23 Şubat 2026 Pazartesi

Sevabını Yalnızca Allah'tan Umarak Ramazan Orucunu Tutmak İmandandır

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

"Fethu'l-Bari" (Sahih-i Buhari Şerhi)
   
2. BÖLÜM ÎMÂN   

28. Sevabını Yalnızca Allah'tan Umarak Ramazan Orucunu Tutmak İmandandır

38- Ebû Hureyre'nin 
(radıyallahu anh) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah'tan umarak Ramazan oru­cunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır".


Açıklama

Kadir gecesini ihya etmekle Ramazan'ı ihya etmek arasındaki ilişki açıktır. Ancak cihad konusu ile ilgili hadisi, Kadir gecesini arama konusunda zikretme­sinde güzel bir uyum vardır. Çünkü Kadir gecesini aramak özel bir önem ve tam bir mücahedeyi gerektirir. Bununla birlikte kişi Kadir gecesini bulabilir de bul­mayabilir de. Şehitliği talep eden ve Allah'ın kelimesini yüceltmeyi amaçlayan mücahidin durumu da budur. Bu amacı, gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Her iki durumda da asıl amaca ulaşabilir de ulaşılmayabilir de. Kadir gece­sini arayan kişi bundan sevap alır, şayet Kadir gecesine rastlarsa sevabı daha büyük olur. Aynı şekilde Allah yolunda cihad eden mücahid de sevabını alır. Şayet amacına kavuşursa sevabı daha büyük olur. Hz. Peygamber'in 
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Allah yolunda öldürülmeyi isterdim" sözü de buna İşaret etmektedir. Buhârî bu­rada cihadın faziletini ara konu olarak vermiş, sonra Ramazan ayını ihya etme konusuna dönmüştür. Bu konu, Kadir gecesini ihya etme konusuna göre özel­den sonra getirilen genel konudur. Daha sonra Buhârî oruç konusundan bah­setmiştir. Çünkü oruç, bir çok arzunun terk edilmesi türünde bir ibadettir. Buhârî orucu, Ramazan gecelerinin ihya edilmesinden sonra getirmiştir, çünkü gecelerin ihyası fiil türünde bir ibadettir. Ayrıca gece, gündüzden önce gelir. Buhârî'nin geceleri ihyanın meşru olduğunu belirtmek için bunu yapmış olması da müm­kündür.

Burada 'Allah'ın kefil olması", kişiye derhal sevap vermesi, güzel karşılık vermesidir. Diğer bîr görüşe göre kişinin muradını gerçekleştirmesidir.


Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Oruçlu kimse abdest alırken hata ile boğazına su kaçırırsa orucu bozulur mu?

Orucun bozulması konusunda hata; abdest sırasında ağzını çalkalarken isteği dışında boğazına su kaçması örneğinde olduğu gibi, orucu bozan fiilin orucu bozma kastına dayalı olmayarak meydana gelmesidir. Orucu bozan fiilin hataen yapılması orucu bozar ve yalnızca kazayı gerektirir. Hataen boğaza su kaçması, oruçlu bulunulduğu hatırda değilken meydana gelirse, unutarak yapılmış hükmünü alır ve oruç bozulmaz (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 222). Bir sahabî Resûlullah’a (s.a.s.), “Ey Allah’ın Resulü! Oruçlu iken unutarak yiyip içtim. Orucum bozuldu mu?” diye sormuş. Resûlullah (s.a.s.) da, “(Hayır bozulmadı) Allah seni yedirip içirdi.” (Ebû Dâvûd, Savm 39) cevabını vermiştir. Şafii mezhebine göre ise; abdest veya gusül alırken ağız ve buruna az miktarda alınan su, elde olmayarak boğazdan inerse oruç bozulmaz. Ancak serinlemek veya suyla oynamak ya da abdest ve gusülde gereğinden fazla abartılı bir şekilde ağza ve buruna su almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü bu durumda oruçlu kişi kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 629-630).

https://goruntulufetva.diyanet.gov.tr/orucu-bozan-ve-bozmayan-seyler/oruclu-kimse-abdest-alirken-hata-ile-bogazina-su-kacirirsa-orucu-bozulur-mu

Kazaya kalan Ramazan oruçlarının belli bir sürede tutulma zorunluluğu var mıdır?

Ramazan ayında tutulamayan veya başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Kaza oruçlarının peşpeşe tutulması hakkında herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu oruçların, geciktirilmeksizin bir an önce tutulması uygun olur. Çünkü bu bir Allah hakkıdır. Kişi ne zaman öleceğini bilemez. Ramazan orucunun kazası, oruç tutmanın haram olduğu günler dışında her zaman yapılabilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), iki vakitte oruç tutulmayacağını bildirmiştir ki birisi Ramazan bayramının birinci günü, diğeri kurban bayramı günleridir (Buhârî, Savm, 66-67). Hanefîlere göre Ramazan oruçlarının kazası için bir zaman sınırlaması yoksa da mümkün olan ilk fırsatta bu oruçlar tutulmaya çalışılmalıdır (Kâsânî, Bedâî’,II, 104). Şâfiîlere göre ise bir Ramazan’da kazaya kalmış orucun, gelecek Ramazan’a kadar kaza edilmesi gerekir. Bir Ramazan’ın kaza borcu herhangi bir mazeret olmaksızın yerine getirilmeden, öteki Ramazan gelecek olursa, kaza borcuna ilaveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar (Nevevî, el-Mecmû’, VI, 364; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 645).

https://goruntulufetva.diyanet.gov.tr/kaza-kefaret-fidye-iskat-i-savm/kazaya-kalan-ramazan-oruclarinin-belli-bir-surede-tutulma-zorunlulugu-var-midir

***ORUÇ KEFARETİ

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

Keffaret, lûgat deyiminde gidermek ve örtmek manasındadır. Allah, bazı kusurları ve günahları birtakım vesilelerle bağışlayıp örttüğünden bu vesilelerden her birine "Keffaret" denilmiştir. Bunun çoğulu "Keffarât"dır. Günahları affetmeğe de 'Tekfir-i Zünûb" denilir.

Keffaret, yasak olan şeylerden insanları alıkor ve engeller. Yapılan bir günaha, verilen bir ceza yerinde bulunur. Aynı zamanda bir ibadet manasında bulunduğundan günahların bağışlanmasına bir vesile olur.

 Oruç keffareti, Ramazanda bir özür bulunmaksızın belli şartlar içinde orucunu bozan bir mükellefin, müslüman veya gayr-i müslim bir köle veya cariye azad etmesidir. Buna gücü yetmiyorsa, arka arkaya kesinti yapmaksızın iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmezse altmış fakire (sabah akşam) yemek yedirir.
Oruç keffareti böyle yemek yedirmekle olabileceği gibi, yiyeceği aynen verip temlik etmekle de olur.
(Oruç keffaretinde böyle sırayı gözetmek hem Hanefîlerce, hem de Şafiîlerce gereklidir. Malikîlerde sıra gözetmek yoktur, insan dilerse köle azad ederek, dilerse oruç tutarak ve dilerse yemek yedirerek bunu yapar.)

*Yemek, aç olan büluğa ermiş veya yaklaşmış altmış fakiri sabah akşam doyuracak kadar yedirmektir. Bu yedirilecek yemek yalnız buğday ekmeği de olabilir, buğday ekmeği yanında katık mecburiyeti yoktur. Fakat katıksız arpa ekmeği yeterli değildir.

* Eğer yüz yirmi fakire yalnız bir vakit yemek yedirilse, bu ancak altmış fakire yedirilmiş sayılır. Bunlardan altmış fakire tekrar sabah veya akşam yemek yedirmek gerekir. Böyle altmış fakire bir defa yemek yedirildikten sonra dağılıp gitseler, ya gelip hazır olmalarını beklemeli, ya da tekrar altmış fakiri sabah-akşam doyurmalıdır.

* Oruç keffaretinin eşya verilip temlik yolu ile yapılmasına gelince, altmış fakirden her birine beş yüz yirmi dirhem (yarım sa') buğday veya bin kırk dirhem (bir sa') arpa veya hurma veya kuru üzüm verilir. Bu, tam bir fitre sadakası mikdarıdır. Bunların kıymetini vermek de caizdir.

* Oruç keffaretinde bir fakire altmış gün sabah-akşam yahut yüz yirmi sabah veya yüz yirmi akşam yemek yedirmek de yeterlidir.
Yine, bir fakire iki ayda her gün ya aynen veya kıymet olarak birerden altmış fitre sadakası verilmesi de yeterlidir. Fakat bir fakire bir günde topluca verilecek altmış fitre mikdarı, yalnız bir günlük fitre yerine geçer. Onun için her gün bir fakire bir fitre mikdarı verilir. Bu keffaretlerde uygulanır.

* Oruç keffaretinin iyi hal sahibi olan fakirlere verilmesi daha faziletlidir. İmam Ebû Yusuf'a göre, bu keffaret bedeli gayr-i müslim fakirlere verilemez. Fetva da buna göredir.

* Oruç keffareti, oruç tutmak suretiyle olunca, bunda kesintisiz arka arkaya tutmak şarttır. Onun için oruca başlayan kimse, ara vermeden iki ay oruç tutar. Eğer daha iki ay dolmadan herhangi bir sebeble orucunu bozarsa, yeniden iki ay oruç tutmaya başlar. Bundan kadınların lohusa halleri değil de, adet halleri müstesnadır. Geçirecekleri adet günleri kesinti sayılmaz. Çünkü bu halden kurtulmak kadınlar için mümkün olmayacak derecede zordur. Ramazan orucunun veya muayyen bayram günlerinin araya girmesi de, keffaretin arka arkaya olmasına engeldir.

* Keffaret hususunda, keffaret ödeyecek kimsenin ödeme zamanındaki haline bakılır. Buna göre, bir keffaret ödeyicisi, keffaretin gerektiği zamanda zengin iken, bunu ödeyeceği zaman fakir düşmüşse, keffaretini oruç tutmakla yerine getirir. Fakat daha orucunu bitirmeden tekrar zenginleşip köle azad etmeye güç kazansa, köle azad etmek suretiyle keffareti yerine getirmesi gerekir.

