerde susmak da oruçtur.
- Bid’aların hâkim olduğu; gündelik konuşmaların, eş-dost ziyaretlerinin, gazete haberlerinin kulluğumuzu hatırlamaya değil, bilâkis unutmaya vesile olan konuşmalarla dolduğu bir vasatta, “susma”nın da bir “oruç” olduğunu bilelim.
- Biz gaflet sözlerinden dilimizi ne denli kurtarırsak, etrafımızdaki mahlukat bize o denli konuşacak. Biz gaflet sözlerinden ne denli uzaklaşırsak, konuşmaz zannedilenler bile, bize Rabbimizi fısıldayacak.
- Hz. Meryem’in susma orucunda, onun içerisinde bulunduğu durumu anlamayacak olan bir topluma boşuna konuşmaması, suskunluk orucu ile Rabbine zikir ve şükretmesi hedeflenmiştir.
- Bu, yanlış bir iş yapmadığı halde halk tarafından yanlış değerlendirilen bir hareketten dolayı uygulanan bir susma orucudur. Bu oruç türü, savunulması veya ispat edilmesi mümkün olmayan bir olay karşısında takip edilecek en iyi yollardan biridir.
- Hz. Meryem`in bu uygulaması, günümüze, oruçlu iken yalan söylememek, söz taşımamak, gıybet etmemek şeklinde intikal etmelidir. Bunlardan başka doğruluğuna inandığımız fakat başkaları tarafından yanlış değerlendirilen bir eylem için bize susma alışkanlığı kazandırmalıdır.
- Gerçek anlamda oruçta da kişinin boş ve anlamsız sözlerden uzak kalması gerektiği hep vurgulanmıştır. Oruç, ya hayır söyleyip yahut susmayı erdem olarak görenlerin, söz gümüşse sükut altındır diyenlerin ibadetidir. İşte bu anlamıyla oruç, midenin ve cinsel organların oruçlu olmasının yanısıra, dilin de oruçlu olmasını ifade etmektedir.
***ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
- Kasden yeyip içmek ve oruca aykırı olan işleri yapmak orucu bozar. Bu işlerin bir kısmı yalnız kazayı ve bir kısmı da hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Bunlar açıklanacaktır.
- Unutarak bir şey yemek ve içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Bu hususta farz, vacib ve nafile oruçlar arasında bir fark yoktur. Çünkü unutma ve yanılma ile yapılan işler bağışlanmıştır.
(Malikîlere göre, bunların her biri ile farz olan oruç bozulur, kazası gerekir. Çünkü orucun rüknü olan imsak kaybolmuştur.)
- Yanılarak yemek yiyen bir oruçluya raslanınca, bakılır: Eğer oruç tutmaya güçlü görülüyorsa, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak, tercih edilen görüşe göre, harama yakın mekruhtur. Fakat çok yaşlı ve zayıf kimse olunca, diğer ibadetleri sağlam yapabilmesi için, ona hatırlatılmaz. Uykuya dalmış bir kimseyi, vakti geçmeden namaz kılmak için uyandırmak da bir görevdir. Uyuyan özürlü sayılır; fakat uyandırmayan özürlü sayılmayacağı için günah işlemiş olur.
- Uyku halinde bir şey yeyip içmek orucu bozar. Bu yanılma işi gibi sayılmaz.
- Oruçlu olduğu halde yemek yiyen kimseye: "Sen oruçlusun" denildiği halde, hiç aldırış etmeyerek yemesine devam etse, sahih olan görüşe göre, orucu bozulur ve ona kaza gerekir.
- Hata yolu ile yeyip içmek de orucu bozar. Bunun için, oruçlu olduğunu bildiği halde bir kimse, kasıd olmaksızın hata ile bir şey yeyip içse, abdest alırken boğazından aşağı su kaçsa veya ağzına yağmur ve kar daneleri düşüp midesine doğru gitse orucu bozulur ve üzerine kaza gerekir. Fakat oruçlu olduğu hatırında yoksa, bunlardan dolayı orucu bozulmaz.
- Ağza su verip çalkaladıktan sonra ağızda kalan yaşlığın tükrükle beraber yutulması orucu bozmaz.
Yine insanın baş kısmından burnuna inen akıntıyı kasden içeri çekip yutması da orucu bozmaz.
- Dişlerin arasından çıkan kan boğaza gidecek olsa, bakılır: Eğer az olur da içeriye geçmezse, orucu bozmaz. Çünkü adet gereği bundan korunmak mümkün değildir. Çok olmakla beraber çoğunluğu tükürük teşkil ediyorsa, hüküm yine böyledir. Fakat çoğunluğu kan olur ve tadı duyurulur bir halde veya kanla tükürük eşit bulunursa, yutulunca oruç bozulur. Çıkarılan diş için de bu haller geçerlidir.
- Ağızdan dışarı çeneye doğru iplik halinde sarkan ve ağızdan kopup ayrılmayan ağız salyasını içeriye çekip yutmak da orucu bozmaz. Çünkü bu halde henüz ağızdan çıkmamış sayılır.
Bunun gibi, herhangi bir sebeble ağızdan çıkıp yine ağıza girerek boğaza giden bir su ile de oruç bozulmaz.
- Kişinin konuşmakdan veya başka bir sebebden dolayı tükrükle ıslanmış dudaklarını emmesi, orucunu bozmaz. Çünkü bunda bir zaruret vardır.
- Göz yaşı veya yüz teri ağıza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
- Yenilmesi kasdedilmeyen ve kendisinden kaçınılması mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Onun için, ilaç olarak ağrıyan dişe konulan karanfilin tadı tükrükle boğaza kaçarsa, havada dağılan bir duman ve toz-topraktan, öğütülen veya tokmakla döğülen şeylerden kalkan toz, orucu bozmaz. Uçan bir sineğin boğaza kaçması da böyledir. Fakat dişe ilaç olarak konulan bir nesnenin mesela karanfilin yutulması orucu bozar.
Yine, oruçlu bulunduğunu hatırladığı halde, kokladığı bir "Buhurun = Kokunun" dumanı içine gitse veya bir sineği tutup yutsa, orucu bozulur. Böyle bozulan bir orucu kaza etmek gerekir.
- Renk veren bir iplik parçasını defalarca ağıza alıp çıkarmak orucu bozmaz. Fakat oruçlu olduğunu hatırlayan kimse, ağzına aldığı herhangi bir renkteki ipliğin tükrüğünü yutacak olsa, orucu bozulur.