* Keffaret orucuna, kamerî aylardan birinin başlangıcında başlanırsa. ayın ilk günü esas alınır. Böylece tam iki ayın geçmesiyle oruç keffareti tamamlanmış olur. Fakat ayın başında oruca başlanmazsa, birinci ay üçüncü aydan tamamlanarak otuz gün hesab edilir, ikinci ay ise, ayın başı alınarak oruca devam edilir. Bu, iki İmama göredir. İmamı Azam'a göre, bu takdirde tam altmış gün oruç tutmak gerekir, ay başına bakılmaz.

* Bir kimse bir ramazan içinde veya birkaç ramazanda özürsüz olarak birkaç defa kasden orucunu bozmuş olsa, bunlardan dolayı yalnız bir keffaret öder. Sahih olan görüş budur. Çünkü ceza yönü, keffarete üstün gelmektedir. Sebebleri bir olan cezalarda bir ceza yeterlidir. Bu bir ceza hepsine yeter. Fakat keffaret yapıldıktan sonra tekrar orucunu aynı şekilde kasden bozacak olursa, bundan dolayı ayrıca bir keffaret gerekir. Birinci keffaret ile tam bir ders alınamadığı anlaşılmış olur.


Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"



Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

*** Orucun tarihi, nükteleri ve esrarı II-Faruk Beşer


Oruç Hicretin 2. yılında Şaban ayından iki gün kala bir pazartesi gecesi farz kılındı. Ondan önce Aşure günü orucu farz olarak tutuluyordu. Ramazan farz kılınınca Aşure orucunun farziyeti kaldırıldı ve artık sünnet olarak kaldı.

Aynı yıl Ramazan ayında Büyük Bedir Savaşı gerçekleşti, böylece İslam’ın ilk ve en büyük zaferi Ramazan’da gerçekleşmiş oldu. Ondan sonra yüz yıllarca Ramazan hep zaferler ayı olarak devam etti. İkinci Ramazan’ın 15’inde, yani H. 3. Yıl’da Resulüllah’ın torunu Hz. Hasan, ondan yaklaşık bir yıl sonra da Hz. Hüseyin doğdu. Buna göre Resulüllah (sa) vefat ettiğinde Hasan 8 yaşlarında bir çocuktu. Resulüllah Efendimiz H. 11. Yılı Rebiulevvel ayında vefat ettiğine göre hayatında dokuz Ramazan tutmuş oldu.

Ramazan ilk farz kılındığı yıl Resulüllah Efendimiz onun ilk onunda itikâfa girdi. İkinci yıl ikinci onunda, üçüncü yıl ise üçüncü onunda itikâfa girdi. Bununla Kadir Gecesi’ni aradığı bilinmektedir. Kendisi ‘Ramazan’ın son on gününde Kadir Gecesi bana gösterildi, ama unutturuldu’ buyurmuşlardı. Bu sebeple ondan sonraki yıllarında onu hep son on gününde aramış ve hep son on gününde itikâfta bulunmuştur.

Orucun yanında itikâf ve Kadir Gecesi de müminin manevi yükselişinin ve sıradan bir canlı olmayı aşıp melekliğe geçişinin, hatta dört büyük melek hariç, melekleri bile aşmasının en önemli araçlarındandır. İnsan oruçla sıradan bir canlı olmasını, yani hayvani ve nefsani yönünü eğitip, bu yöndeki duygularını bastırarak, meleklik yönünü beslemiş ve ruhunu arındırmış olur. Melekler yüce semalarda bizim bilmediğimiz ilahî sırlara muttali olurlar. İnsan da meleklik yönü geliştikçe onlar gibi Allah’a yakın olur ve sıradan insanların ulaşamayacağı pek çok sırra vakıf olur. Dünyevileşmenin engellerinden kurtulur. Belki de bu yolla kutsi hadiste buyrulduğu gibi ‘Allah ile görür, Allah ile işitir, Allah ile tutar, Allah ile yürür’. Bu hadiste kast edilen şeyin; böyle veli bir kulun görmesinde, işitmesinde… Allah’ın desteğinin ve katkısının olacağı açıktır. Yani bu arınmayı başarabilenler bizim göremediğimiz ve duyamadığımız şeyleri de görür ve işitirler. İnsanın şehadet âlemine karşı beş duyusunun bulunduğu gibi, gayb âlemine karşı da beş duyusu daha vardır. Takva ile onları teker teker devreye sokabilir. İşte oruç bu eğitimin önemli bir sebebidir...

...‘Düşünün bakalım, yaratan bilmez mi?’. Senede otuz günlük bir süre, yılın bütün günlerine tesadüf edecek şekilde bir devri daim, fecirden akşama kadar bir zaman, hep bu ilahî takdirin belirlemesiyledir. Öyle ki, bunda bir sapma olmasın diye iftarın acele edilmesi, sahurda da son anına kadar yenilmesi istenmiştir. Ayrıca sahur tavsiye edilmiş, ‘sahurda bir şeyler yiyin için, çünkü sahurda bereket vardır’ buyrulmuştur. Visal orucu, yani arada hiçbir şey yemeden içmeden ikinci gün orucuna devam etmek yasaklanmıştır. Demek ki, orucun asıl gayesi olan takvalı olmaya/manevi korunmaya ek olarak, onun sağlığa da katkısı için bu tavsiyelere uymak gerekir. Başka şekilde yapılan açlık kürleri fayda yerine zarar getirebilir ve daha uzun süreli ve aralıksız açlık uygulamaları da olmamalıdır...

... Yine de tam bir müminin orucu sırf Allah emrettiği için tutacağı, ikincil ve dünyevi faydalarına takılmayacağı bir hakikattir. Allah’ın her emri ya da yasağı bizim lehimizedir diye bilmesi onun için yeterlidir. Kısaca onun oruç tutmadaki asıl saikı imandır, Allah tasavvurudur.

Ramazan’ın değerini, Kuranıkerim’in onda indirilmiş olmasından aldığını herkes bilir. Bunun için de güzel bir amel olarak Ramazan süresince Kuranıkerim’e ilgi artar, hatimler okunur, mukabeleler yapılır. Ancak yüz yıllardır Kuranıkerim’i anlama ve yaşama için okuma yerine onun sırf bir adet olarak okuyuşuna önem verme öne çıktığı için Kuranıkerim’in okunmasından umulan fayda bir türlü hâsıl olmamaktadır. Oysa okuma anlamının, anlama da yaşamanın aracıdır. Araçlara takılıp kalma, asıl hedefi ve gayeyi gözden çıkarma demektir...


Yazının tamamı için:

***ORUÇLARA AİT NİYETLER

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

 *Herhangi bir oruca kalb ile niyet yeterlidir. Oruç için sahura kalkılması da bir niyettir. Niyetin dil ile de yapılması mendubdur.

*Ramazan orucu, tayin edilmiş adak ve mutlak nafile oruçlar için niyetin vakti, güneşin batışından başlayarak kaba kuşluğa kadar devam eder. Bu zaman içinde niyet edilebilir. Fakat güneş batmadan önce veya tam istiva zamanında veya ondan sonra akşama kadar hiç bir oruca niyet edilemez. Böyle niyet hususunda, mukîm, misafir, sağlıklı ve hasta olanlar eşittir.

Bununla beraber istiva zamanına kadar böyle niyet edilebilmesi, ikinci fecirden sonra yiyip içmek gibi orucu bozan haller bulunmadığı taktirdedir. Böyle orucu bozan bir şey, kasden veya sehven yapılacak olsa, artık niyet caiz olmaz.
(Malikîlere göre, nafile oruç için böyle gün ortasına kadar niyet edilemez. Çünkü sabahleyin niyet edilmeyince, o gün iftar etmek kararlaşmış olur. Bir günün hem oruca, hem de iftara ihtimali olamaz.

Şafiîlere göre güneşin batışından öncesine kadar niyet edilebilir. Yeter ki, sabahdan itibaren oruca aykırı bir iş yapılmamış olsun. Çünkü nafile ibadet için din yönünden takdir edilmiş bir zaman yoktur. Bu oruç, oruç tutacak olan kimsenin isteğine bağlıdır. Zevalden sonra da oruç tutma arzusu bulunabilir.)

* Bütün kaza ve keffaret oruçları ile mutlak adak oruçları için niyetin geceleyin veya ikinci fecrin başlangıcında yapılması şarttır. Ayrıca bu oruçları niyette göstermek (tayin etmek) lazımdır. Bundan dolayı bunlardan herhangi biri için fecirden sonra niyet edilirse veya bunlardan hangisinin tutulacağı kalb ile tayin edilmezse, bu oruçların tutulmaları sahih olmaz. Çünkü bu oruçlar için belli bir gün yoktur. Bunlara hangi günlerin ayrılacağı, ancak böyle bir niyet ile tayin edilmiş olur. Ramazan orucu, belirlenmiş adak, herhangi bir nafile oruç için mutlak bir niyet yeterlidir. "Yarınki günün orucunu tutmaya, yarın oruç tutmaya, yarın nafile oruç tutmaya". diye niyet edilebilir. Bununla beraber bunlar için geceleyin niyet edilmesi, bu oruçların tayin edilmesi ve şöyle denilmesi daha faziletlidir: "Yarınki Ramazan orucunu tutmaya niyet ettim."

* Ramazanın her günü için ayrıca bir niyet gerekir. Çünkü araya geceler girmektedir. Ayrıca her günün orucu başlıbaşına bir ibadet bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bir günün orucundaki bozukluk, diğer günün sıhhatine engel olmaz.

* Bir kaza orucuna fecrin doğuşundan sonra niyet edilecek olsa, bununla kaza sahih olamayacağından, nafile oruç tutulmuş olur. Eğer bu oruç bozulacak olsa, kaza edilmesi gerekir. Çünkü başlanmış olan bir ibadet yarıda bırakılamaz

* Bir kimse, daha güneş batmadan: "Yarın oruç tutayım," diye niyet edip de, sonra yarınki günün istiva zamanına kadar uyusa, gafil veya baygın bir hal de bulunsa, oruç tutmuş olmaz. Fakat güneşin batmasından sonra böyle niyet etmiş olursa, orucu sahih olur.

* Bir kimse, ramazan ayında ramazan olduğunu bildiği halde, ne oruca ve ne de iftara niyet etmemiş bulunsa, sağlam rivayete göre, oruçlu bulunmuş olmaz.

 Bir kimse, geceleyin herhangi bir oruç için niyet etmiş bulunsa, sonra fecrin doğuşundan önce bu niyetinden dönse, bu dönüşü sahih olur. Fakat oruçlu bir kimse, orucunu bozmaya niyet ettiği halde bozmasa, sadece bu niyet ile orucu bozulmuş olmaz.

*"İnşallah yarın oruç tutmaya niyet ettim," diye yapılan bir niyet sahihdir. Fakat: "Yarın davete çağırılsam iftar etmeye, çağrılmazsam oruç tutmaya," diye yapılan bir niyet geçerli değildir. Böyle tereddütlü bir niyetle oruç tutulmuş olmaz.

* İstiva zamanına kadar niyet edilmesi caiz olan oruçlarda, gündüzün niyet edileceği takdirde, o günün başlangıcından itibaren oruçlu bulunmuş olmaya niyet edilmesi gerekir. Niyet edileceği andan itibaren oruç tutmaya niyet edilecek olsa, bununla oruç tutulmuş olmaz.

* Ramazan gecesinde veya gündüzünde bayılan veya deliren kimse, istiva zamanından önce kendine gelip oruca niyet edince oruçlu bulunmuş olur.

* Bir kimse, Ramazan ayında başka bir vacib oruca niyet edecek olsa, o kimse Ramazan orucuna niyet etmiş sayılır. Bu konuda iki imama göre, mukim ile misafir arasında fark yoktur. İmamı Azam'a göre, misafir olunca, niyet ettiği vacib için oruçlu bulunmuş olur. Çünkü misafirin Ramazan orucunu tutma mecburiyeti yoktur.
Nafile oruca niyet edilecek olsa, sahih olan görüşe göre, ramazan orucuna niyet edilmiş olur. Hastanın da bu şekilde olan niyetleri, sahih olan görüşe göre, Ramazan orucuna sayılır.
Misafir ile hastanın mutlak şekildeki niyetleri de Ramazan orucuna sayılır.

*Muayyen bir adak gününde, keffaret veya ramazan orucunu kaza gibi, başka bir vacibe niyet edilerek oruç tutulmuş olsa, sahih olan görüşe göre, bu oruç o vacib için sayılır; o muayyen nezir orucunun kaza edilmesi gerekir.

* Bir oruç için hem keffarete, hem de nafileye niyet edilse, keffaret olarak caiz olur. Fakat bir oruç için kazaya, hem de yemin keffaretine niyet edilecek olsa, hiç biri geçerli olmaz. Çünkü bunların aralarında zıddiyet vardır. Bu durumda o oruç bir nafile olmuş olur.

* Bir veya birkaç ramazandan orucu kazaya kalmış olan kimse için uygun düşen, bunları kaza ederken: "Üzerine kazası ilk vacib olan oruca" niyet etmektir. Bununla beraber böyle belirtilmeksizin yalnız kazaya niyet etmesi de yeterlidir.

* Bir kadın henüz adet içinde iken, geceleyin oruca niyet edip fecirden önce temizlenecek olsa, orucu sahih olur.

*Esir bulunan kimse, Ramazan ayının girip girmediğini bilemezse araştırır ve kanaatına göre oruç tutar. Sonra bakılır: Eğer orucu ramazana raslamışsa veya ramazandan yahut oruç tutulması yasak olan günlerden sonra geceleyin niyet ederek oruç tutmuş ise, orucu ramazandan sayılır. Ramazan günlerinden noksan olarak oruç tutmuşsa, bu noksan günleri kaza eder. Fakat Ramazandan öncesine raslamışsa, caiz olmaz, yalnız nafile bir oruç olur.


Ömer Nasuhi Bilmen-İlmihal

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"



Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

***Oruçla İlgili Kısa Bilgiler-Dr. M. Şerafettin KALAY


Her ibadette olduğu gibi orucun da kendine ait şartları ve farklı hükümleri vardır. Yeni bir Ramazan Ayı başlamışken bilgi tazelemeye vesile olur ümidiyle bu hükümlerden bir demet sunmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz:

Bir kimsenin üzerine orucunun farz olması veya tuttuğu bir orucun sahih olması için;

1 – Önce o kimsenin İslâm ile şeref bulmuş olması gerekir. Oruç bir ibadettir. İbadetler Allah rızası için yapılır ve edâ eden kişi sevaba, mükâfâta erer. Allah rızası ve sevap ise gerçek iman sahibi için geçerlidir.

Müslüman olmayan bir kimse de birinci derecede iman nûruna ermekle sorumludur. İmanla şeref bulmayan bir kimse, ibadetinin mükâfatını elde edemez.

2 – Akıl sahibi olmalıdır. Şüphesiz Rabbimiz, akıl nimeti bahşettiklerini sorumlu tutar. Ne yaptığının şuurunda, idrakinde olmayanları değil.

3 – Ergenlik çağına girmiş olmalıdır. Ergenlik çağına ulaşmamış bir çocuk henüz filizlenme, gelişme, idrak ve iradesini güçlendirme, olgunlaştırma devrelerini yaşamaktadır. Henüz bütünüyle sorumluluk alacak çağda değildir.

Ancak temyiz çağına ulaşarak aklı birçok gerçeklere eren bir çocuk, oruç tuttuğunda, orucu nafile oruç hükmünde sayılır, hem kendisi, hem de onu yetiştiren ve oruç tutmasına vesile olan anne-babası onun bu ibadetinden sevap kazanır.

4 – Oruç tutacak kişi, sıhhatli olmalıdır. Tutuğu oruç, sıhhatine zarar vermemeli, bedenî iyileşmesine mani olmamalıdır.

Hasta olan bir kişi, sıhhat bulduğunda oruçlarını kaza etmeli; hastalığı şifa bulmayacak veya devamlılık gösteren bir hastalık ise fidye vermelidir.

5 – Mukim olmalıdır. Dîn-i mübîn evinden uzaklarda yolculuk yapan seferî insanlara birçok kolaylık tanımıştır. Seferî oldukları sırada oruçlarını açma konusunda verilen ruhsat da bunlardan biridir. Ancak seferdeki insan, içinde bulunduğu durumu uygun bulur, oruç tutmayı tercih ederse Hanefî Mezhebine göre bu ayrıca kendisine fazîlet kazandıracaktır.

6 – Kadınlar hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmalıdırlar. Onların bu halleri, sıhhatlerine dikkat ve titizlik gösterecekleri bir hâldir; ibadete uygun bir hâl değildir. Onlar da oruçlarını, temizlendiklerinde kaza edeceklerdir.

Oruca başladıktan sonra kan gelmişse oruçlarını bozmaları; gün batmadan temizlenmişlerse de günün kalan kısmında oruçlu gibi davranmaları uygun olandır. O gün oruçlu sayılmasalar da bu kendilerine ayrıca sevap kazandıracaktır.

Ramazan Ayı, kamerî aylardandır. Dolayısıyla hilalin, güneşin batışının peşinden batı istikametinde görünüşüyle başlar.

Allah Rasûlü;
“Hilali görerek oruca başlayınız, hilali görerek oruç ayına son veriniz.” buyurmuştur. Aynı zamanda hilal gözetlemek, ibadetten bir parçadır ve Ümmet-i Muhammed tarafından ihmal edilir hale getirilmesi ciddî bir kusurdur.

Kamerî aylar ya 30 gündür ya da 29 gündür. Hiçbir zaman 28 veya 31 gün olmazlar.
İmsak, fecr-i sâdıkın (asıl fecrin) doğuşuyla başlar. Yeme, içmeye imsaktan birkaç dakika önce son verilmesi elbette ihtiyata daha uygundur.


*Oruçlu bir insan misvak, macunsuz fırça kullanabilir. Islak misvak (dolayısıyla da fırça) kullanılmasını mekruh gören âlimlerimiz vardır. İmam Şafiî Hazretleri de öğleden sonra misvak kullanılmasını mekruh görür.


*Oruçlu bir insanın kan aldırması orucunu bozmaz. Ancak kendisini zayıf düşürecekse mekruh görülmüştür.


*Vücut menfezlerinden (gözeneklerinden) giren maddeler oruç bozmaz. Vücuda sürülen zeytinyağı, krem gibi maddeleri derinin emmesi, göze damlatılan damlanın gözden genze açılan menfezden içeri girmesi gibi.

*Aşı veya iğne vurdurma orucu bozar. Çünkü kan yolu ile direkt bağ kurar.


*Kendiliğinden zorlayarak gelen bir kusuntu, geri dönmemiş, dışarı çıkmışsa orucu bozmaz.
Az olan kusuntu geri döndüğünde de bozmaz. Ağız dolusu diye ifade edilen çok kusuntu şahıs tarafından geri döndürülürse oruç bozulur. Böyle bir kusuntu kendiliğinden içeri dönse İmam Ebu Yusuf’a göre yine orucu bozar. İmam Muhammed’e göre bozmaz.


*Bir kadının kocasını, bir kocanın da karısını sadece öpmesiyle oruç bozulmaz.


*Bir doktor hastasından oruç tutmamasını isterse, İslam Hukuku’na göre; şayet doktor mesleğinde mütehassıs, kendisi oruç tutan ve Allah korkusu taşıyan bir kimse (fıkhî ifadeyle hâzık ve âdil) ise sözü geçerlidir. O kimsenin oruç tutması, sıhhatine zarar vermemesi, daha sonra uygun bir zamanda orucunu kaza etmesi gerekir. Hastalığı geçici, yani iyi olacak bir hastalık değilse fidye vermelidir.


*Kefâret, sadece niyet ederek başlanılmış bir Ramazan orucunu kasten bozmaktan dolayı gerekir. Ramazan dışında tutulan hiçbir orucu bozmaktan dolayı gerekmez. Aynı hüküm Ramazan orucunu Ramazan ayı dışında kaza eden insan için de geçerlidir. Yani kefâret gerekmez. Belki böyle bir orucu bozması, durumuna bağlı olarak ona vebal getirebilir ama kefâreti gerektirmez.

*Kefâret oruç tutmamanın değil, Ramazan orucunu bozmanın cezasıdır.


*Hamile bir kadın, kendi sıhhatine veya çocuğunun sıhhatine zarar gelebileceğinden korkuyorsa oruç tutmayabilir, bu orucunu daha sonra kaza edebilir. Çocuk emziren bir kadının durumu da böyledir.