- Dişlerin arasında kalmış olan bir yemek kırıntısı yutulsa, bakılır: Eğer az bir şey ise, orucu bozmaz: fakat çok olursa bozar. Nohut tanesinden küçük olan şey azdır, nohut danesi kadar olan şey de çoktur. Bu bir ölçüdür.
- Dişlerin arasında kalan susam veya buğday danesi gibi pek az bir şeyi yutmak orucu bozmaz. Fakat böyle bir şey dışardan alınıp yutulsa, orucu bozar. Bu halde, tercih edilen görüşe göre, keffaret de gerekir. Ancak böyle pek az bir şey ağıza alınıp çiğnense oruca zarar vermez. Çünkü bu ağız içinde dağılır bir zerre haline gelir. Ancak bunun tadı boğaza giderse oruç bozulur.
Nohut büyüklüğünden az olup dişler arasında kalan bir şey, ağızdan çıkarılıp sonra yenirse orucu bozar. Ancak sahih olan görüşe göre keffaret gerekmez. Çünkü böyle bir şeyi yemek, olağan dışı bir iştir.
- Bir kusuntu, kendiliğinden gelince bakılır: Eğer ağız dolusu olmayıp içeriye dönerse, ittifakla orucu bozmaz. Fakat içeriye döndürülürse, İmam Muhammed'e göre orucu bozar. Çünkü imsak kaybolmuştur, İmam Ebû Yusuf a göre bozmaz; çünkü bu az olduğu için abdesti bozmadığı gibi, orucu da bozmaz.
Fakat bu kusuntu ağız dolusu olup kendi başına içeriye dönecek olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre orucu bozar. Çünkü bu, taharete engeldir, İmam Muhammed'e göre bozmaz; çünkü imsak kasden terkedilmiş değildir. Ancak böyle bir kusuntu kısmen veya tamamen sahibi tarafından geriye çevrilirse, ittifakla orucu bozar.
- Bir kusuntu, sahibi tarafından kasden getirilince bakılır: Eğer ağız dolusu ise, ittifakla orucu bozar. Çünkü bu hal, hem taharete, hem de imsake engeldir. Bu halde, içeriye az çok bir şey dönüp gider. Bunun için orucun kazası gerekir. Fakat ağız dolusundan az olup da kendi başına geri dönerse, İmam Muhammed'e göre, orucu bozar. Çünkü bu imsake engeldir, İmam Ebû Yusuf'a göre bozmaz; çünkü az olduğundan taharete engel değildir.
Bu kusuntu, içeriye çevrildiği takdirde, hem İmam Muhammed, hem de İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, orucu bozar, İmam Ebû Yusuf dan diğer bir rivayete göre ise, bozmaz.
- Yalnız yapışmak, öpmek ve oynamakla oruç bozulmayacağı gibi, yalnız bakmak ve düşünmek sonucu olarak inzal olmakla da bozulmaz. Bunun için bir kimsenin zevcesini öpüp okşaması ile onun orucu bozulmaz.
Yine, zevcesinin veya başkasının yüzüne veya herhangi bir uzvuna tekrar suretinde olsa dahi, bakması ile ve bakışından veya bunları düşünüşünden dolayı şehvetle akıntı olması ile de orucu bozulmaz.
- İki yoldan başka herhangi bir uzva yapılacak temas sonunda inzal olmazsa, oruç bozulmaz. Fakat inzal olunca oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir. El ile meni getirmek veya hayvan ve ölüye temasla olan inzal da böyledir.
- Zevcesinin sıcaklığını duymayacak şekilde elbisesi üstünden tutmakla inzal olsa orucu bozulmaz, sıcaklığını duymuşsa bozulur.
Yine, bir kadın kocasını, inzal oluncaya kadar tutsa, kocasının orucu bozulmaz. Fakat bu tutması, kocasının teklifi üzerine ise, bu durumda orucunun bozulup bozulmamasında ihtilaf vardır.
- Bir erkek zevcesini veya bir kadın kocasını öpüp de erkekden meni, kadından bir yaşlık belirse, bunların orucu bozulmuş olur, bundan dolayı da kaza gerekir. Kadın bu öpme sonunda bir yaşlık değil de, bir lezzet duyacak olsa, İmam Ebû Yusufa göre orucu bozulur, İmam Muhammed'e göre bozulmaz. Okşamak, el tutuşmak, boyuna sarılmak da, öpme gibidir.
- Oruçlu olan kimse, büyük abdest temizliği yaparken, içeriye su geçmemesi için nefes alıp vermemelidir. Bu temizlik üzerinde aşırı gidilir de, su hukne yerine kadar ulaşırsa, orucu bozar. Hukne (lâvman için kullanılan) bir ilaçtır. Bunu kullanmaya "İhtikan" denir. Hukne için kullanılan özel alete de "Mıhkane = Şırınga" denir. Bu şırınganın ucu, aşağıdan (makaddan) nereye kadar yetişirse, oraya varacak kadar yapılacak bir istinca orucu bozar. Böyle bir istinca da pek az yapılabilir. Zaten bunun yapılması sağlığa zararlıdır.
- İhtikan (şırınga yapmak), buruna ilaç akıtmak, kulağa yağ damlatmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Fakat kulağa giren su, orucu bozmadığı gibi, kulağa dökülen su da, tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz. Bunun gibi, üzerinde kulak kiri bulunan bir karıştırıcının kulağa birkaç defa sokulup çıkarılması ile de oruç bozulmaz. (İmam Şafiîye göre bozar.)
- Erkeğin tenasül aletine damlatılan su veya yağ, mesaneye kadar gitse bile, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre orucu bozmaz. Fakat mesaneye kadar gitmeyip de tenasül organı içinde kalırsa, ittifakla bozmaz.
- Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması, oruç hatırlanması halinde olursa orucu bozar. Unutma halinde ise, bozmaz. Kuru bir parmağın sokulması, her iki halde de orucu bozmaz.
- İnsanın derisinden içeriye sızan şeyler orucu bozmaz. Bunun için vücuda sürülen bir yağ veya yıkanılıp içeriye soğukluğu geçen bir su, orucu bozmaz.
Yine, göze dökülen bir ilaç orucu bozmaz, boğazda duyulsa bile... Göze sürülen bir sürme de böyledir, izi ve rengi tükürükte görülse de... Çünkü bunların öyle içeriye geçmesi derideki emişlerledir.