Bu hükümler sıkça karşılaşılan konularla ilgilidir. Daha fazla ve geniş bilgi için ilmihallere, fıkıh kitaplarına müracaatta fayda vardır.

Feyz ve bereket dolu günler niyâziyle…

Dr. M. Şerafettin KALAY


http://www.siyerinebi.com/tr/orucla-ilgili-kisa-bilgiler

Orucu fırsata çevirme ve modern oruç meseleleri-Faruk Beşer


Demiştik ki, oruç yeni bir varoluştur. Yani otuz gün oruçla sizin maddi ve manevi varlığınız rektifiyeden geçer, tortular atılır, paslar silinir ve siz artık oruçtan önceki siz değil, yeni bir siz olursunuz. Bedeniniz yenilendiği gibi, maneviyatınız da yenilenir. Eğer artık bu yeni var oluşunuzu bozmadan sürdürürseniz gelecek Ramazan’da bir kademe daha yükselmiş olursunuz. Böyle böyle Allah’a olan seyriniz de ilerler. Sürdüremezseniz ikinci Ramazan’da yeniden başlar ve yeni bir imkân daha elde etmiş olursunuz.

Orucun yan kazanımları


Sırf dünyaya bakan yönü için bile Ramazan bulunmaz bir fırsattır. Oruçla sadece Allah rızasını düşünenler ise hem onu hem bunu elde ederler. Allah rızası asıl saik, yani niyetin yüzde elliden fazlası olmakla beraber orucu, bu dünyevi faydalarını da hesaba katarak tutanlar, belki sevapları öbüründen az da olsa yine her ikisini de elde ederler...


...Manevi değişim için, vermeye daha çok alışabilmek için de Ramazan’ı bir fırsata dönüştürebiliriz. ‘O halde Allah’a karşı takvalı olun korunun, dinleyin, itaat edin, infak edin, kendiniz için hayır yapın. Kimler nefsinin cimriliğinden korunursa, kurtulacak olanlar da onlardır (Teğabun 16)’.

Kuranıkerim’e ilgimizi artırmalıyız. Okumadan anlamaya, anlamadan yaşamaya geçmeliyiz. Artık sahabenin yaptığı gibi, Kuranıkerim’i öğrenmeyi uygulama olarak anlamalıyız.


Oruç ve modern meseleler


Önce usul ile başlayalım ki, söylediklerimizden söylemediklerimiz de anlaşılmış olsun. Oruç kulun kendisini sabahtan akşama kadar yemeden, içmeden ve cimadan tutmasıdır demiştik. Bu üç şey hakikaten olabileceği gibi hükmen, ya da şeklen de olabilir. Yenebilen bir şeyi ağız yoluyla yemek hakikaten yeme, başka bir yolla midesine ulaştırmak da hükmen ya de şeklen yemedir. Diğerleri de böyle. Mazereti yokken orucunu bu üç şeyden biriyle hakikaten ve bilerek bozana hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunların sadece şeklen olanıyla bozana ise kefaret değil sadece kaza gerekir.

İkinci kuralımız şu: Hanefiler hükümleri tespitte istihsan diye bir anlama metodu kullanırlar ki, esası şudur: Maksadı koruyabilmek için bazı hallerde genel kuraldan ayrılabiliriz. Çünkü asıl olan araçlar değil, maksatlardır. Bir örnek verelim; genel kural kırmızı ışıkta durmaktır. Bunun hedefi can güvenliğidir. Ama ağır bir hastayı taşıyan cankurtaran kırmızı ışıkta durma kuralına uymayabilir. Çünkü asıl maksat canı kurtarmak ise o zaten bunun için yarışmaktadır.

Buna göre iğne vurulmak, ya da ağzını diş macunuyla yıkamak kurala göre orucu bozmaz. Çünkü kural, yemenin, içmenin ve cimanın orucu bozacağıdır. Ama oruçtaki asıl maksada baktığımızda, istihsan yoluyla böyle şeylerin orucu bozduğunu söylememiz gerekir. Çünkü oruçtaki asıl maksat yemeden ve içmeden kendini tutmak ise, mesela iğne ile vücuda su ve gıda verilmiş olabilir. Ağzın tamamına yayılan bir tat da içeriye bir miktar sızabilir. Öyleyse bunlar orucu bozarlar, ama bilerek de yapılmış olsalar kefareti gerektirmezler. Çünkü hakikaten yeme içme değildirler. Oruçlu iken iğne yaptırmak zorunda kalan birisi, orucuna devam etmelidir, çünkü kurala bakıp bozmaz diyen bir görüş de vardır, ama ihtiyaten sonra bir gün kaza etmesi güzel olur, çünkü istihsanen orucu bozulmuştur.

Nefes darlığı çekenlerin kullandığı sprey, ya da şeker hastalarının gündüz dahi kullanmak zorunda oldukları insülin bunlardan biraz farklıdır. Çünkü bunların orucu bozduğunu söylemek, kişiye hiç oruç tutma demektir. Öyleyse insülinde asıl kuralı uygulama, spreyde ise zaruret bulunduğu için onu bir başka şeye, mesela buharlı bir havayı solumaya kıyas ederek orucu bozmadıklarını söylemek daha doğru olur. Göz damlası ise hiçbir bakımdan yeme içme olmadığı için orucu bozmaz.


Yazının tamamı için:

*** ÖMÜRDE 1 DEFA 2 AY (KEFFARET) ORUÇ TUTULUR MU?

***Oruç ve İftar | Şerafeddin Kalay (9. Ders)

***ORUCUN FARZLARI

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

 Orucun farzı üçtür: 

1- Niyet etmek, 
2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak,
 3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak.

Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Sahura kalkınca da, daha önce niyet edilmiş olsa da, imsak vaktine kadar yiyip içilebilir.

Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Niyetin son vaktinden önce, kesin karar vermek gerekir.
Oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur.
İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlamasıdır. 

Sahura kalkmadan oruç tutmak günah değildir, ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:


(Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed]

(Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyhekî]


(Yedikleri helâl olmak şartıyla hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesaî]


(Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin, çünkü onda bereket vardır.) [Deylemî]


(Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud]


Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR
Iskât-ı savm, ölünün üzerindeki oruç borçlarını düşürmek demektir. Iskât, kişinin sağlığında çeşitli sebeplerle eda edemediği oruç, adak, keffâret gibi dinî mükellefiyetlerinin, ölümünden sonra fidye ödenerek düşürülmesi, böylece o kişinin bu tür borçlarından kurtulması anlamını taşır.
Ölünün üzerinden, sağlığında mazereti sebebiyle tutamadığı oruç borçlarının düşürülmesi için fidye verilmesi hususu, âyet ile sabittir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumuna yetecek kadar fidye öder.” (el-Bakara, 2/184) buyrulmaktadır.
Bu âyetin hükmüne göre, oruca güç yetiremeyen veya sağlık mazeretleri sebebiyle Ramazan’da ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan aciz olan kimselerin, tutamadıkları her bir gün için fidye ödemeleri gerekir. Âyette, hayatta olup oruç tutmaya sağlığı imkân vermeyenlerin fidye vermeleri söz konusu edilmektedir. Hayatta iken imkân buldukları hâlde oruç tutmadan ölenler için oruç keffâreti ödenip ödenemeyeceği konusu âlimler arasında tartışmalıdır.
Fakihlerin çoğunluğu, yukarıdaki âyet-i kerîmeden hareketle, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden vefat etmiş olan kimselerin oruç borçları için de fidye ödeneceğini, hatta bu kimselerin bu konuda vasiyette bulunmaları gerektiğini ifade etmişlerdir (Merğinânî, el-Hidâye, 1/124). Çünkü fidyenin gerekçesi, oruç tutmaktan aciz olmaktır. Ölen kimse de oruç tutmaktan mutlak surette acizdir. O hâlde bunların durumu, tutamadıkları oruca karşı fidye vermeleri nass ile sabit olan kişilerin durumuna kıyas edilebilir (Serahsî, el-Mebsût, 3/100; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/151). Başta Şâfiî mezhebi olmak üzere bazı görüşlere göre ise bir kimse imkânı olduğu hâlde fidyeyi vermeden ölürse vasiyete de gerek olmaksızın bıraktığı mirastan ödenir. Zira onun fidye ödemesi, hasta ve yolcunun orucu kaza etmesi gibidir (Nevevî, el-Mecmû’, 6/259).

***Öteki Hayatı Kazanmanın Büyük Bir Fırsatı Ramazan-M.Emin Yıldırım

Muhammed Emin Yıldırım Hoca, Ramazan ayının değer ve kıymeti, Ramazan’a nasıl hazırlanalım, bu mübarek ayı nasıl ihya edelim ve bu aydan diğer aylara neler taşıyalım, konusunda çok önemli bilgileri ve mesajları paylaştı.

Dersten Cümleler

“Ey Müslümanlar!

Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü.


 Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan’ Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.

Bu ay; Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.

Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.

Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.
Bu ay ihsan ve yardımlaşma ayıdır.

Bu ay müminin rızkının bereketlendiği bir aydır.

"Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”

Sahabe hayran hayran bu sözleri dinlerken içlerinden biri: “Ya Resulullah! Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir ki!”… dedi.

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:

“Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.

Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnut edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnut edecek iki işiniz; ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.

"Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (İbn Huzeyme, Sahih, II/911; Beyhaki, Şuabu’İman, V/223)

Ramazan nasıl bir aydır? Ramazan deyince neler aklımıza gelmelidir?


1. Ramazan, kulluğun en hayırlı azığı olan takvanın kuşanılacağı bir aydır.

“…Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden ittika edin (korkup sakının).”
(Bakara 2/197)

“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.”
(Bakara, 183)

2. Ramazan, Allah’ın insanlığa en büyük ikramı, nimeti ve hidayet kılavuzu olan Kur’an’ın nazil olduğu aydır.

3. Ramazan, feraset ve basireti elde etmenin en önemli yolu olan furkan vasfının kazanılacağı bir aydır.

“Ramazan ayı ki o ayda insanlar için hidayet kaynağı olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir.”
(Bakara, 185)

4. Ramazan, içerisinde bin aydan daha kıymetli olan Kadir Gecesi’ni saklayan bir aydır.

5. Ramazan, hakkıyla ihya edildiği takdirde geçmiş günahların bağışlanmasına vesile olan bir aydır.

“Kim, inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”
(Buhari, İman, 28, Müslim, Sıyam, 203)

“Kim inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan umarak Kadir Gecesini ihya edip ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”
(Buhari, İman, 35; Tirmizî, Savm, 1)

“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile Cuma bir sonraki Cuma’ya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir.”
(Müslim, Taharet, 16)

6. Ramazan, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapatıldığı ve şeytanların en azgınlarının bağlandığı bir aydır.

“Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.”
(Nesâî, Sıyâm, 5)

7. Ramazan, hayırlarda yarışılan, takvada yardımlaşılan ve salih amellerin çoğaltılması gereken bir aydır.

“Ramazan ayı bütün bereketi ile size geliyor. Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir. Hataları yok eder, o ayda duaları çokça kabul eder. Allahu Teâla sizin Ramazan ayında hayırlarla yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allahu Teâla’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden bedbaht kimselerden olmayın.”
(Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, III/344)

8. Ramazan, rehavet, uyku, eğlence ve reklamların arttırılacağı bir mevsim değil, mücadelenin, davetin ve cihadın fazlalaştırılacağı bir aydır.

9. Ramazan, Hududullaha/Allah’ın sınırlarına ve Hukukullaha/Allah’ın hukukuna riayet ederek yaşamanın iyice öğrenilebileceği bir aydır.

10. Ramazan, mahşerin en önemli mükâfatı olan arşın gölgesinde gölgelenmenin, öteki hayatı kazanmanın ve cennete özel bir kapıdan girmenin elde edilebileceği bir aydır.

“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir.”
(Buhârî, Savm, 4; Müslim, Sıyâm, 166)

Ramazan’a nasıl hazırlanalım?

1. Ciddi bir muhasebe
2. Derin bir tevbe
3. Şuurlu bir istiğfar
4. Güzel bir helalleşme
5. Bilinçli bir niyet
6. Makul bir hedef
7. Sarsılmaz bir istikamet
8. Sadık bir dost
9. Vahdet sağlanmış bir hane
10. Sağlam bir sabır

Neye sabır edeceğiz?
1. İbadetlerin külfetine
2. Günahların cazibesine
3. İmtihanların zorluğuna
4. Eziyetlerin ağırlığına
5. Hayırların istikrarına

Ramazan’ı nasıl ihya edelim?
1. Dışarıdan içeriye dönerek

İtikâf, her Ramazan Hira’nın mesajlarını yeniden yaşamaktır.

2. Düzensizlikten nizama kavuşarak
3. Zaafiyetlerden arınıp, iradenin hakkını vererek

Uyku ahlakı, Göz terbiyesi, Kulak terbiyesi, Dil terbiyesi

4. Zayıflıklardan kurtulup, kuvvetli ve güçlü olmaya azmederek

“Kuvvetli mümin, zayıf / güçsüz müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir.” (Müslim, Kader, 34; İbn Mace, Zühd, 4168)

5. Değersizlikten ulvi hedeflere kilitlenerek
6. Duyarsızlıktan mükellefiyetlere yürüyerek
7. Cimrilikten cömertliğe alışarak
8. Beşeri yargılardan ilahi telkinlere kavuşarak
9. Üzerimizdeki her türlü hakkı yerine getirme adına gayret göstererek
10. İbadetin beyni olan duadan çokça nasiplenerek

“Üç kimse vardır ki, duaları reddedilmez, mutlaka kabul edilir: İftar anında oruçlunun duası, adil idarecinin/devlet başkanının duası, mazlumun duası (bedduası)." (Tirmizi, Deavat, 128, İbn Mace, Sıyam, 48)”

Ramazan’dan sonrasına kazanımları nasıl taşıyalım?

1. Zamana ve zemine sıkıştırmak yok, hayatın tamamına yaymak var.
2. Kazanılan seviyeyi kaybetmek yok, koruma adına ciddi bir hassasiyet var.
3. Güzel alışkanlıkları unutmak yok, o meltemi hissedecek adımları atmak var.
4. Mükellefiyetleri gevşetmek yok, her daim canlı tutacak vesileleri zorlamak var.
5. Asla ümitsizlik girdabına girmek yok, reca/ümit kapısına dört elle sarılmak var.

Her şeyin bir kalbi var, her kalbe sahip çıkılmalı!

Namazın kalbi secdedir.
Haccın kalbi Arafat’tır.
Cihadın kalbi şehadettir.
Davetin kalbi sabırdır.
İlmin kalbi istikrardır.
Dostluğun kalbi vefadır.
Senenin kalbi Ramazandır.
Ramazanın kalbi Kadir Gecesidir.
Orucun kalbi iftar anlarıdır.

Sahabe’den Ebû Said el-Hudri bize nakil ediyor. Diyor ki: “Peygamber Efendimiz 
Sallallahü Aleyhi ve Sellem bir keresinde minbere çıkarken, her adımda “âmin” dedi: Bir adım çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”

Hutbesi bittikten sonra: “Yâ Resûlallah! Minbere çıktığınız zaman ‘âmin’ dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?” diyerek sebebini sordular.

Buyurdu ki: “Cebrail 
Aleyhisselam üç dua etti, ben de onlara âmin dedim!”

Birisi: Cebrail 
Aleyhisselam: ‘Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!’ dedi, ben de âmin dedim.”

İkincisi: “Cebrail 
Aleyhisselam: ‘Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun! Onun burnu yere sürünsün!’ dedi. Ben de ona âmin dedim.”

“Üçüncüsü: “Cebrail 
Aleyhisselam: ‘Ramazana eriştiği halde bir insan, buna Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah’ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah’ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula! Burnu yerde sürtsün!’ diye dua etti. Ben de ona âmin dedim.” (Buharî, el-Edebu’l-Müfred, 1/338; Taberanî, Mü’cemü’l-Evsat, 8994)

Videoyu izlemek için:

***O ÖYLE BİR AYDIR Kİ!!

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

Ramazan ayı dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş bir aydır. On bir ayın sultanıdır. Onun bu kutsiyet ve fazileti Kur´an-ı Kerim´de ve hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Sevgili Peygamberimiz bir Şaban ayının sonunda Ramazan ayına girerken ashabına hitabederek Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini şöyle belirtmiştir:

- Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize bastı.
O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır.
Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı (terâvih namazı kılmayı) nâfile kıldı.
O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur.
O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibi sevap alır.
O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir.
O, yardımlaşma ayıdır.
O ayda müminin rızkı bollaştırılır.
O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da hiç bir şey noksanlaşmaz.


Ashab:
- Yâ Rasûlullah! Hepimiz oruçluyu iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz" deyince Resûlallah (s.a.v.) Allah bu sevabı oruçluyu kuru bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt kaşığı ile iftar ettirene de verir.

O öyle bir aydır ki evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluştur.
O ayda köle ve hizmetçilerin yükünü hafifleten kimseyi Allah bağışlar ve cehennem ateşinden kurtarır.


Ramazan ayında şu dört şeyi çokça yapınız. Bunlardan ikisini yapmakla Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisini yapmaktan da müstağnî sayılmazsınız. 


Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet şunlardır:a- Allah´tan başka hiç bir ilah olmadığına şehâdet getirmek.
b- Allah´ı anıp istiğfar etmek.


Müstağnî olmadığınız iki haslete gelince:
a- Allah´tan cenneti istersiniz.
b- Cehennemden O´na sığınırsınız.

Kim bir oruçluya su verirse, Allah da ona havzımdan öyle bir şerbet verir ki, artık cennete girinceye kadar hiç susamaz."
Görüldüğü gibi Ramazan ayı çok faziletli ve kutsî bir aydır. Ona bu fazilet ve kutsiyeti kazandıran şey hiç şüphesiz ki o ay içerisinde inmeye başlayan yüce kitabımız Kur´ân-ı Kerîmdir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: "İnsanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur´an Ramazan ayında indirildi."

Kur´an-ı Kerim Ramazan ayı içerisinde Kadir gecesinde Peygamber Efendimize sas indirilmeye başlanmıştır. Kur´an-ı Kerim´in inzali Allah´ın insanlığa en büyük lütfu ve nimetidir. Bundan daha büyük bir lütuf ve nimet düşünülemez. Çünkü Kur´an´ın hidayeti sayesinde insanlar küfürden imana, sapıklıktan hidayete, karanlıktan aydınlığa, cehaletten ilme, zulümden adalete kavuşmuşlardır.

Kur´an sayesinde insanlar insanlıklarını öğrenmişlerdir.
Kur´an sayesinde insanlar temel haklarına ve hürriyetlerine kavuşmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar sömürüden haksızlıktan, zulümden kurtulmuşlardır.
Kur´an sayesinde insanlar cehalet, şirk ve küfür bataklığından kurtulup İslâm´ın aydınlığına kavuşmuşlardır.


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

Oruç yeni bir varoluştur


... Bazı şeylere dikkat etmememiz orucumuzu avam orucu seviyesinde bırakır. Böyle olunca da oruçtan elde edilecek ecrin çoğunu ve oruçla yeniden varoluşu kaçırmış oluruz ve oruç bizim için bir sıkıntı haline dahi gelmiş olabilir...


 ... Gazali orucu kalite bakımından üçe ayırıyor:

Avamın orucu. Bu oruç insanın sadece yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk ederek tuttuğu oruçtur. Diğer hususlara fazla dikkat edilmediği için oruçtan hâsıl olacak sevapların ve derecelerin çoğu bu oruçta kaybedilmiş olur. Ama buna rağmen böyle oruç tutan insan dahi, her şeyden bağımsız olarak oruç tutma emrini yerine getirmiş ve oruç tutmama günahından kurtulmuş sayılır. Ancak diğer hatalarına göre orucunun sevabı sıfıra kadar inebilir. Bu sebeple Resulüllah Efendimiz (sa) ‘nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarından kendilerine sadece açlık ve susuzluk kalır’ buyurur. Oruç tutar ama orucun onu günahlardan tutmasını sağlayamaz. Yani orucun da insanı tutması gerekir. Aslında orucun sayısız hikmetlerinden biri on bir ay boyunca müstakim çizgiden uzaklaşan mümin için tekrar çizgiyi yakalama ve bir kötülükleri bırakma eğitimi sağlamasıdır.

Havassın orucu. Sadece yeme içme ve cinsel ilişkiye terk etmekle değil, göz, kulak, el, ayak ve dil gibi organlarını da her türlü kötü ve günah şeylerden tutması ve onlarla yapılan hataları da terk etmesiyle olur.

Hâssu’l-havassın yani o seçkinlerin de daha seçkinlerinin orucu. Bu oruçta yeme içme ve cinsel ilişkiyi terk ve dış organlarını günah işlemekten alıkoyma yanında kalbine de hâkim olma vardır. Onu kötü düşüncelerden, dünyevi gailelerden, hatta Allah’tan başka her şeyden tutma ve koruma ile olur. Böyle bir oruç tam olarak gerçekleştirilebilir mi? Gazali’ye göre peygamber için bu mümkündür. Sanki Allah’ın ona ‘sen Allah de, sonra da bırak onları, dalıp gittikleri şeylerde oynayadursunlar’ (En’âm 91) buyurmuş olması bu makamı onun yaşayabileceğine işaret eder. Ayrıca sıddîk ve mukarrabûn / Allah’a yakın olma derecesindeki insanlar da, en azından bazı zamanlarda buna yaklaşabilirler...


... Diğer bütün ibadetler bir şeyler yaparak gerçekleşirken, oruç bir şeyleri yapmayı terk ederek gerçekleşir. Bu bakımdan oruç bir açıdan da dünyevi olandan uzaklaşma, diğer canlılar gibi bir canlı olmaktan/behimiyyetten çıkıp meleklik vasfı kazanma ve böylece Allah’ın ahlakıyla ahlaklanma demek olur. İşte İbn Arabi orucun bu yönüne, yani yememe içmeme gibi sadece Allah’ta bulunan özelliklerine bakarak orucun en üstün ibadet olduğu zannına kapılmıştı...


...İbadetler için en kötü durum, onlara riya ve gösteriş karıştırmaktır. Dolayısıyla oruç tutan birisi ben oruç tutuyorum demedikten sonra orucuna riya karıştırma ihtimali olmaz. Bu özellik orucu diğer ibadetlerden ayırır ve kudsi hadisle haber verildiği gibi...

Yazının tamamı:

Dinimizde susma orucu var mı, varsa hükmü nedir?


Dinimizde Susma Orucu (Savm-ı Samt) yoktur. Hiç konuşmadan ibadet sanarak oruç tutmaya çalışmak, hem kişinin kendi bünyesine, hem de toplumsal ilişkilerin devamlılığına zararlı olduğundan mekruhtur. Nitekim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Büluğ çağına ulaştıktan sonra yetimlik kalkar. Bütün gün geceye kadar susmak yoktur. " (Ebu Davud, Vesaya 9)

Susmanın fazileti ve oruçlu kimsenin susmasının tesbih, uykusunun ibâdet, duasının makbul olduğunu bildiren hadislerle bu rivayet arasında bir çelişki söz konusu değildir. Müslümanlar, lüzumsuz ve kişinin ne dinine ne dünyasına faydası olmayan sözler söylemekten her zaman sakındırılmış ve böyle kötülüklerden uzak durmaları istenilmiştir Çünkü insan, söylediği sözlerden de hesaba çekilecektir.

Hz. Zekeriya (as) ve Hz. Meryem’in susma orucu, gerçekten bir orucu ifade etmez. Bu durum, Hz. Zekeriya’nın harikulade bir şekilde kendine bahş edilen çocuğun varlığının bir alameti olarak verilmiştir. Hz. Meryem’in susması ise, beşikteki bebek olan Hz. İsa (as)’ın konuşmasını sağlamaya yönelik bir ön hazırlıktır. (Meryem, 19/1-26; Alu Imran 3/41)

Ancak bu konuda Müslümanların alması gereken bazı dersler de vardır:

- Bu susmanın, Kur’an’da “savm” diye, “oruç” diye ifade edilişi, orucun sadece yeme-içmeyle sınırlı olmadığı mesajını da taşır. Rabbi adına, belli bir vakitte bir şey yememek oruç olduğu gibi; belli bir zaman ve yerde, Rabbimiz adına konuşulmayan bir zaman ve yerde susmak da oruçtur.

- Bid’aların hâkim olduğu; gündelik konuşmaların, eş-dost ziyaretlerinin, gazete haberlerinin kulluğumuzu hatırlamaya değil, bilâkis unutmaya vesile olan konuşmalarla dolduğu bir vasatta, “susma”nın da bir “oruç” olduğunu bilelim.

- Biz gaflet sözlerinden dilimizi ne denli kurtarırsak, etrafımızdaki mahlukat bize o denli konuşacak. Biz gaflet sözlerinden ne denli uzaklaşırsak, konuşmaz zannedilenler bile, bize Rabbimizi fısıldayacak.

- Hz. Meryem’in susma orucunda, onun içerisinde bulunduğu durumu anlamayacak olan bir topluma boşuna konuşmaması, suskunluk orucu ile Rabbine zikir ve şükretmesi hedeflenmiştir.

- Bu, yanlış bir iş yapmadığı halde halk tarafından yanlış değerlendirilen bir hareketten dolayı uygulanan bir susma orucudur. Bu oruç türü, savunulması veya ispat edilmesi mümkün olmayan bir olay karşısında takip edilecek en iyi yollardan biridir.
- Hz. Meryem`in bu uygulaması, günümüze, oruçlu iken yalan söylememek, söz taşımamak, gıybet etmemek şeklinde intikal etmelidir. Bunlardan başka doğruluğuna inandığımız fakat başkaları tarafından yanlış değerlendirilen bir eylem için bize susma alışkanlığı kazandırmalıdır.

- Gerçek anlamda oruçta da kişinin boş ve anlamsız sözlerden uzak kalması gerektiği hep vurgulanmıştır. Oruç, ya hayır söyleyip yahut susmayı erdem olarak görenlerin, söz gümüşse sükut altındır diyenlerin ibadetidir. İşte bu anlamıyla oruç, midenin ve cinsel organların oruçlu olmasının yanısıra, dilin de oruçlu olmasını ifade etmektedir.


***ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

- Kasden yeyip içmek ve oruca aykırı olan işleri yapmak orucu bozar. Bu işlerin bir kısmı yalnız kazayı ve bir kısmı da hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Bunlar açıklanacaktır.

- Unutarak bir şey yemek ve içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Bu hususta farz, vacib ve nafile oruçlar arasında bir fark yoktur. Çünkü unutma ve yanılma ile yapılan işler bağışlanmıştır.
(Malikîlere göre, bunların her biri ile farz olan oruç bozulur, kazası gerekir. Çünkü orucun rüknü olan imsak kaybolmuştur.)

- Yanılarak yemek yiyen bir oruçluya raslanınca, bakılır: Eğer oruç tutmaya güçlü görülüyorsa, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak, tercih edilen görüşe göre, harama yakın mekruhtur. Fakat çok yaşlı ve zayıf kimse olunca, diğer ibadetleri sağlam yapabilmesi için, ona hatırlatılmaz. Uykuya dalmış bir kimseyi, vakti geçmeden namaz kılmak için uyandırmak da bir görevdir. Uyuyan özürlü sayılır; fakat uyandırmayan özürlü sayılmayacağı için günah işlemiş olur.

- Uyku halinde bir şey yeyip içmek orucu bozar. Bu yanılma işi gibi sayılmaz.

- Oruçlu olduğu halde yemek yiyen kimseye: "Sen oruçlusun" denildiği halde, hiç aldırış etmeyerek yemesine devam etse, sahih olan görüşe göre, orucu bozulur ve ona kaza gerekir.

- Hata yolu ile yeyip içmek de orucu bozar. Bunun için, oruçlu olduğunu bildiği halde bir kimse, kasıd olmaksızın hata ile bir şey yeyip içse, abdest alırken boğazından aşağı su kaçsa veya ağzına yağmur ve kar daneleri düşüp midesine doğru gitse orucu bozulur ve üzerine kaza gerekir. Fakat oruçlu olduğu hatırında yoksa, bunlardan dolayı orucu bozulmaz.

- Ağza su verip çalkaladıktan sonra ağızda kalan yaşlığın tükrükle beraber yutulması orucu bozmaz.
Yine insanın baş kısmından burnuna inen akıntıyı kasden içeri çekip yutması da orucu bozmaz.

- Dişlerin arasından çıkan kan boğaza gidecek olsa, bakılır: Eğer az olur da içeriye geçmezse, orucu bozmaz. Çünkü adet gereği bundan korunmak mümkün değildir. Çok olmakla beraber çoğunluğu tükürük teşkil ediyorsa, hüküm yine böyledir. Fakat çoğunluğu kan olur ve tadı duyurulur bir halde veya kanla tükürük eşit bulunursa, yutulunca oruç bozulur. Çıkarılan diş için de bu haller geçerlidir.

- Ağızdan dışarı çeneye doğru iplik halinde sarkan ve ağızdan kopup ayrılmayan ağız salyasını içeriye çekip yutmak da orucu bozmaz. Çünkü bu halde henüz ağızdan çıkmamış sayılır.
Bunun gibi, herhangi bir sebeble ağızdan çıkıp yine ağıza girerek boğaza giden bir su ile de oruç bozulmaz.

- Kişinin konuşmakdan veya başka bir sebebden dolayı tükrükle ıslanmış dudaklarını emmesi, orucunu bozmaz. Çünkü bunda bir zaruret vardır.

- Göz yaşı veya yüz teri ağıza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.

- Yenilmesi kasdedilmeyen ve kendisinden kaçınılması mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Onun için, ilaç olarak ağrıyan dişe konulan karanfilin tadı tükrükle boğaza kaçarsa, havada dağılan bir duman ve toz-topraktan, öğütülen veya tokmakla döğülen şeylerden kalkan toz, orucu bozmaz. Uçan bir sineğin boğaza kaçması da böyledir. Fakat dişe ilaç olarak konulan bir nesnenin mesela karanfilin yutulması orucu bozar.
Yine, oruçlu bulunduğunu hatırladığı halde, kokladığı bir "Buhurun = Kokunun" dumanı içine gitse veya bir sineği tutup yutsa, orucu bozulur. Böyle bozulan bir orucu kaza etmek gerekir.