- Oruçlunun kendi işi olarak ağzından başka, vücudunun herhangi bir kısmından içine tamamen sokulup kaybolan veya başkası tarafından sokulup vücuda yarar sağlayan herhangi bir şey orucu bozar. Bu hususta içeriye giden şeye bakılır, gittiği yola bakılmaz. Bundan dolayı bir kimsenin başkası tarafından herhangi bir uzvuna saplanıp vücutta kaybolan odun ve demir benzeri bir şey orucu bozar. Fakat böyle bir şeyin bir ucu dışarda kalmış olursa, orucu bozmaz. Bir parçası içeriye sokulmuş olan bir süngü veya bir odun parçası gibi...
Yine, iç boşluğa veya dimağa kadar uzayan derin bir yaraya konulan yaş bir ilaç, içeriye veya dimağa kadar geçince orucu bozar, kazayı gerektirir.
Bu mesele, İmam Serahsinin "Mebsut" adlı kitabındaki açıklamasına bakılırsa, İmamı Azam'a göredir. Bu esas üzerine denilir ki, Ramazanda gündüz vakti vücuda yapılan iğne de orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü bu, hem oruçlunun rızası ie yapılmakta, hem de vücudun yararına yapılmış bulunmakladır. İğne aracılığı ile vücudda bir yol açılıyor ve böylece ilaç tam vücudun içine akıtılmış oluyor. Artık bu şekilde ilacın içeriye girmesi, suyun deriden emilerek içeriye geçmesi gibi değildir. Bundan dolayı açık bir ihtiyaç veya zaruret bulunmayınca, iğneler iftardan sonra yapılmalıdır. İhtiyata uygun olan budur.
Hatta bir görüşe göre, başkası tarafından sokulup vücudun içinde kaybolan demir parçası gibi bir şey, vücudun yararına olmadığı halde, yine orucu bozar.
İki imama gelince, bunlara göre bir şey, tabiî yoldan içeriye gitmedikçe oruç bozulmaz. Çünkü oruç; "Yaratılışta bir yol ve kanal olan bir uzuvdan (organdan) bir şeyi içeriye sokmaktan kendini tutmaktır." Biz böyle bir imsak ile emrolunmuşuz. Bu hususta geçici olan yol ve kanallara itibar edilmez.
Bunun için dışardan bir yaraya konulan ilaç, boşluğa kadar gitse de, orucu bozmaz. Vücudun derisini yırtarak içeriye gidip kaybolan bir demir, bir kurşun parçası hakkında da hüküm böyledir. Buna göre iğne ile de orucun bozulmaması gerekir. Evvelce, fetvahane tarafından da bu yolda fetva verilmişti. Fakat daima ihtiyat yolunun gözetilmesi iyidir.
- Baştaki veya karındaki bir yaraya konulup yaranın ıslaklığı ile dimağa veya boşluğa gitmeyen bir ilaçtan ittifakla oruç bozulmaz. Fakat böyle bir yaraya konulup dimağa veya ileriye gidip gilmediğinden şübhe edilen sıvı bir ilaç, İmamı Azam'a göre orucu bozar. Çünkü böyle bir ilaç adet bakımından içeriye geçer, iki imama göre, bununla oruç bozulmuş olmaz. Çünkü böyle şübhe ile oruç bozulamayacağı gibi, tabiî olmayan bir yoldan içeri giren bir ilaç ile de oruç bozulmaz.
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Bismillahirrahmanirrahim
- Kasden yeyip içmek ve oruca aykırı olan işleri yapmak orucu bozar. Bu işlerin bir kısmı yalnız kazayı ve bir kısmı da hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Bunlar açıklanacaktır.
- Unutarak bir şey yemek ve içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Bu hususta farz, vacib ve nafile oruçlar arasında bir fark yoktur. Çünkü unutma ve yanılma ile yapılan işler bağışlanmıştır.
(Malikîlere göre, bunların her biri ile farz olan oruç bozulur, kazası gerekir. Çünkü orucun rüknü olan imsak kaybolmuştur.)
- Yanılarak yemek yiyen bir oruçluya raslanınca, bakılır: Eğer oruç tutmaya güçlü görülüyorsa, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak, tercih edilen görüşe göre, harama yakın mekruhtur. Fakat çok yaşlı ve zayıf kimse olunca, diğer ibadetleri sağlam yapabilmesi için, ona hatırlatılmaz. Uykuya dalmış bir kimseyi, vakti geçmeden namaz kılmak için uyandırmak da bir görevdir. Uyuyan özürlü sayılır; fakat uyandırmayan özürlü sayılmayacağı için günah işlemiş olur.
- Uyku halinde bir şey yeyip içmek orucu bozar. Bu yanılma işi gibi sayılmaz.
- Oruçlu olduğu halde yemek yiyen kimseye: "Sen oruçlusun" denildiği halde, hiç aldırış etmeyerek yemesine devam etse, sahih olan görüşe göre, orucu bozulur ve ona kaza gerekir.
- Hata yolu ile yeyip içmek de orucu bozar. Bunun için, oruçlu olduğunu bildiği halde bir kimse, kasıd olmaksızın hata ile bir şey yeyip içse, abdest alırken boğazından aşağı su kaçsa veya ağzına yağmur ve kar daneleri düşüp midesine doğru gitse orucu bozulur ve üzerine kaza gerekir. Fakat oruçlu olduğu hatırında yoksa, bunlardan dolayı orucu bozulmaz.
- Ağza su verip çalkaladıktan sonra ağızda kalan yaşlığın tükrükle beraber yutulması orucu bozmaz.
Yine insanın baş kısmından burnuna inen akıntıyı kasden içeri çekip yutması da orucu bozmaz.
- Dişlerin arasından çıkan kan boğaza gidecek olsa, bakılır: Eğer az olur da içeriye geçmezse, orucu bozmaz. Çünkü adet gereği bundan korunmak mümkün değildir. Çok olmakla beraber çoğunluğu tükürük teşkil ediyorsa, hüküm yine böyledir. Fakat çoğunluğu kan olur ve tadı duyurulur bir halde veya kanla tükürük eşit bulunursa, yutulunca oruç bozulur. Çıkarılan diş için de bu haller geçerlidir.
- Ağızdan dışarı çeneye doğru iplik halinde sarkan ve ağızdan kopup ayrılmayan ağız salyasını içeriye çekip yutmak da orucu bozmaz. Çünkü bu halde henüz ağızdan çıkmamış sayılır.
Bunun gibi, herhangi bir sebeble ağızdan çıkıp yine ağıza girerek boğaza giden bir su ile de oruç bozulmaz.
- Kişinin konuşmakdan veya başka bir sebebden dolayı tükrükle ıslanmış dudaklarını emmesi, orucunu bozmaz. Çünkü bunda bir zaruret vardır.
- Göz yaşı veya yüz teri ağıza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
- Yenilmesi kasdedilmeyen ve kendisinden kaçınılması mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Onun için, ilaç olarak ağrıyan dişe konulan karanfilin tadı tükrükle boğaza kaçarsa, havada dağılan bir duman ve toz-topraktan, öğütülen veya tokmakla döğülen şeylerden kalkan toz, orucu bozmaz. Uçan bir sineğin boğaza kaçması da böyledir. Fakat dişe ilaç olarak konulan bir nesnenin mesela karanfilin yutulması orucu bozar.
Yine, oruçlu bulunduğunu hatırladığı halde, kokladığı bir "Buhurun = Kokunun" dumanı içine gitse veya bir sineği tutup yutsa, orucu bozulur. Böyle bozulan bir orucu kaza etmek gerekir.
- Renk veren bir iplik parçasını defalarca ağıza alıp çıkarmak orucu bozmaz. Fakat oruçlu olduğunu hatırlayan kimse, ağzına aldığı herhangi bir renkteki ipliğin tükrüğünü yutacak olsa, orucu bozulur.
- Dişlerin arasında kalmış olan bir yemek kırıntısı yutulsa, bakılır: Eğer az bir şey ise, orucu bozmaz: fakat çok olursa bozar. Nohut tanesinden küçük olan şey azdır, nohut danesi kadar olan şey de çoktur. Bu bir ölçüdür.
- Dişlerin arasında kalan susam veya buğday danesi gibi pek az bir şeyi yutmak orucu bozmaz. Fakat böyle bir şey dışardan alınıp yutulsa, orucu bozar. Bu halde, tercih edilen görüşe göre, keffaret de gerekir. Ancak böyle pek az bir şey ağıza alınıp çiğnense oruca zarar vermez. Çünkü bu ağız içinde dağılır bir zerre haline gelir. Ancak bunun tadı boğaza giderse oruç bozulur.
Nohut büyüklüğünden az olup dişler arasında kalan bir şey, ağızdan çıkarılıp sonra yenirse orucu bozar. Ancak sahih olan görüşe göre keffaret gerekmez. Çünkü böyle bir şeyi yemek, olağan dışı bir iştir.
- Bir kusuntu, kendiliğinden gelince bakılır: Eğer ağız dolusu olmayıp içeriye dönerse, ittifakla orucu bozmaz. Fakat içeriye döndürülürse, İmam Muhammed'e göre orucu bozar. Çünkü imsak kaybolmuştur, İmam Ebû Yusuf a göre bozmaz; çünkü bu az olduğu için abdesti bozmadığı gibi, orucu da bozmaz.
Fakat bu kusuntu ağız dolusu olup kendi başına içeriye dönecek olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre orucu bozar. Çünkü bu, taharete engeldir, İmam Muhammed'e göre bozmaz; çünkü imsak kasden terkedilmiş değildir. Ancak böyle bir kusuntu kısmen veya tamamen sahibi tarafından geriye çevrilirse, ittifakla orucu bozar.
- Bir kusuntu, sahibi tarafından kasden getirilince bakılır: Eğer ağız dolusu ise, ittifakla orucu bozar. Çünkü bu hal, hem taharete, hem de imsake engeldir. Bu halde, içeriye az çok bir şey dönüp gider. Bunun için orucun kazası gerekir. Fakat ağız dolusundan az olup da kendi başına geri dönerse, İmam Muhammed'e göre, orucu bozar. Çünkü bu imsake engeldir, İmam Ebû Yusuf'a göre bozmaz; çünkü az olduğundan taharete engel değildir.
Bu kusuntu, içeriye çevrildiği takdirde, hem İmam Muhammed, hem de İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, orucu bozar, İmam Ebû Yusuf dan diğer bir rivayete göre ise, bozmaz.
- Yalnız yapışmak, öpmek ve oynamakla oruç bozulmayacağı gibi, yalnız bakmak ve düşünmek sonucu olarak inzal olmakla da bozulmaz. Bunun için bir kimsenin zevcesini öpüp okşaması ile onun orucu bozulmaz.
Yine, zevcesinin veya başkasının yüzüne veya herhangi bir uzvuna tekrar suretinde olsa dahi, bakması ile ve bakışından veya bunları düşünüşünden dolayı şehvetle akıntı olması ile de orucu bozulmaz.
- İki yoldan başka herhangi bir uzva yapılacak temas sonunda inzal olmazsa, oruç bozulmaz. Fakat inzal olunca oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir. El ile meni getirmek veya hayvan ve ölüye temasla olan inzal da böyledir.
- Zevcesinin sıcaklığını duymayacak şekilde elbisesi üstünden tutmakla inzal olsa orucu bozulmaz, sıcaklığını duymuşsa bozulur.
Yine, bir kadın kocasını, inzal oluncaya kadar tutsa, kocasının orucu bozulmaz. Fakat bu tutması, kocasının teklifi üzerine ise, bu durumda orucunun bozulup bozulmamasında ihtilaf vardır.
- Bir erkek zevcesini veya bir kadın kocasını öpüp de erkekden meni, kadından bir yaşlık belirse, bunların orucu bozulmuş olur, bundan dolayı da kaza gerekir. Kadın bu öpme sonunda bir yaşlık değil de, bir lezzet duyacak olsa, İmam Ebû Yusufa göre orucu bozulur, İmam Muhammed'e göre bozulmaz. Okşamak, el tutuşmak, boyuna sarılmak da, öpme gibidir.
- Oruçlu olan kimse, büyük abdest temizliği yaparken, içeriye su geçmemesi için nefes alıp vermemelidir. Bu temizlik üzerinde aşırı gidilir de, su hukne yerine kadar ulaşırsa, orucu bozar. Hukne (lâvman için kullanılan) bir ilaçtır. Bunu kullanmaya "İhtikan" denir. Hukne için kullanılan özel alete de "Mıhkane = Şırınga" denir. Bu şırınganın ucu, aşağıdan (makaddan) nereye kadar yetişirse, oraya varacak kadar yapılacak bir istinca orucu bozar. Böyle bir istinca da pek az yapılabilir. Zaten bunun yapılması sağlığa zararlıdır.
- İhtikan (şırınga yapmak), buruna ilaç akıtmak, kulağa yağ damlatmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Fakat kulağa giren su, orucu bozmadığı gibi, kulağa dökülen su da, tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz. Bunun gibi, üzerinde kulak kiri bulunan bir karıştırıcının kulağa birkaç defa sokulup çıkarılması ile de oruç bozulmaz. (İmam Şafiîye göre bozar.)
- Erkeğin tenasül aletine damlatılan su veya yağ, mesaneye kadar gitse bile, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre orucu bozmaz. Fakat mesaneye kadar gitmeyip de tenasül organı içinde kalırsa, ittifakla bozmaz.
- Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması, oruç hatırlanması halinde olursa orucu bozar. Unutma halinde ise, bozmaz. Kuru bir parmağın sokulması, her iki halde de orucu bozmaz.
- İnsanın derisinden içeriye sızan şeyler orucu bozmaz. Bunun için vücuda sürülen bir yağ veya yıkanılıp içeriye soğukluğu geçen bir su, orucu bozmaz.
Yine, göze dökülen bir ilaç orucu bozmaz, boğazda duyulsa bile... Göze sürülen bir sürme de böyledir, izi ve rengi tükürükte görülse de... Çünkü bunların öyle içeriye geçmesi derideki emişlerledir.
- Oruçlunun kendi işi olarak ağzından başka, vücudunun herhangi bir kısmından içine tamamen sokulup kaybolan veya başkası tarafından sokulup vücuda yarar sağlayan herhangi bir şey orucu bozar. Bu hususta içeriye giden şeye bakılır, gittiği yola bakılmaz. Bundan dolayı bir kimsenin başkası tarafından herhangi bir uzvuna saplanıp vücutta kaybolan odun ve demir benzeri bir şey orucu bozar. Fakat böyle bir şeyin bir ucu dışarda kalmış olursa, orucu bozmaz. Bir parçası içeriye sokulmuş olan bir süngü veya bir odun parçası gibi...
Yine, iç boşluğa veya dimağa kadar uzayan derin bir yaraya konulan yaş bir ilaç, içeriye veya dimağa kadar geçince orucu bozar, kazayı gerektirir.
Bu mesele, İmam Serahsinin "Mebsut" adlı kitabındaki açıklamasına bakılırsa, İmamı Azam'a göredir. Bu esas üzerine denilir ki, Ramazanda gündüz vakti vücuda yapılan iğne de orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü bu, hem oruçlunun rızası ie yapılmakta, hem de vücudun yararına yapılmış bulunmakladır. İğne aracılığı ile vücudda bir yol açılıyor ve böylece ilaç tam vücudun içine akıtılmış oluyor. Artık bu şekilde ilacın içeriye girmesi, suyun deriden emilerek içeriye geçmesi gibi değildir. Bundan dolayı açık bir ihtiyaç veya zaruret bulunmayınca, iğneler iftardan sonra yapılmalıdır. İhtiyata uygun olan budur.
Hatta bir görüşe göre, başkası tarafından sokulup vücudun içinde kaybolan demir parçası gibi bir şey, vücudun yararına olmadığı halde, yine orucu bozar.
İki imama gelince, bunlara göre bir şey, tabiî yoldan içeriye gitmedikçe oruç bozulmaz. Çünkü oruç; "Yaratılışta bir yol ve kanal olan bir uzuvdan (organdan) bir şeyi içeriye sokmaktan kendini tutmaktır." Biz böyle bir imsak ile emrolunmuşuz. Bu hususta geçici olan yol ve kanallara itibar edilmez.
Bunun için dışardan bir yaraya konulan ilaç, boşluğa kadar gitse de, orucu bozmaz. Vücudun derisini yırtarak içeriye gidip kaybolan bir demir, bir kurşun parçası hakkında da hüküm böyledir. Buna göre iğne ile de orucun bozulmaması gerekir. Evvelce, fetvahane tarafından da bu yolda fetva verilmişti. Fakat daima ihtiyat yolunun gözetilmesi iyidir.
- Baştaki veya karındaki bir yaraya konulup yaranın ıslaklığı ile dimağa veya boşluğa gitmeyen bir ilaçtan ittifakla oruç bozulmaz. Fakat böyle bir yaraya konulup dimağa veya ileriye gidip gilmediğinden şübhe edilen sıvı bir ilaç, İmamı Azam'a göre orucu bozar. Çünkü böyle bir ilaç adet bakımından içeriye geçer, iki imama göre, bununla oruç bozulmuş olmaz. Çünkü böyle şübhe ile oruç bozulamayacağı gibi, tabiî olmayan bir yoldan içeri giren bir ilaç ile de oruç bozulmaz.
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
***ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
Ramazân-ı şerîf ayında, özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz olarak Ramazân ayında bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazân ayındaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” buyurulmuştur. (Tirmizî)
Oruç tutmamayı mubâh kılan özürler nelerdir?
1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artacak olan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir.
2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferî olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazâya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak câiz olur. Hadîs-i şerîfte, “Seferde sıkıntı içinde oruç tutmak, takvâ sayılmaz” buyuruldu. (Buhârî)
3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ, gebe ile emzikli kadınlara, oruç tutmamaları için ruhsat verdi, oruçlarını tehîr etti” buyuruluyor. (Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)
Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır.
4- Açlık ve susuzluk: Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydâna gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa orucunu bozabilir.
5- İhtiyârlık: Oruç tutamayan ve iyileşme ihtimâli de olmayan yaşlı kimse, tutamadığı günler için fidye verir. Her bir gün için 1.750 gr buğday veya buğday unu olmak üzere 30 günün fidyesi 53 kg undur. 53 kg un alacak kadar altın da verilebilir. [Arpa, üzüm veya hurmadan verecek olursa, her gün için 3.5 kg’dır.]
6- İkrâh: Oruçlu, “Orucunu bozmazsan seni öldürür veya bir uzvunu keseriz” diye tehdît edilmişse, dediklerini de yapmaya güçleri yetiyor ve blöf yapmıyorlarsa, orucu bozmak mubâh olur.
*Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devâm ederse, keffâret gerekir mi?
Bismillahirrahmanirrahim
Ramazân-ı şerîf ayında, özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz olarak Ramazân ayında bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazân ayındaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” buyurulmuştur. (Tirmizî)
Oruç tutmamayı mubâh kılan özürler nelerdir?
1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artacak olan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir.
2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferî olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazâya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak câiz olur. Hadîs-i şerîfte, “Seferde sıkıntı içinde oruç tutmak, takvâ sayılmaz” buyuruldu. (Buhârî)
3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ, gebe ile emzikli kadınlara, oruç tutmamaları için ruhsat verdi, oruçlarını tehîr etti” buyuruluyor. (Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)
Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır.
4- Açlık ve susuzluk: Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydâna gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa orucunu bozabilir.
5- İhtiyârlık: Oruç tutamayan ve iyileşme ihtimâli de olmayan yaşlı kimse, tutamadığı günler için fidye verir. Her bir gün için 1.750 gr buğday veya buğday unu olmak üzere 30 günün fidyesi 53 kg undur. 53 kg un alacak kadar altın da verilebilir. [Arpa, üzüm veya hurmadan verecek olursa, her gün için 3.5 kg’dır.]
6- İkrâh: Oruçlu, “Orucunu bozmazsan seni öldürür veya bir uzvunu keseriz” diye tehdît edilmişse, dediklerini de yapmaya güçleri yetiyor ve blöf yapmıyorlarsa, orucu bozmak mubâh olur.
*Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devâm ederse, keffâret gerekir mi?
Keffâret, oruçlu olduğunu bile bile, bu ayın hürmetini çiğneyecek iş yapmak sebebiyle, meselâ yiyip-içmek veya cinsî münâsebette bulunmaktan dolayı gerekir.
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip-içtiğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek, sâdece kazâ gerektirir.
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip-içtiğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek, sâdece kazâ gerektirir.
Ramazân orucunu bozup, yalnız kazâ gerektiren şeyler şunlardır:
* İmsâk vaktinin bittiğini bilmeden yiyip-içmek.
* İmsâk vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasden bozması.
* Güneş battı zannederek orucunu bozmak.
* Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilâç ve gıdâ olmayan şeyi yutmak.
* Boğaza kar ve yağmur kaçması.
* Abdest alırken boğaza su kaçması.
* Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak.
* Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması.
* Oruçlunun ağzına giren gözyaşı veya ter, çok olur da, tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozulmaz.
* Özel olarak su buharı teneffüs etmek.
* Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması.
* Derideki açık yaraya konan sıvı ilâcın sindirim yoluna girmesi.
* Vücûda ilaç şırınga etmek.
* Vücûda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması.
* Orucun zorla bozdurulması.
* İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak.
* Mukîmken oruca başlayıp sefere çıkınca yiyip-içmek.
* Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek.
* Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek.
* Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.
* Seferde iken kasden orucunu bozana keffâret gerekmez, sâdece kazâ gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir.
* Kasden orucunu bozanın başına, sonradan oruç tutmamayı mubâh kılacak bir hâl gelse, meselâ kadının hayzı başlasa yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa, yalnız kazâ gerekir. Fakat orucunu bozup sefere çıksa, keffâret de gerekir; çünkü sefere çıkmak “semâvî bir özür” değildir.
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
* İmsâk vaktinin bittiğini bilmeden yiyip-içmek.
* İmsâk vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasden bozması.
* Güneş battı zannederek orucunu bozmak.
* Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilâç ve gıdâ olmayan şeyi yutmak.
* Boğaza kar ve yağmur kaçması.
* Abdest alırken boğaza su kaçması.
* Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak.
* Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması.
* Oruçlunun ağzına giren gözyaşı veya ter, çok olur da, tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozulmaz.
* Özel olarak su buharı teneffüs etmek.
* Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması.
* Derideki açık yaraya konan sıvı ilâcın sindirim yoluna girmesi.
* Vücûda ilaç şırınga etmek.
* Vücûda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması.
* Orucun zorla bozdurulması.
* İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak.
* Mukîmken oruca başlayıp sefere çıkınca yiyip-içmek.
* Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek.
* Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek.
* Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.
* Seferde iken kasden orucunu bozana keffâret gerekmez, sâdece kazâ gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir.
* Kasden orucunu bozanın başına, sonradan oruç tutmamayı mubâh kılacak bir hâl gelse, meselâ kadının hayzı başlasa yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa, yalnız kazâ gerekir. Fakat orucunu bozup sefere çıksa, keffâret de gerekir; çünkü sefere çıkmak “semâvî bir özür” değildir.
Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
***KUSMAK ORUCU BOZAR MI?
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
Bismillahirrahmanirrahim
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh anlatıyor:
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:
“Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin.”
(Ebu Dâvud, Savm: 32; Tirmizî, Savm: 25; İbni Mâce, Savm: 16)
Ağız dolusu kusmak, biri kendiliğinden gelen, diğeri de isteyerek olmak üzere iki şekilde meydana gelmektedir. Bir hastalıktan dolayı ağız dolusu olarak kendiliğinden gelen kusuntu kendi kendine içeri giderse ittifakla oruç bozulmaz. Fakat, kişinin kendi isteğiyle içeri çekilirse İmam Muhammed’e göre oruç bozulur, İmam Ebû Yusuf’a göre bozulmaz.
Kişinin kendi zorlamasıyla gelen ağız dolusu kusuntu orucu bozar. Çünkü, bu durumda iken az çok tekrar mideye bir şeyler gider. Bu şekilde bozulan bir orucun sadece kazası gerekir. Fakat, ağız dolusundan az olup tekrar kendiliğinden içeri giderse İmam Muhammed’e göre orucu bozar, İmam Ebû Yusuf’a göre bozmaz. İnsanın kendi isteğiyle içeri giderse her iki imama göre oruç bozulur.
Kendi zorlamasıyla gelen kusuntu veya kendiliğinden geldiği halde kusuntunun bir kısmı insanın kendi isteğiyle içeri girerse ve insan bu hareketiyle orucunun bozulduğunu bilir ve bir şeyler yiyip içerse bundan sadece kaza gerekir.
Esas itibariyle bir hata eseri olarak oruç bozulunca hiçbir şey yiyip içmeden iftara kadar beklemek vaciptir. Bir hata sonucu bozulan oruçtan sonra kusmada olduğu gibi yeyip içmek sâdece kazâyı icap ettirir, keffâreti gerektirmez.
İstemeyerek kusmak ağız dolusu bile olsa orucu bozmaz.
Sorularla İslamiyet
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:
“Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin.”
(Ebu Dâvud, Savm: 32; Tirmizî, Savm: 25; İbni Mâce, Savm: 16)
Ağız dolusu kusmak, biri kendiliğinden gelen, diğeri de isteyerek olmak üzere iki şekilde meydana gelmektedir. Bir hastalıktan dolayı ağız dolusu olarak kendiliğinden gelen kusuntu kendi kendine içeri giderse ittifakla oruç bozulmaz. Fakat, kişinin kendi isteğiyle içeri çekilirse İmam Muhammed’e göre oruç bozulur, İmam Ebû Yusuf’a göre bozulmaz.
Kişinin kendi zorlamasıyla gelen ağız dolusu kusuntu orucu bozar. Çünkü, bu durumda iken az çok tekrar mideye bir şeyler gider. Bu şekilde bozulan bir orucun sadece kazası gerekir. Fakat, ağız dolusundan az olup tekrar kendiliğinden içeri giderse İmam Muhammed’e göre orucu bozar, İmam Ebû Yusuf’a göre bozmaz. İnsanın kendi isteğiyle içeri giderse her iki imama göre oruç bozulur.
Kendi zorlamasıyla gelen kusuntu veya kendiliğinden geldiği halde kusuntunun bir kısmı insanın kendi isteğiyle içeri girerse ve insan bu hareketiyle orucunun bozulduğunu bilir ve bir şeyler yiyip içerse bundan sadece kaza gerekir.
Esas itibariyle bir hata eseri olarak oruç bozulunca hiçbir şey yiyip içmeden iftara kadar beklemek vaciptir. Bir hata sonucu bozulan oruçtan sonra kusmada olduğu gibi yeyip içmek sâdece kazâyı icap ettirir, keffâreti gerektirmez.
İstemeyerek kusmak ağız dolusu bile olsa orucu bozmaz.
Sorularla İslamiyet
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
***ORUÇ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER
“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim
"Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın)."(Müslim, Sıyam 164, (1161))
"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihad 3, (1624))
"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Tirmizi"nin rivayetinde şu ziyade var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz."(Tirmizi, Savm 5)
"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."(Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746))
"Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir."
(Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721))
"Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur."(Tirmizi, Savm 74, (797))
"Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez."(Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723))
"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihâd 3, (1624))
"Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!"(Müslim, Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259))
"Ramazan'da orucunu tutup da Şevval'den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir."(R. Salihin, 1259)
"Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir."(Müslim, 6, 60)
"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak"(Tirmizi, İman 3, (2612))
Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i"tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah (sav)'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler.(Müslim, İ"tikaf 5, (1172))
Resulullah (sav)"a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, "Ramazanın tamamında!" diye cevap verdi.(Ebu Davud, Salat, 824, (1387))
Bir kadın Resulullah (sav)"a gelerek: "Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?" "Ramazan"da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu.(Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95)
"Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir."(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)
"Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."(Müslim, Sıyam 2, (1079))
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur."(Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432))
"Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler."(Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214))
"Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!"(Tirmizi, Daavat 110, (3539))
"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak."(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 )
forum lord
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihad 3, (1624))
"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Tirmizi"nin rivayetinde şu ziyade var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz."(Tirmizi, Savm 5)
"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."(Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746))
"Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir."
(Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721))
"Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur."(Tirmizi, Savm 74, (797))
"Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez."(Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723))
"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihâd 3, (1624))
"Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!"(Müslim, Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259))
"Ramazan'da orucunu tutup da Şevval'den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir."(R. Salihin, 1259)
"Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir."(Müslim, 6, 60)
"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak"(Tirmizi, İman 3, (2612))
Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i"tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah (sav)'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler.(Müslim, İ"tikaf 5, (1172))
Resulullah (sav)"a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, "Ramazanın tamamında!" diye cevap verdi.(Ebu Davud, Salat, 824, (1387))
Bir kadın Resulullah (sav)"a gelerek: "Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?" "Ramazan"da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu.(Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95)
"Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir."(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)
"Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."(Müslim, Sıyam 2, (1079))
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur."(Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432))
"Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler."(Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214))
"Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!"(Tirmizi, Daavat 110, (3539))
"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak."(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 )
forum lord
"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Orucun az bildiğimiz yönleri I-Faruk Beşer
Oruç bize çok basit gibi gelebilir; sabahtan akşama kadar kendini Allah için yeme içme ve cinsel ilişkiden tutmadan ibaret. Ama oruçtan oruca çok farklar var. Birisi sadece aç ve susuz kalmış, en nihayet oruç borcunu üzerinden düşürmüş olurken, bir başkası bir gün oruçla geleceği için hesapsız bir sermeye edinmiş olabilir...
...Her şeyin başı niyet. Ameller niyetlere göre karşılık görür. Niyet, insanı bir işi yapmaya iten asıl saiktır. Biri sırf Allah için, O tutun dediği için oruç tutar, böyle bir orucun karşılığını da ancak Allah bilir. Beşerin yaptığı bilgisayarlar bunun sevabını ölçmekten acizdir. Biri de diyet için, sağlık için oruç tutar, karşılığında da bunun sonucunu bulur, ibadet yapmış olmaz. Bir başkası her iki gayeyi birden hesaba katar. İşte böyle karışık bir niyetle yapılan ibadetin makbul olup olmadığı tartışılır. Gazali bu konuda şöyle bir ölçü koyar: İbadetlerin niyetinde bir dünyalık beklentisi de bulunabilir. Çünkü Allah Teâlâ hacca gidenlere, ‘orada ticaret yapıp para kazanmanızda da bir sakınca yoktur’ buyurur. Demek ki insan hacca giderken, tamamen dünyevi bir iş olan ticaret yapmayı da niyetine almış olabilir. Ama asıl saik, ya da niyetin yüzde elliden fazlası önemlidir ve bir amelin ne için yapıldığını belirleyen bu yüzde ellinin üstüdür. Bir ibadette onu Allah için yapıyor olma niyeti asıl saik, ya da yüzde elliden fazla değilse o ibadet makbul olmaz. Fazla ise makbul olabilir ve niyetin yüzde ellinin üstündeki nispeti ölçüsünde halis/ihlaslı bir ibadet olur. Aslında bütün ibadetlerin dünyaya bakan yönleri de vardır. Namaz muhteşem bir eksersiz ve sosyalleşme aracıdır. Ama namaz bunun için kılınmaz.
Oruç tutarken de insanın aklına, tutalım, böylece sağlıklı da oluruz, düşüncesi gelebilir. Bu da niyetin bölünmüşlüğüdür, yüzde ellinin altında olduğu sürece böyle bir niyet orucu ibadet olmaktan çıkarmaz. Ama oruçtan asıl gayenin ne olması gerektiğini bizzat Allah açıklıyor: ‘Takvalı olup korunasınız diye oruç size farz kılındı’ buyuruyor. Takva korkulan bir şeyden korunma demektir. Dini bir kavram olarak kullanıldığında Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek suretiyle kulun kendisini ebedi azaptan ve ateşten korumasıdır. Fakat dünyevi tehlikelerden korunmaya da takva/ittika denebilir. O zaman orucun gayesi olan ‘korunma’ dünyevi tehlikeleri de içermiş olabilir. Mesela hastalıklardan, nefsin ve şehvetin azdırmalarından, hayvani sınır tanımazlıklardan ve duyarsızlıklardan korunma anlamı da içerebilir. Bunun için oruç kalkandır buyrulmuştur.
Aslında bütün ibadetlerin gayesi, kulu önce dünyada iyi bir insan, sonra ukbada razı olan ve razı olunan bir kul yapmaktır.
Orucun, Ramazan gecelerini teravihle ihya etmenin, itikâfın, Kadir Gecesi’nin faziletine dair onlarca hadisi şerif vardır ve bunların her birini her gün duymaktayız. Ama burada önemli bir noktaya daha işaret etmemiz gerekir ki, o da; böyle mübarek günlerle ilgili olarak bazı medyatik hocaların, sanki bize gelin, biz daha çok sevap veriyoruz, der gibi yine onlarca, belki yüzlerce uydurma hadis nakletmeleridir. Şu ölçüyü sürekli tekrarlıyoruz: Sünnete bütün olarak karşı olanlar da, sahih sakim demeden onu alanlar da uçlardadırlar. Hatta denebilir ki, her önüne gelen söze hadis diyenler, hadisleri toptan atanlardan daha da zararlıdırlar...
Yazının tamamı için:
Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri
Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları
Karar Yılı: 2005 - Karar No: 155
Konusu: Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri
Karar Yılı: 2005 - Karar No: 155
Konusu: Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri
Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;
Birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.
İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, ‘Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam” kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.
Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28; Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; …).
Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in, diğer ibadetlerde olduğu gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.
Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye (karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına rağmen, Peygamberimiz’den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda Peygamber’in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla orucu, yalınız Kur’an’ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek, içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği, nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla örtüşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:
a) Astım hastalarının kullandığı sprey
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.
b) Göz damlası
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.
c) Burun damlası
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında değerlendirilebilir.
d) Dil altı
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz.
e) Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek
Birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.
İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, ‘Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam” kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.
Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28; Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; …).
Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in, diğer ibadetlerde olduğu gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.
Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye (karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına rağmen, Peygamberimiz’den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda Peygamber’in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla orucu, yalınız Kur’an’ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek, içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği, nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla örtüşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:
a) Astım hastalarının kullandığı sprey
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.
b) Göz damlası
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.
c) Burun damlası
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında değerlendirilebilir.
d) Dil altı
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz.
e) Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek
Midedeki hastalığı tespit amacıyla mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir. Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.
f) İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
g) Anestezi
Acı ileten sinir yolları üzerinde iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır. Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir.
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.
h) Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
ı) Fitil kullanmak, lavman yaptırmak
Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.
Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır.
Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.
j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
k) Diyaliz
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
l) Anjiyo yaptırmak
Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara
f) İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
g) Anestezi
Acı ileten sinir yolları üzerinde iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır. Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir.
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.
h) Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
ı) Fitil kullanmak, lavman yaptırmak
Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.
Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır.
Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.
j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
k) Diyaliz
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
l) Anjiyo yaptırmak
Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara
ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır.
Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
m) Biyopsi yaptırmak
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.
n) Kan vermek
Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı konusunda, Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.
Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” hadisinin “hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).
Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.
o) Merhem ve ilaçlı bant
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
Sonuç olarak;
a) Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,
b) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,
c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,
Karar verildi.
Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
m) Biyopsi yaptırmak
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.
n) Kan vermek
Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı konusunda, Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.
Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” hadisinin “hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).
Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.
o) Merhem ve ilaçlı bant
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
Sonuç olarak;
a) Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,
b) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,
c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,
Karar verildi.
***Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den İFTAR DUALARI
509 – İbn Ömer radıyallahu anhuma diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:
Zehebezzameu vebtelletil uruku, ve sebetel ecrü inşaallahü teala
"Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve inşaallah ecrimiz gerçekleşti."
Ebu Davud, Savm, 2357.
510 – Muaz bin Zühre radıyallahu anh diyor ki: Bana ulaştığına göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle dermiş:
Allahümme leke sümtü ve ala rızkıke eftartu
"Allah’ım, senin rızan için oruç tuttum ve senin verdiğin rızıkla iftar ettim."
Ebu Davud, Savm, 2358.
511 – Yine Muaz bin Zühre radıyallahu anhden: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:
"Allah’ım, senin rızan için oruç tuttum ve senin verdiğin rızıkla iftar ettim."
Ebu Davud, Savm, 2358.
511 – Yine Muaz bin Zühre radıyallahu anhden: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:
Elhamdü lillahillezi eaneni fesumtu, ve rezekani feeftartü
"O Allah’ a şükürler olsun ki, bana yardım etti oruç tuttum ve bana rızık verdi iftar ettim."
ibn Sünni, 480
512 – İbn Abbas radıyallahu anhuma diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:

Allahümme leke sumna, ve ala rızkıke eftarna, fetekabbel minna, inneke entes semiül alim
"Allah’ım, senin rızan için oruç tuttuk ve senin verdiğin rızıkla iftar ettik. Bizden kabul buyur; çünkü sen işiten ve bilensin."
ibn Sünni, 481.
513 – Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anhuma diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden:
Oruçlunun iftar zamanı edeceği dua reddolunmaz dediğini işitim.
İbn Ebu Müleyke de: Ravi Abdullah bin Amr’dan, iftar ettiği zaman:

Allahümme inni es’elüke birahmetikelleti vesiat külle şey’in en tağfireli
"Allah'ım, her şeyi kaplayan rahmetinden beni bağışlamanı isterim", dediğini işittim, demiştir.
"O Allah’ a şükürler olsun ki, bana yardım etti oruç tuttum ve bana rızık verdi iftar ettim."
ibn Sünni, 480
512 – İbn Abbas radıyallahu anhuma diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:

Allahümme leke sumna, ve ala rızkıke eftarna, fetekabbel minna, inneke entes semiül alim
"Allah’ım, senin rızan için oruç tuttuk ve senin verdiğin rızıkla iftar ettik. Bizden kabul buyur; çünkü sen işiten ve bilensin."
ibn Sünni, 481.
513 – Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anhuma diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden:
Oruçlunun iftar zamanı edeceği dua reddolunmaz dediğini işitim.
İbn Ebu Müleyke de: Ravi Abdullah bin Amr’dan, iftar ettiği zaman:

Allahümme inni es’elüke birahmetikelleti vesiat külle şey’in en tağfireli
"Allah'ım, her şeyi kaplayan rahmetinden beni bağışlamanı isterim", dediğini işittim, demiştir.
ibn Mace, Siyam, 1753.
Kaynak: İmam Nevevi – El Ezkar – Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Dilinden Dualar ve Zikirler
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