- Renk veren bir iplik parçasını defalarca ağıza alıp çıkarmak orucu bozmaz. Fakat oruçlu olduğunu hatırlayan kimse, ağzına aldığı herhangi bir renkteki ipliğin tükrüğünü yutacak olsa, orucu bozulur.

- Dişlerin arasında kalmış olan bir yemek kırıntısı yutulsa, bakılır: Eğer az bir şey ise, orucu bozmaz: fakat çok olursa bozar. Nohut tanesinden küçük olan şey azdır, nohut danesi kadar olan şey de çoktur. Bu bir ölçüdür.

- Dişlerin arasında kalan susam veya buğday danesi gibi pek az bir şeyi yutmak orucu bozmaz. Fakat böyle bir şey dışardan alınıp yutulsa, orucu bozar. Bu halde, tercih edilen görüşe göre, keffaret de gerekir. Ancak böyle pek az bir şey ağıza alınıp çiğnense oruca zarar vermez. Çünkü bu ağız içinde dağılır bir zerre haline gelir. Ancak bunun tadı boğaza giderse oruç bozulur.
Nohut büyüklüğünden az olup dişler arasında kalan bir şey, ağızdan çıkarılıp sonra yenirse orucu bozar. Ancak sahih olan görüşe göre keffaret gerekmez. Çünkü böyle bir şeyi yemek, olağan dışı bir iştir.

- Bir kusuntu, kendiliğinden gelince bakılır: Eğer ağız dolusu olmayıp içeriye dönerse, ittifakla orucu bozmaz. Fakat içeriye döndürülürse, İmam Muhammed'e göre orucu bozar. Çünkü imsak kaybolmuştur, İmam Ebû Yusuf a göre bozmaz; çünkü bu az olduğu için abdesti bozmadığı gibi, orucu da bozmaz.
Fakat bu kusuntu ağız dolusu olup kendi başına içeriye dönecek olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre orucu bozar. Çünkü bu, taharete engeldir, İmam Muhammed'e göre bozmaz; çünkü imsak kasden terkedilmiş değildir. Ancak böyle bir kusuntu kısmen veya tamamen sahibi tarafından geriye çevrilirse, ittifakla orucu bozar.

- Bir kusuntu, sahibi tarafından kasden getirilince bakılır: Eğer ağız dolusu ise, ittifakla orucu bozar. Çünkü bu hal, hem taharete, hem de imsake engeldir. Bu halde, içeriye az çok bir şey dönüp gider. Bunun için orucun kazası gerekir. Fakat ağız dolusundan az olup da kendi başına geri dönerse, İmam Muhammed'e göre, orucu bozar. Çünkü bu imsake engeldir, İmam Ebû Yusuf'a göre bozmaz; çünkü az olduğundan taharete engel değildir.
Bu kusuntu, içeriye çevrildiği takdirde, hem İmam Muhammed, hem de İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, orucu bozar, İmam Ebû Yusuf dan diğer bir rivayete göre ise, bozmaz.

- Yalnız yapışmak, öpmek ve oynamakla oruç bozulmayacağı gibi, yalnız bakmak ve düşünmek sonucu olarak inzal olmakla da bozulmaz. Bunun için bir kimsenin zevcesini öpüp okşaması ile onun orucu bozulmaz.
Yine, zevcesinin veya başkasının yüzüne veya herhangi bir uzvuna tekrar suretinde olsa dahi, bakması ile ve bakışından veya bunları düşünüşünden dolayı şehvetle akıntı olması ile de orucu bozulmaz.

- İki yoldan başka herhangi bir uzva yapılacak temas sonunda inzal olmazsa, oruç bozulmaz. Fakat inzal olunca oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir. El ile meni getirmek veya hayvan ve ölüye temasla olan inzal da böyledir.

- Zevcesinin sıcaklığını duymayacak şekilde elbisesi üstünden tutmakla inzal olsa orucu bozulmaz, sıcaklığını duymuşsa bozulur.
Yine, bir kadın kocasını, inzal oluncaya kadar tutsa, kocasının orucu bozulmaz. Fakat bu tutması, kocasının teklifi üzerine ise, bu durumda orucunun bozulup bozulmamasında ihtilaf vardır.

- Bir erkek zevcesini veya bir kadın kocasını öpüp de erkekden meni, kadından bir yaşlık belirse, bunların orucu bozulmuş olur, bundan dolayı da kaza gerekir. Kadın bu öpme sonunda bir yaşlık değil de, bir lezzet duyacak olsa, İmam Ebû Yusufa göre orucu bozulur, İmam Muhammed'e göre bozulmaz. Okşamak, el tutuşmak, boyuna sarılmak da, öpme gibidir.

- Oruçlu olan kimse, büyük abdest temizliği yaparken, içeriye su geçmemesi için nefes alıp vermemelidir. Bu temizlik üzerinde aşırı gidilir de, su hukne yerine kadar ulaşırsa, orucu bozar. Hukne (lâvman için kullanılan) bir ilaçtır. Bunu kullanmaya "İhtikan" denir. Hukne için kullanılan özel alete de "Mıhkane = Şırınga" denir. Bu şırınganın ucu, aşağıdan (makaddan) nereye kadar yetişirse, oraya varacak kadar yapılacak bir istinca orucu bozar. Böyle bir istinca da pek az yapılabilir. Zaten bunun yapılması sağlığa zararlıdır.

- İhtikan (şırınga yapmak), buruna ilaç akıtmak, kulağa yağ damlatmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Fakat kulağa giren su, orucu bozmadığı gibi, kulağa dökülen su da, tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz. Bunun gibi, üzerinde kulak kiri bulunan bir karıştırıcının kulağa birkaç defa sokulup çıkarılması ile de oruç bozulmaz. (İmam Şafiîye göre bozar.)

- Erkeğin tenasül aletine damlatılan su veya yağ, mesaneye kadar gitse bile, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre orucu bozmaz. Fakat mesaneye kadar gitmeyip de tenasül organı içinde kalırsa, ittifakla bozmaz.

- Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması, oruç hatırlanması halinde olursa orucu bozar. Unutma halinde ise, bozmaz. Kuru bir parmağın sokulması, her iki halde de orucu bozmaz.

- İnsanın derisinden içeriye sızan şeyler orucu bozmaz. Bunun için vücuda sürülen bir yağ veya yıkanılıp içeriye soğukluğu geçen bir su, orucu bozmaz.
Yine, göze dökülen bir ilaç orucu bozmaz, boğazda duyulsa bile... Göze sürülen bir sürme de böyledir, izi ve rengi tükürükte görülse de... Çünkü bunların öyle içeriye geçmesi derideki emişlerledir.

- Oruçlunun kendi işi olarak ağzından başka, vücudunun herhangi bir kısmından içine tamamen sokulup kaybolan veya başkası tarafından sokulup vücuda yarar sağlayan herhangi bir şey orucu bozar. Bu hususta içeriye giden şeye bakılır, gittiği yola bakılmaz. Bundan dolayı bir kimsenin başkası tarafından herhangi bir uzvuna saplanıp vücutta kaybolan odun ve demir benzeri bir şey orucu bozar. Fakat böyle bir şeyin bir ucu dışarda kalmış olursa, orucu bozmaz. Bir parçası içeriye sokulmuş olan bir süngü veya bir odun parçası gibi...

Yine, iç boşluğa veya dimağa kadar uzayan derin bir yaraya konulan yaş bir ilaç, içeriye veya dimağa kadar geçince orucu bozar, kazayı gerektirir.
Bu mesele, İmam Serahsinin "Mebsut" adlı kitabındaki açıklamasına bakılırsa, İmamı Azam'a göredir. Bu esas üzerine denilir ki, Ramazanda gündüz vakti vücuda yapılan iğne de orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü bu, hem oruçlunun rızası ie yapılmakta, hem de vücudun yararına yapılmış bulunmakladır. İğne aracılığı ile vücudda bir yol açılıyor ve böylece ilaç tam vücudun içine akıtılmış oluyor. Artık bu şekilde ilacın içeriye girmesi, suyun deriden emilerek içeriye geçmesi gibi değildir. Bundan dolayı açık bir ihtiyaç veya zaruret bulunmayınca, iğneler iftardan sonra yapılmalıdır. İhtiyata uygun olan budur.

Hatta bir görüşe göre, başkası tarafından sokulup vücudun içinde kaybolan demir parçası gibi bir şey, vücudun yararına olmadığı halde, yine orucu bozar.
İki imama gelince, bunlara göre bir şey, tabiî yoldan içeriye gitmedikçe oruç bozulmaz. Çünkü oruç; "Yaratılışta bir yol ve kanal olan bir uzuvdan (organdan) bir şeyi içeriye sokmaktan kendini tutmaktır." Biz böyle bir imsak ile emrolunmuşuz. Bu hususta geçici olan yol ve kanallara itibar edilmez.

Bunun için dışardan bir yaraya konulan ilaç, boşluğa kadar gitse de, orucu bozmaz. Vücudun derisini yırtarak içeriye gidip kaybolan bir demir, bir kurşun parçası hakkında da hüküm böyledir. Buna göre iğne ile de orucun bozulmaması gerekir. Evvelce, fetvahane tarafından da bu yolda fetva verilmişti. Fakat daima ihtiyat yolunun gözetilmesi iyidir.

- Baştaki veya karındaki bir yaraya konulup yaranın ıslaklığı ile dimağa veya boşluğa gitmeyen bir ilaçtan ittifakla oruç bozulmaz. Fakat böyle bir yaraya konulup dimağa veya ileriye gidip gilmediğinden şübhe edilen sıvı bir ilaç, İmamı Azam'a göre orucu bozar. Çünkü böyle bir ilaç adet bakımından içeriye geçer, iki imama göre, bununla oruç bozulmuş olmaz. Çünkü böyle şübhe ile oruç bozulamayacağı gibi, tabiî olmayan bir yoldan içeri giren bir ilaç ile de oruç bozulmaz.


Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

***ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

Ramazân-ı şerîf ayında, özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz olarak Ramazân ayında bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazân ayındaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” buyurulmuştur. (Tirmizî)

Oruç tutmamayı mubâh kılan özürler nelerdir?

1- Hastalık:
Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artacak olan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir.

2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferî olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazâya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak câiz olur. Hadîs-i şerîfte, “Seferde sıkıntı içinde oruç tutmak, takvâ sayılmaz” buyuruldu. (Buhârî)

3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ, gebe ile emzikli kadınlara, oruç tutmamaları için ruhsat verdi, oruçlarını tehîr etti” buyuruluyor. (Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)

Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır.

4- Açlık ve susuzluk:
Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydâna gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa orucunu bozabilir.

5- İhtiyârlık: Oruç tutamayan ve iyileşme ihtimâli de olmayan yaşlı kimse, tutamadığı günler için fidye verir. Her bir gün için 1.750 gr buğday veya buğday unu olmak üzere 30 günün fidyesi 53 kg undur. 53 kg un alacak kadar altın da verilebilir. [Arpa, üzüm veya hurmadan verecek olursa, her gün için 3.5 kg’dır.]

6- İkrâh: Oruçlu, “Orucunu bozmazsan seni öldürür veya bir uzvunu keseriz” diye tehdît edilmişse, dediklerini de yapmaya güçleri yetiyor ve blöf yapmıyorlarsa, orucu bozmak mubâh olur.

*Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devâm ederse, keffâret gerekir mi? 

Keffâret, oruçlu olduğunu bile bile, bu ayın hürmetini çiğneyecek iş yapmak sebebiyle, meselâ yiyip-içmek veya cinsî münâsebette bulunmaktan dolayı gerekir.

Oruçlu olduğunu unutarak yiyip-içtiğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek, sâdece kazâ gerektirir.

Ramazân orucunu bozup, yalnız kazâ gerektiren şeyler şunlardır:

* İmsâk vaktinin bittiğini bilmeden yiyip-içmek.
* İmsâk vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasden bozması.
* Güneş battı zannederek orucunu bozmak.
* Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilâç ve gıdâ olmayan şeyi yutmak.
* Boğaza kar ve yağmur kaçması.
* Abdest alırken boğaza su kaçması.
* Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak.
* Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması.
* Oruçlunun ağzına giren gözyaşı veya ter, çok olur da, tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozulmaz.
* Özel olarak su buharı teneffüs etmek.
* Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması.
* Derideki açık yaraya konan sıvı ilâcın sindirim yoluna girmesi.
* Vücûda ilaç şırınga etmek.
* Vücûda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması.
* Orucun zorla bozdurulması.
* İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak.
* Mukîmken oruca başlayıp sefere çıkınca yiyip-içmek.
* Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devâm etmek.
* Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek.
* Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.
* Seferde iken kasden orucunu bozana keffâret gerekmez, sâdece kazâ gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir.
* Kasden orucunu bozanın başına, sonradan oruç tutmamayı mubâh kılacak bir hâl gelse, meselâ kadının hayzı başlasa yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa, yalnız kazâ gerekir. Fakat orucunu bozup sefere çıksa, keffâret de gerekir; çünkü sefere çıkmak “semâvî bir özür” değildir. 


Ö.N.Bilmen(Tam ilmihal kitabı)

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR

***KUSMAK ORUCU BOZAR MI?

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim



Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:

“Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin.”
(Ebu Dâvud, Savm: 32; Tirmizî, Savm: 25; İbni Mâce, Savm: 16)

Ağız dolusu kusmak, biri kendiliğinden gelen, diğeri de isteyerek olmak üzere iki şekilde meydana gelmektedir. Bir hastalıktan dolayı ağız dolusu olarak kendiliğinden gelen kusuntu kendi kendine içeri giderse ittifakla oruç bozulmaz. Fakat, kişinin kendi isteğiyle içeri çekilirse İmam Muhammed’e göre oruç bozulur, İmam Ebû Yusuf’a göre bozulmaz.

Kişinin kendi zorlamasıyla gelen ağız dolusu kusuntu orucu bozar. Çünkü, bu durumda iken az çok tekrar mideye bir şeyler gider. Bu şekilde bozulan bir orucun sadece kazası gerekir. Fakat, ağız dolusundan az olup tekrar kendiliğinden içeri giderse İmam Muhammed’e göre orucu bozar, İmam Ebû Yusuf’a göre bozmaz. İnsanın kendi isteğiyle içeri giderse her iki imama göre oruç bozulur.

Kendi zorlamasıyla gelen kusuntu veya kendiliğinden geldiği halde kusuntunun bir kısmı insanın kendi isteğiyle içeri girerse ve insan bu hareketiyle orucunun bozulduğunu bilir ve bir şeyler yiyip içerse bundan sadece kaza gerekir.

Esas itibariyle bir hata eseri olarak oruç bozulunca hiçbir şey yiyip içmeden iftara kadar beklemek vaciptir. Bir hata sonucu bozulan oruçtan sonra kusmada olduğu gibi yeyip içmek sâdece kazâyı icap ettirir, keffâreti gerektirmez.

İstemeyerek kusmak ağız dolusu bile olsa orucu bozmaz.

Sorularla İslamiyet

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"



Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR      

***ORUÇ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

"Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın)."(Müslim, Sıyam 164, (1161))

"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihad 3, (1624))

"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Tirmizi"nin rivayetinde şu ziyade var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz."(Tirmizi, Savm 5)

"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."(Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746))

"Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir."
(Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721))

"Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur."(Tirmizi, Savm 74, (797))

"Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez."(Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723))

"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar."(Tirmizi, Cihâd 3, (1624))

"Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!"(Müslim, Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259))

"Ramazan'da orucunu tutup da Şevval'den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir."(R. Salihin, 1259)

"Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir."(Müslim, 6, 60)

"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak"(Tirmizi, İman 3, (2612))

Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i"tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah (sav)'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler.(Müslim, İ"tikaf 5, (1172))

Resulullah (sav)"a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, "Ramazanın tamamında!" diye cevap verdi.(Ebu Davud, Salat, 824, (1387))

Bir kadın Resulullah (sav)"a gelerek: "Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?" "Ramazan"da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu.(Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95)

"Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir."
(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)

"Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."(Müslim, Sıyam 2, (1079))

"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur."(Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432))

"Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler."
(Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214))

"Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!"(Tirmizi, Daavat 110, (3539))

"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak."(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 )


forum lord

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"



Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR      

Orucun az bildiğimiz yönleri I-Faruk Beşer


Oruç bize çok basit gibi gelebilir; sabahtan akşama kadar kendini Allah için yeme içme ve cinsel ilişkiden tutmadan ibaret. Ama oruçtan oruca çok farklar var. Birisi sadece aç ve susuz kalmış, en nihayet oruç borcunu üzerinden düşürmüş olurken, bir başkası bir gün oruçla geleceği için hesapsız bir sermeye edinmiş olabilir...

...Her şeyin başı niyet. Ameller niyetlere göre karşılık görür. Niyet, insanı bir işi yapmaya iten asıl saiktır. Biri sırf Allah için, O tutun dediği için oruç tutar, böyle bir orucun karşılığını da ancak Allah bilir. Beşerin yaptığı bilgisayarlar bunun sevabını ölçmekten acizdir. Biri de diyet için, sağlık için oruç tutar, karşılığında da bunun sonucunu bulur, ibadet yapmış olmaz. Bir başkası her iki gayeyi birden hesaba katar. İşte böyle karışık bir niyetle yapılan ibadetin makbul olup olmadığı tartışılır. Gazali bu konuda şöyle bir ölçü koyar: İbadetlerin niyetinde bir dünyalık beklentisi de bulunabilir. Çünkü Allah Teâlâ hacca gidenlere, ‘orada ticaret yapıp para kazanmanızda da bir sakınca yoktur’ buyurur. Demek ki insan hacca giderken, tamamen dünyevi bir iş olan ticaret yapmayı da niyetine almış olabilir. Ama asıl saik, ya da niyetin yüzde elliden fazlası önemlidir ve bir amelin ne için yapıldığını belirleyen bu yüzde ellinin üstüdür. Bir ibadette onu Allah için yapıyor olma niyeti asıl saik, ya da yüzde elliden fazla değilse o ibadet makbul olmaz. Fazla ise makbul olabilir ve niyetin yüzde ellinin üstündeki nispeti ölçüsünde halis/ihlaslı bir ibadet olur. Aslında bütün ibadetlerin dünyaya bakan yönleri de vardır. Namaz muhteşem bir eksersiz ve sosyalleşme aracıdır. Ama namaz bunun için kılınmaz.

Oruç tutarken de insanın aklına, tutalım, böylece sağlıklı da oluruz, düşüncesi gelebilir. Bu da niyetin bölünmüşlüğüdür, yüzde ellinin altında olduğu sürece böyle bir niyet orucu ibadet olmaktan çıkarmaz. Ama oruçtan asıl gayenin ne olması gerektiğini bizzat Allah açıklıyor: ‘Takvalı olup korunasınız diye oruç size farz kılındı’ buyuruyor. Takva korkulan bir şeyden korunma demektir. Dini bir kavram olarak kullanıldığında Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek suretiyle kulun kendisini ebedi azaptan ve ateşten korumasıdır. Fakat dünyevi tehlikelerden korunmaya da takva/ittika denebilir. O zaman orucun gayesi olan ‘korunma’ dünyevi tehlikeleri de içermiş olabilir. Mesela hastalıklardan, nefsin ve şehvetin azdırmalarından, hayvani sınır tanımazlıklardan ve duyarsızlıklardan korunma anlamı da içerebilir. Bunun için oruç kalkandır buyrulmuştur.

Aslında bütün ibadetlerin gayesi, kulu önce dünyada iyi bir insan, sonra ukbada razı olan ve razı olunan bir kul yapmaktır.

Orucun, Ramazan gecelerini teravihle ihya etmenin, itikâfın, Kadir Gecesi’nin faziletine dair onlarca hadisi şerif vardır ve bunların her birini her gün duymaktayız. Ama burada önemli bir noktaya daha işaret etmemiz gerekir ki, o da; böyle mübarek günlerle ilgili olarak bazı medyatik hocaların, sanki bize gelin, biz daha çok sevap veriyoruz, der gibi yine onlarca, belki yüzlerce uydurma hadis nakletmeleridir. Şu ölçüyü sürekli tekrarlıyoruz: Sünnete bütün olarak karşı olanlar da, sahih sakim demeden onu alanlar da uçlardadırlar. Hatta denebilir ki, her önüne gelen söze hadis diyenler, hadisleri toptan atanlardan daha da zararlıdırlar...


Yazının tamamı için: