27 Şubat 2017 Pazartesi

İSLAMDA AİLE HAYATI

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Bugün iletişimden bahsedeceğiz. Eşlerin birbiriyle, çocuklarıyla olan iletişiminden bahsedelim inşallah.

Ben bu iletişimi en etkili kullanan kişiden bahsederek başlamak istiyorum dersimize. Peygamber sas den.

-Peygamber sas ilk vahyi aldığında, hemen koşup sevgili eşi Hatice ra ya olanı biteni anlattı. Müthiş bir örnektir bu. Efendimizin sas bu olayı en yakın arkadaşına da anlatabilirdi ama o eşine anlattı. Bu bizim için muhteşem bir örnektir. Bu kadar özel bir durumun eşe anlatılması karşındaki insanı ne kadar önemsediğini gösterir. Hatice validemiz ra.ha da onu teselli etti ve en büyük desteği verdi. O da bize eşimize karşı davranışımızın nasıl olacağını göstermiştir.

-   Kabe'yi ziyaret için yola çıkıp Hudeybiye'de ihramdan çıkmak durumunda kalınca ashap itiraz edip çıkmak istemediğinde Peygamberimiz sas  Ümmü Seleme'nin ra yanına gidip istişare etmiş, o da dışarı çıkıp; sonra,  kur­banını kesinceye saçını traş edinceye kadar as­haptan kimseye bir kelime bile söylemeyin onlarda sizi görünce aynını yapacaklardır diyerek gös­terdiği dirayet(kavrayış) ve fetâneti (yüksek zeka, çabuk kavrama) İslam tarihinde hiçbir kadın göstermemiştir”

-Hanımları bazen onun uygun bulmadığı şekilde davransalar bile O sas onları incitecek bir söz söylemezdi.Sadece yüz hatlarından o davranışı beğenmediğini göstermeyi yeterli bulurdu.

İletişim, duygu, düşünce ve bilginin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır.

İletişim kişiler arası ilişkilerde güçlü bir silahtır.

İletişim beceri ister, emek ister, sabır ister, anlayış ister. Fakat bu istekleri karşılamak zor gelir insanlara. Çünkü çoğu insan bencildir ve bu durum iletişimin önünü keser.

Önce "ben" demekten vazgeçmek gerek.

Günümüzde özellikle evli çiftlerin sıkça yaşadığı sorunların başında geliyor iletişimsizlik…

Ailede çatışma olması kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü her insanın farklı bir kişiliği vardır ve farklı kişiliklerden, farklı aile yapısı, farklı çevreden gelmekten doğan farklı istekler ve ihtiyaçlar hâsıl olur.

Bu farklı istek ve ihtiyaçlardan dolayı zaman zaman çatışma yaşar. Önemli olan bu çatışmalardan ortak kararlar alarak çıkabilmektir.

Eşler arası iletişim ilk yıllarda şekillenirse evliliğin temelleri de bir o kadar sağlam olur.

Sağlıklı iletişimin ön koşulu etkin dinlemedir, ardından empati kurma ve birbirini anlama gelir.

Dinleme olmayınca anlama olmaz, anlama olmayınca iletişim kurulmaz.

Bir araştırma verilerine göre, boşanmak için mahkemeye başvuran çiftlerin %66’sının günde ortalama 4 dakika iletişim kurdukları tespit edilmiştir.

İletişimin olmazsa olmaz şartı dinlemesini bilmektir.

Eşimizin bizi dinlemesini istiyorsak, önce biz dinleyelim. Böylece eşimizin iletişim hâlindeyken odaklandığı noktayı anlayabilir, eşimizle nasıl bir iletişim kurmamız gerektiğini tespit edebiliriz.

Her insanın algı sistemi farklıdır. Kimi insanlar görsel, kimi insanlar işitsel, kimi insanlar dokunsal algılar hayatı.

Dolayısıyla eşimiz görsellikten etkileniyorsa, onunla iletişim hâlindeyken bakış, duruş, mimik ve jestlerimize, kısacası beden dilimize çok dikkat etmemiz gerekir.

Eğer işitsel yönden etkileniyorsa, ses tonumuza, kullandığımız kelimelere, üslûbumuza özen göstererek konuya odaklanmasını sağlayabiliriz.

Dokunsallıktan etkilenen bir eşe sahipseniz karşısına değil yanına oturarak “Her zaman seni yanımda hissetmek istiyorum.” gibi bir cümle ile konuya giriş yapmanız etkili olacaktır.

Çok karşılaşılan iletişim kusurlarından birisi de ilişkinin başında ve ortasında farklılık gösterme, değişme, çiftlerin tabiri ile “gerçek yüzünü” göstermedir.

 Evlilik öncesi dönemde kişiler karşı tarafın mutluluğu için çaba sarf eder ve kendi isteklerini ikinci planda tutarlar. Oysa evlendikten sonra tabiri caizse maskeler düşer ve kişiler bencil olmaya başlar. Fedakârlıklar artık yapılmaz, isteklerin ardı arkası kesilmez, sık sık tartışmalar çıkar, yanlış anlamalar hat safhadadır.

"Ben" kavramından “biz” kavramına geçiş süreci olan evlilikte bu tür davranışlar iletişimin önünü kesen büyük engellerdir. Bu durumu aşmanın yolu nişanlılık döneminde gösterilen karşı tarafın mutluluğu için çaba ve kendi isteklerini ikinci planda tutma gibi tavırların evlilikte de katlanarak devam etmesidir.

Evlilikte “sen - ben” değil, “biz” yaşantısı mutluluk getirir.

Bazen yaşadığımız olaylarla geçmiş deneyimlerimiz benzerlik gösterebilir. Farkında olarak ya da olmayarak bu durumları kendi içinde kıyaslayabiliyoruz. Bunun sonunda kazanımımız “önyargılar” oluyor.

Örneğin; evin beyi “Bugün falanca akrabaları ziyarete gidelim mi?” diye teklifte bulunuyor eşine. Eşi de hamile olması münasebetiyle kendisini iyi hissetmiyor ve teklifi kabul etmiyor. Bu çift zaman zaman akraba ziyaretlerinde bulunduğu hâlde evin beyi bu duruma içerliyor. Çünkü beklediği cevabı eşinden alamıyor. Evin beyi birkaç kere eşinden olumsuz cevap alınca bu durumu bilinçaltında şöyle şekillendiriyor: “Eşim akraba ziyaretlerini sevmiyor.”

Oysa bu tamamen ön yargıdır, evin beyi sadece birkaç kere olumsuz yanıt aldığı için bu kanıya varmamalıdır. Burada uygulanması gereken en iyi yöntem “empati kurmaktır.” Evin beyi, “Eşim, şu şu sebeplerden dolayı gelmek istemedi, onun yerinde olsam o ruh hâli içinde ben de olumsuz cevap verebilirdim.” diyerek olayı kökten çözebilmelidir.

**ERKEKLER VE KADINLAR ARASINDA ZITLIKLAR VARDIR

Erkekler kadınlardaki birçok huydan hoşlanmıyor. Kadınlar da erkeklerdeki birçok huydan hoşlanmıyor. Çünkü kadınlar ve erkekler birbirlerine zıt özelliklerde yaratılmışlardır.

Erkekler gerçekçi -Kadınlar duygusal

Erkekler konuşmayı çok sevmezler, susarak rahatlarlar-Kadınlar konuşmayı severler, konuşarak rahatlarlar.

Erkekler sakin yapılıdırlar-Kadınlar aceleci ve sabırsızdırlar.

Bunlar gibi pek çok zıtlık var. Bunlar dışardan bakılınca  çok hoşlanacak şeyler değil. Fakat Rabbimiz âyetinde buyuruyor ki:

"Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah'ın onda çok hayır takdir ettiği bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz."

Demek ki bu zıtlıkta bizim göremediğimiz bir hikmet var.


Kadın ve erkek birbirinin aynı yaratılsaydı dünya çok can sıkıcı bir yer olurdu.

Doğru davranırsak zıtlık hayatımızı güzelleştirir.

Zıtlığı bozup eşimizi kendimize benzetmeye çalışmadığımız sürece zıt olmanın keyfini çıkarabiliriz.

Dünyaya imtihan için geldik. Erkek kadının, kadın da erkeğin en büyük imtihanıdır. Kadın ve erkek arasında bir çekicilik yaratılmış; bu nefisleri tatmin ediyor.

Kadın erkek arasında bir zıtlık var; bu da nefisleri terbiye ediyor. Bu durumda kadına teslimiyet, erkeğe sabır gereklidir.

Bunları yaparken hatalarımız olacaktır. Nefis terbiye etmek kolay değildir. Mükemmelci değil, affedici olmalıyız.

http://medeniyetvakfiadana.com/index.php?option=com_content&view=article&id=287:esler-arasi-iletisim&catid=127&Itemid=579

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.
Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.


EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

25 Şubat 2017 Cumartesi

İSLAM'DA AİLE HAYATI: Evlilikte kadın ve erkeğin birbiri üzerindeki hakları

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.


Kadının  Kocası Üzerindeki Hakları

* Erkeğin eşine belirttiği mehrin tamamını ödemesi veya mehir konusunda helalleşmesi gerekir çünkü mehir kadının hakkıdır.

* Evlilik esnasında kadının her türlü normal masrafı (yemesi, içmesi, giyimi ve meskeni) kocasına aittir.

* Şayet kişinin birden fazla hanımı varsa aralarında âdil olması hanımlarının haklarındandır.

* Kadının, kendi malında hür tasarrufu vardır.

* Erkek eşine karşı güzel ahlaklı olmalı ve güzel muamele etmelidir.

* Eşiyle iyi geçinmeli, evinin dışında kibar güzel ahlaklı olup eşinin yanında sert kaba olmamalıdır.

* Erkek eşinden gelecek eza ve cefaya tahammül göstermeli sinirli zamanında onu yatıştırmalı ve bazı hatalarını görmezden gelmelidir. 

* Erkek eşine, eğer öğrenmemiş ise dinini akaid ile ilgili iman konularını zaruri olan taharet, namaz, oruç gibi fıkhi bilgileri öğretmek ile yükümlüdür.

* Erkek eşini haramdan korumalı, helal lokma yedirmelidir. 

* Erkek eşini küçümsememeli, ona küfür etmemeli, onu kötülememelidir.

* Erkek eşine hediye almalı gönlünü hoş tutacak şeyler vermelidir.

* Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir.

 Kocanın Eşi Üzerindeki Hakları:


* Kanaatkar olmalıdır.


* Daima güler yüzlü ve tatlı dilli olmalıdır.

* Eşini razı/memnun etmek için büyük gayret göstermelidir.

* Kadın, kocasının meşru isteklerine  itaat etmelidir.

* Eşine eziyet etmemelidir.

* Temiz olmaya ve süslenmeye önem vermelidir.

* Kadınlık görevini yerine getirmelidir.

* Evin işleri, düzeni, çocukların bakım ve yetiştirilmesi kadına aittir.

* Mal ve eşyasını korumalıdır.

* Kadın kocasının şeref ve haysiyetini korumalı, ona ihanet etmemelidir.

* İzinsiz, kocasından habersiz evden çıkmamalı ve harcamada bulunmamalıdır.

* Kocanın akrabasına ve yakınlarına hürmet etmelidir.

*  Kadın kocasından edindiği sırrını hiç kimseye duyurmamalıdır.

Ömür Okur

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.


Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

23 Şubat 2017 Perşembe

İSLAM'DA AİLE HAYATI:Erkek ve kadının fıtratı

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

Kadın ve Erkek Fıtrat Farklılıkları

Allah-u Teala kanunlarıyla erkeğin ve kadının hak ve görevlerini belirlemiştir. Erkeği evin yükünü taşıması için bir derece üstün tutulması gerekmiştir. Allah Celle Celaluhu  kurmuş olduğu düzende erkekleşmiş kadın istemediği gibi kadınlaşmış erkekte istememiştir. Her ikisini de bulundukları yerde ağırlık ve üstünlük vermiş ve ikisinin de haddini ve hududunu bilmesini istemiştir. Dinin kuralları eşleri birbirlerine karşı korur.

Kadını tek olduğu ve bir erkeğin asla ulaşamacağı vazifesi nesil üretmektir.Ve bu vazifesini engelleyen hiçbir görevi olamaz.Bu kutsal görevden taviz veremez. Bu tam anlamıyla bir insanlık hizmetidir. İbadettir.

Erkek savaşa gider cihad yapar. Kadının cihadı çocuk doğurmak, nesil yetiştirmek, iffetini korumak, eşine iyi davranmak,hac etmek,umre yapmaktır vs.

Allah Celle Celaluhu  kadın ve erkeği birbirinden çok farklı yaratmıştır ve bu cinsiyetteki fıtrî farklılıkları korumak bize emredilmiştir. Fıtrî farklılıklardaki bozulmalar kişinin başta maneviyatı olmak üzere dünya ve ahiret hayatı için zarardır.

Toplumu ayakta tutan aile olduğundan dolayı aileyi oluşturan bireylerin de kendi cinsiyetlerine sahip çıkması lazım. Aile hayatını sağlıklı devam ettirebilmek kadın-erkek arasındaki fıtri farklılıkları bilmek ve ona göre davranmakla olur.

Günümüzde bu kadar aile problemleri fazla yaşanmasında ve karı-koca arasında muhabbetin kaybedilmesinde en önemli etken fıtrattaki bozulmalardır. Son yıllarda kadınlarda ciddi bir erkekleşme var. Bunun karşısında da erkeklerde de kadınlaşmaya doğru bir gidişat var.


Eğer kadınlar fıtri yapılarına uymayacak şekilde maddi güç, mevki ve iktidar peşinde koşarlarsa farkında olmadan erkekleşirler.

Son yıllarda üniversitelerde yapılan araştırmalarda genç kızlarda şefkat ve teslimiyet gibi kadınlarla ilgili vasıflar değil; güç, iddia, hâkim olma gibi erkeksi vasıflar ortaya çıkmaktadır. Okullarda ortaya çıkan bu sonuçlar aileleri de etkilemektedir. Bu tarzdaki kadınlar evlerde kocasına hükmetmeye çalışan, her isteğinin olmasını arzu eden, iddiacı, inat ve erkeksi kadınlar olarak tezahür etmektedir.

Erkeğin kadınlaşması ise ayrı bir faciadır. Erkeğin evde Allah’ın emrettiği gibi “Kavvam” olması ailesini koruması ve yönetmesi gerekir. Fakat erkekleşen kadının karşısında erkek kolay yol olarak kadınlaşmayı seçer, sorumluluklarını kadına yüklerse ailenin ayakta durması zordur.

Evde anne, şefkati; baba, otoriteyi temsil etmeli. 
Anne babalık, baba annelik rolünü almamalıdır. Karı-kocanın birbirlerine karşı sergileyeceği doğru davranışlar da çocuk eğitimi için son derece önemlidir.


Fıtri farklılıklardan doğan fıtri ihtiyaçlar vardır. Kadının yaratılış özelliklerinden dolayı sevgiye, erkeğin saygıya ihtiyacı vardır. 

İki taraf da farklılıkları göz önünde tutarak eşinin ihtiyacı olanı ondan esirgemez ise aile huzuru ve mutluluğu için doğru adımlar atılmış olur.

ERKEĞİN FITRATI

1)Kadına nazaran daha yapılıdır.

2)Kadından daha kuvvetli ve güçlüdür.(Yük taşıma konusunda)

3)Ilımlı, soğukkanlı ve hisleri ikinci planda,akıl ve mantığı öndedir.

4)Üzülme ve sevinmede ölçülüdür.

5)Acıma,nefret ve sevgide orta yolu takip eder.

6)Cesur,atılgan ve dirençlidir.

7)Sadelik ve tabiilik ister.

8)Koruma güdüleri ve muhakeme gücü güçlüdür.

KADININ BU GERÇEKLER KARŞISINDAKİ TAVRI NE OLMALIDIR?

1)Önce bu yapıda birine muhtaç olduğunu kabullenmelidir.

2)Erkeği yönetici kabul etmeli ve son sözü onun söyleyeceğini bilmeli.(İki taraf aynı anda son sözü söyleyemez.)

3)Haklısın demeli,alttan almalı,sözleriyle onu rahatlatmalı ve yumuşatmalıdır ki kavga çıkmasın.

4)Taleplerini ve karşı görüşünü "eşref saatinde" söylemelidir.

5)Onsuz olamayacağını sıkça söylemelidir.

KADININ FITRATI

1)Narin,ince yapılı,erkeğe nazaran küçük cüsseli.

2)Erkeğe göre daha az kuvvetli.

3)Hisli,şefkatli,vefakar ve cefakar.

4)Kolay ikna olur,ısrara dayanamaz ve hatır gönül kıramaz.

5)Sevgi düşkünü, zarafet sahibi, duygu derinliği olan.

6)Hassas,alıngan,kolay kırılan.


7)Kolay ümit bağlayan ve kolay ümit yitiren.

8)Meraklı ve perde arkasını araştırıcı.

9)Meseleleri büyüten, şüpheci.

10)Teferruata önem veren.

11)Tüketim,alma ve harcama meraklısı.

12)Başkalarında gördüklerine sahip olma duygusu.

ERKEĞİN BU GERÇEK KARŞISINDAKİ TAVRI NE OLMALIDIR?

1)Önce bu yapıda birine muhtaç olduğunu kabullenmeli.(Niye böyle dememeli)
Kadınların kendilerine has tabiatları vardır; bu tabiat fıtri olup istenen şekilde değiştirilemez, onu kendi tabiî şekliyle kabul etmek ve uyum sağlamalı.

2)Nazik,iltifatkar,hediye,gezi ve benzeri jestlerle gönül almalıdır.

3)Onu anlamak için dinlemeli ve duygularını tahlil etmelidir.

4)Haramlar hariç isteklerine kötü yaklaşmamalıdır.

5)Beyenmediğini(bedenen ve ahlaken) ve takdirini sıkça telaffuz etmelidir.

6)Onsuz olamayacağını zaman zaman açıklamalıdır.

7)Hizmet,meşgale ve koşuşturmasının farkında olduğunu ifade etmelidir.


http://www.kadinveaile.com/kadin-ve-erkek-fitrat-farkliliklari/

http://safa25.blogcu.com/butun-yonleriyle-erkek-ve-kadin-evlilik/6038374

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

19 Şubat 2017 Pazar

Riyâzü's Sâlihîn'in Namaz Bölümü-10-

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"
Bismillahirrahmanirrahim

23. Cündüb İbni Süfyân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Sabah namazını kılan kimse Allah'ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin."
Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6

Açıklamalar
Hadisin râvisi Cündüb İbni Abdullah, burada dedesine nisbetle Cündüb İbni Süfyan diye zikredilmiştir. Bir başka rivayetten sabah namazını cemaatle kılan kimsenin kastedildiğini anlıyoruz. Şu kadar var ki, insan her zaman cami veya mescid olan bir yerde bulunamayabilir. Veya bir mekânda tek başına olabilir. Bu sebeple hadis şârihlerinden bazıları "ihlasla kılan" diye açıklamışlardır. Sabah namazı vaktinde kalkmak müslümanlar için çok büyük önemi haizdir. Çünkü günün en bereketli saati ve rızıkların taksim olunduğu zaman dilimi olarak adlandırılan seher vakti, duanın, ibadet ve tâatin en makbul olduğu, rızık talebi için bütün canlıların yeryüzüne yayıldığı bir an olmanın yanında, insan sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kâfirlerin ve münafıkların uyku vakti olarak bilindiğinden dolayı onlara muhalefet etmek için de uyanıklık tavsiye olunmuştur. İslam ordularının hareketi, düşman üzerine yürümeleri ve zafere ulaşmalarının çok kere sabahın erken saatlerinde oluşu tesadüfî değil, iradeli bir davranışın sonucudur.

Daha önceleri de açıklandığı gibi, Allah'ın zimmetinde olmak, dünyada ve ahirette O'nun koruması, himayesi, kefalet ve teminatı altında olmak anlamlarına gelir. Bir insan Allah'a verdiği sözü yerine getirmez, yapmaya güç yetirebileceği işleri yapmaz, iyi ve güzel davranışlarda bulunmazsa bundan dolayı hesaba çekilir. Allah'ın kişiyi huzuruna istemesi, onu hesaba çekmesi anlamına gelir. Kulluk şuuru dediğimiz şey, hesaba hazır olmamızı gerektirir. İşte Resûl-i Ekrem'in bize hatırlattığı bunlardır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Sabah namazı vaktinde uyanmalı ve namazı cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.

2. Allah ve Resûlü'nün emir ve tavsiyelerine uymak, bizi hem bu dünyada hem âhiret hayatında huzura kavuşturur; Allah'ın koruması ve emniyeti altında olmamızı sağlar.

3. Allah'ın huzurunda hesaba çekilmezden önce, hesabımızı iyi yapmamız gerekir.

http://www.namazzamani.net/

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah(cc)’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH cc BİLİR      

15 Şubat 2017 Çarşamba

Kurtuluş Ahirete Kesinkes İman Edebilmekte- M.Emin Yıldırım


“Kıyamet kopsa elinizdeki fidanı dikmeye çalışın!”

Bir içtimai/toplumsal kıyamet var, bir de asıl kıyamet olan kevnî kıyamet var…

Gün gelecek değil sadece şu an ki İslam beldeleri, bütün bir âlem, dünya; Hz. Peygamber’in verdiği müjde ile “kıldan tüyden yapılmış her çadıra, kerpiçten kiremitten yapılmış her eve o iman cümlesi ya izzet ile ya zillet ile girecek!”

İnsan iki anda itidali elden kaçırır ve hamasetinin kurbanı olur. Çok acı duyduğu zamanlar ve çok sevindiği zamanlar…

Düşmanda bu iki zamanı kollar. Eğer siz acılarınızı ve sevinçlerinizi kendiniz yönetemezseniz, düşman o anlardaki zafiyetinizi kullanır ve sizi ya acılarınız üzerinden veyahut sevinçlerinizin üzerinden vurur.

Acılarımızı kendimiz yönetirsek, felaket dönemlerini saadet dönemlerine çevirebiliriz. Ama bunu başkalarına bırakırsak, acılarımızı derinleştirir, bir müddet sonrada sıradanlaştırır ve bu halden asla kurtulamayız.

Sevinçlerimizi kendimiz yönetirsek, saadet dönemlerini felaket dönemlerine çevirmeyiz. Ama bunu başkalarına bırakırsak, o sevinçler kursaklarımızda kalır, devamiyetini kaybeder ve ümmet olarak kendimize olan öz güvenimizi yitiririz.

Kur’an-ı Kerim’de ilim bir başka ifade ile bilgi, önemli bir konu olarak ele alınır ve birçok kelime bilginin kaynağı açısından kullanılır. Mesela, Marifet, Zan, Hars, Rayb, Şüphe, Şek, Dirayet, Hikmet ve Yakîn

Yakîn kavramına sözlüklerimiz şöyle anlamlar verirler: “Şek ve şüphenin gitmesi, zail olması, hükmün sabit olması, zihnin durulması, kalbin sükûnet bulması ve itminana ermesi…”

Meşhur dil âlimlerimizden Ebu’l-Beka’nın tarifine göre ise yakîn kelimesi “suyun havuzda durup istikrarlı olması gibi, ilmin de kalpte yok olmayacak şekilde kesin delille yerleşmesi ve oturup iyece sağlamlaşması” anlamında olduğunu söyler.

Yakîn kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 8 kez isim olarak, 20 kez çeşitli türevleri ile birlikte toplam 28 yerde geçmektedir.

Birkaç farklı anlamda kullanılır, bunların en temel üç tanesi şunlardır:

1. Şek ve şüpheden uzak olan; kesin bilgi
2. Sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îtikâd ve îmân
3. Bir hak olan ölüm

Yakînin üç kısmından, daha doğru bir ifade ile üç mertebesinden bahsedilir:

1. İlme’l-yakîn
2. Ayne’l-yakîn
3. Hakka’l-yakîn

“Doğruluktan ayrılmayın! Zira doğruluk iyilikle beraberdir ve her ikisi de kişiyi cennete götürür. Yalandan sakının! Zira yalan kötülükle beraberdir ve her ikisi de sahibini cehenneme götürür. Allah’tan afiyet dileyiniz. Zira kişiye yakînden sonra verilebilecek en hayırlı şey afiyettir. Birbirinizle ilişkilerinizi kesmeyiniz. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin gütmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın (cc) emrettiği gibi kardeşler olunuz.” (Ahmed b.Hanbel, el-Müsned, 1/184; Tirmizi, Da’vâat, 122; İbn Mace, Dua, 5)

“Allah’ım! Bana yakîn bir iman ver ki arkasından gelecek bir küfür olmasın. Bana dünyada ve ahirette senin ikramına erebileceğim bir rahmet ver. Allah’ım! Senden hüküm ve bağış gününde kurtulmayı, şahidlerin derecelerine çıkmayı, saadetli kimselerin yaşantısını ve düşmanlara karşı senden yardım isterim. Allah’ım! İhtiyaçlarımı sana arz ediyorum. Görüşüm kısa, amelim zayıf olsa da senin rahmetine muhtacım. Ey tüm işlerin hâkimi ve tüm gönüllerin mutlak şifa vereni! Denizleri birbirine karışmaktan koruduğun gibi beni de Cehennem azabından ve Cehennem de çığlık atmaktan ve kabir azabından korumanı isterim.” (Tirmizi, Da’vâat, 30)

“Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesinkes inanırlar.”
(Bakara, 4)

Ahirete iman meselesinde Müslümanların halleri şöyledir:

1. Yokmuş gibi yaşayanlar
2. Varmış gibi yaşayanlar
3. Hafife alarak yaşayanlar
4. Yanlış anlayarak yaşayanlar
5. Kendilerine dert edinerek yaşayanlar

1. Yokmuş gibi yaşayanlar

“İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.” (Bakara, 86)

2. Varmış gibi yaşayanlar

“İnsanlardan, inanmadıkları halde, ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ diyenler vardır. Onlar kendi akıllarınca güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.”
(Bakara, 8,9)

3. Hafife alarak yaşayanlar

“Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler.” (Neml, 66)

4. Yanlış anlayarak yaşayanlar

“Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir, derler; sor, ‘Allah katından siz söz mü aldınız?’, eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?”
(Bakara, 80)

5. Kendilerine dert edinerek yaşayanlar

“Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla cihad etmekten bir an geri kalmak için senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilmektedir.” (Tevbe, 44)

Eğer bizlerde ahiret, dert haline gelirse şunlar hayatımızı kaplar:

Adalet duygusu hayatının tamamını kaplar, hakkaniyet elbisesi olur, teraziyi her daim korumaya çalışır.

Aceleciliğe mahkûm olmaz, onun şeytandan olduğu hakikatini unutmaz, böylece sabrı istenilen oranda kuşanır.

Akıbet endişesi her türlü endişenin önüne geçer, sahibinin yüreğini yakan en büyük dert haline gelir, bu hal adeta içini kavurur.

Aidiyeti büyük bir kazanç olarak gördüğü gibi sorumluluk olarak da görür, kurtulma derdi olduğu için kurtarmak için çırpınır, durur.

Arşın gölgesinin özlemi ile yaşar, dünyada bir yolcu olduğunu unutmaz, vuslat arzusu onu yakar, durur.

Hz. Ömer: “Eğer bağışlanmazsam, eyvah bana ve eyvah anama! Eyvah bana ve eyvah anama!, Eyvah bana ve eyvah anama!”

Halid b. Velid: “Allah yolunda cihada çıktığım bir gece, benim için, bir düğün gecesinden veya bir oğulla müjdelenen babadan daha sevimlidir.”

Hz. Hansa: “Evlatlarımın şehadetiyle beni şereflendiren Allah’a hamdolsun. Yüce Rabbim beni onlarla beraber rahmetinin gölgesinde birleştirsin.”

“Allah nasıl rızkı aranızda paylaştırmış ise ahlakı da öyle paylaştırmıştır. Allah dünya nimetlerini sevdiklerine de sevmediklerine de verir, ama dini (dindarlığı) ancak sevdiklerine verir. Allah kime dini vermiş ise kesin olarak onu sevmiştir…

Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, diliniz ve kalbiniz Müslüman olmadıkça siz Müslüman olmuş olmazsınız. Komşularınız bevâıkınızdan güvende olmadıkça da Müslüman değilsinizdir.

“Bevâık ne demektir yâ Resulallah” diye sordular.

“Kötülüktür, zulümdür” buyurdu ve devam etti:

“Bir kul, haram bir mal edindiğinde onu iyilik yolunda harcasa bile bundan bereket (sevap) elde edemez.

O malı Allah rızası için tasadduk etse bu bir ibadet olarak kabul edilmez.

Ölüp de geride bıraktığı bu haram kazanç ve harcama ancak ona cehennem yolculuğunda azık olur.

Allah kötülüğü kötülükle, günahı günah ile yıkamaz, gidermez; kötülüğü iyilik ve meşru amel ile giderir. Habis/pis olan şeylerle pislik temizlenemez.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 6, s. 189, 190)

8 Şubat 2017 Çarşamba

EHAD-ÜL-ÂHÂD

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.

“Allah, Kendisinden başka ilâh bulunmayan varlıktır. En güzel isimler O’nundur.” -Tâhâ Suresi,8. ayet-

Pek çok insan, Allah’a inandığını, Allah’ı var olan bir varlık olarak kabul ettiğini söyler.

Bilindiği gibi Allah’ı kabul edenler arasında Kur’an-ı Kerim’in; ‘küfrün ve şirkin liderleri’ olarak tanıttığı kâfirlerden Ebu Leheb, Ebu Cehil ve onun adamları da vardı:

 Onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı insanların hizmetine kim verdi?” diye sorsan, mutlaka “Allah’tır” diyecekler...
 Onlara: “Gökten suyu indiren ve onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat veren kimdir?” diye soracak olsan, mutlaka  “Allah’tır” diyecekler.... -Ankebut Suresi, 61ve 63. Ayetler-

‘Allah vardır’ sözü bir itiraf olabilir ama iman değildir.

Bu kişiler; Allah’ın var olduğunu, bizi Allah’ın yaratıp, öldürdüğünü sonra da dirilteceğini kabul etmelerine rağmen Allah’ı "İlah" ve "Rab" olarak kabul etmezler. 

Allah Teâlâ’nın; elinde çok imkânlar olan, öldüren, yaşatan, rızık veren ama ona ibadetlerine, günlük hayatına karışmayacak bir varlık olarak görürler. Bu, iman değildir. Bu, sadece kabul etmektir.

İman ise Allah’ın tekliğini ve eşsizliğini kabulleniş, ilah olarak sadece Allah’ı görmek ve bu sözün içinde yaşamaktır.

"Lailaheillallah" demek; Allah’ı kabul etmek, mü’min olmak, önce; kalpteki, bankadaki, iş yerindeki, evdeki, akıldaki yani kalbimize Allah gibi etki eden şeyleri atmayı gerektirir.

 (La ilahe İllellah, Muhammedün Resulüllah.)

 Kelime-i tevhitte önce ret vardır. İlk olarak, Allah’ın dışındaki boyun bükülecek her otorite veya gücü reddetmek; sonra da teslim olunacak, her sözüne ‘peki’ denecek tek güç olarak Allah’ı kabul etmek. Ret olmadan kabul etmek Ebu Cehil’de de vardı ama iman ehli olamadı. 

 Bunun için ‘lailaheillallah’ diyen birisi, ‘ben zekât vermem, malımdan vermem’ dediği zaman bu davranışa karşı kesin tavrını koyan Ebubekir radıyallahu anh’ın kılıcıyla karşılaştı. Ebubekir radıyallahu anha: “Ne yapıyorsun?’ ‘Lailaheillallah’ diyerek Mekke’nin Lat'ını, Menat'ını, Uzza'sını reddetmiş, Allah’a iman etmiş birisine nasıl kılıç kaldırabilirsin sen?’ dendiğinde: “Mekke’deki putu atmış ama zekâtı kabul etmeyerek, Allah için vermesi gereken malı vermeyi kabul etmeyerek, para putunu hâlâ bünyesinde saklıyor.” demiştir.

Zekât vermeyi kabul etmemek yani maldan Allah’ın hakkını çıkarmamak, Allah’ın karşısına malı çıkarmaktır.

Hâlbuki "lailaheillallah", para da dâhil Allah’ın karşısında kalbe giren ve haddinden fazla meşgul eden; eş, çocuk, arkadaş, zevk ne varsa kökten reddetmeyi gerektiriyordu. Bunun için Ebubekir radıyallahu anh:  ‘biz mü’miniz, Müslümanız ama zekât veremeyiz’ diyenlerin karşısına Halid radıyallahu anh’ı çıkardı. Onlar,  Ebubekir radıyallahu anh’ın gözünde ‘ben Lat ve Uzza’yı bırakamam’ diyenlerin düzeyindeydi.

 Biz mü’minler, Allah’ı ilah ve rab olarak kabul eden kimseleriz. Allah ilahımızdır, O'nun önünde boyun bükeriz, secde ederiz, rükû ederiz, Şeriatı’na teslim oluruz. Allah’ı ilah kabul etmek budur. O Rabbimiz’dir. Yalnız olmadığımıza, bizi yaşattığı gibi rızkımızı vereceğine, bizi bizden iyi bilip düşündüğüne iman ederiz. Bu nedenle ‘Rabbimiz Allah’tır, ilahımız Allah’tır’ diyenle ‘Allah vardır’ diyen arasında çok fark vardır.

“Rabbimiz Allah'tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara ise melekler inerler ve “Korkmayın ve üzülmeyin” derler. “Size vadedilen Cennet’le sevinin!” -Fussilet Suresi 30. ayet-

 Allah'a iman, aynı zamanda O’na ibadet ve itaat etmeyi, Kur’an ve Sünnet’te yer alan emir ve yasaklara, öğüt ve tavsiyelere uymayı, helâl ve haramlara riayet etmeyi gerekli kılar.

Biz bilinmeyen bir Allah’a iman etmiyoruz. Sıfatları, isimleri, nitelikleri, özellikleri, kudreti, azameti bize kendi lisanından tanıtmış Allah’a kulluk ediyoruz.

"En güzel isimler Allah'ındır; Siz  O'na bu isimlerle dua edin...." -Araf Suresi,180.ayet-

“En güzel isimler” anlamındaki Esmâ-i Hüsnâ, Allah’ın, bize Kur’an ve Peygamberimiz  Sallallahü Aleyhi ve Sellem  tarafından bildirilmiş ünvanlarıdır.
O'nun  Esmâ-i Hüsnâ'sı, kulları O'nu tanısınlar, kime ilah olarak secde ettiklerini bilsinler, kendi hayatlarına da o tarzda yön versinler diyedir. 

Bu isimler, aynı zamanda, kâinatta gözümüzün önüne serilmiş olan bütün güzelliklerin (maddenin, mânanın, görüntünün, sesin, ilmin, rahmetin, hikmetin, adaletin güzellikleri gibi) kaynağını da bize gösterir. Resûl-i Ekrem  Sallallahü Aleyhi ve Sellem;

 “Allah’ın 99 ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen Cennet’e girer.”-Buhâri,Şurût 18,Tevhid12;Müslim,Zikir 5,6- buyurmaktadır.

Esasen Allah’ın güzel isimleri 99 ile sınırlı olmayıp Kur’an’da ve hadislerde O’nun çok daha fazla ismi geçmekte, bu konuda fikir sahibi olmamız için Esmâ-i Hüsnâ’dan sadece 99 u sayılmaktadır.

Rabbimiz;
Allah'tır: "Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah."
Er-Rahmân'dır: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."
Er-Rahîm'dir: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."
El-Melik'tir: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan."
El-Kuddûs'tür: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdise layık olan."
Es-Selâm'dır: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran."
El-Mü'min'dir: "Güven veren, emin kılan, koruyan."
El-Müheymin'dir: "Her şeyi görüp gözeten."
El-Azîz'dir: "İzzet sahibi, her şeye galip olan."
El-Cebbâr'dır: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran."
El-Mütekebbir'dir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."
El-Hâlık'dır: "Yaratan, yoktan var eden."
El-Bâri'dir: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."
El-Musavvir'dir: ''Varlıklara şekil veren."
El-Gaffâr'dır: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."
El-Kahhâr'dır: "Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim olan."
El-Vehhâb'dır: "Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden."
Er-Rezzâk'dır: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."
El-Fettâh'dır: "Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran. "
El-Alîm'dir: "Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi en ince detaylarına kadar bilen."
El-Kâbıd'dır: "Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan."
El-Bâsıt'tır: "Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten."
El-Hâfıd'dır: "Dereceleri alçaltan"
Er-Râfi'dir: "Şeref verip yükselten."
El-Mu'ız'dır: "Dilediğini aziz eden, izzet veren."
El-Müzil'dir: "Dilediğini zillete düşüren."
Es-Semi'dir: "Her şeyi en iyi işiten."
El-Basîr'dir: "Gizli açık, her şeyi en iyi gören."
El-Hakem'dir: "Mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran, hikmetle hükmeden."
El-Adl'dır: "Mutlak adil, çok adaletli."
El-Latîf'tir: "Lütuf ve ihsan sahibi olan. Bütün incelikleri bilen."
El-Habîr'dir: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."
El-Halîm'dir: "Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan."
El-Azîm'dir: "Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce."
El-Gafûr'dur: "Affı, mağfireti bol."
Eş-Şekûr'dür: "Az amele, çok sevap veren."
El-Aliyy'dir: "Yüceler yücesi, çok yüce."
El-Kebîr'dir: "Büyüklükte benzeri yok, pek büyük."
El-Hafîz'dır: "Her şeyi koruyucu olan."
El-Mukît'tir: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."
El-Hasîb'dir: "Kulların hesabını en iyi gören."
El-Celîl'dir: "Celal ve azamet sahibi olan."
El-Kerîm'dir: "Keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden."
Er-Rakîb'dir: "Her varlığı, her işi her an görüp, gözeten, kontrolü altında tutan."
El-Mucîb'dir: "Duaları, istekleri kabul eden".
El-Vâsi'dir: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"
El-Hakîm'dir: "Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan."
El-Vedûd'dür: "Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan."
El-Mecîd'dir: "Her türlü övgüye layık bulunan."
El-Bâis'dir: "Ölüleri dirilten."
Eş-Şehîd'dir: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."
El-Hakk'tır: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."
El-Vekîl'dir: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."
El-Kaviyy'dir: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."
El-Metîn'dir: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."
El-Veliyy'dir: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."
El-Hamîd'dir: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."
El-Muhsî'dir: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."
El-Mübdi'dir: "Maddesiz, örneksiz yaratan."
El-Muîd'dir: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."
El-Muhyî'dir: "İhya eden, dirilten, can veren."
El-Mümît'tir: "Her canlıya ölümü tattıran."
El-Hayy'dır: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."
El-Kayyûm'dur: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."
El-Vâcid'dir: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."
El-Macîd'dir: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."
El-Vâhid'dir: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."
Es-Samed'dir: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."
El-Kâdir'dir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."
El-Muktedir'dir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."
El-Mukaddim'dir: "Dilediğini, öne alan, yükselten."
El-Muahhir'dir: "Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan."
El-Evvel'dir: "Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan."
El-Âhir'dir: "Ebedi olan, varlığının sonu olmayan."
El-Zâhir'dir: "Varlığı açık, aşikar olan, kesin delillerle bilinen. "
El-Bâtın'dır: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "
El-Vâlî'dir: "Bütün kainatı idare eden."
El-Müteâlî'dir: "Son derece yüce olan."
El-Berr'dir: "İyilik ve ihsanı bol, iyilik ve ihsan kaynağı."
Et-Tevvâb'dır: "Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan."
El-Müntekim'dir: "Zalimlerin cezasını veren, intikam alan."
El-Afüvv'dür: "Affı çok olan, günahları affetmeyi seven."
Er-Raûf'tur: "Çok merhametli, pek şefkatli."
Mâlik-ül Mülk'tür: "Mülkün, her varlığın sahibi."
Zül-Celâli vel ikrâm'dır: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."
El-Muksit'tir: "Her işi birbirine uygun yapan."
El-Câmi'dir: "Mahşerde her mahlükatı bir araya toplayan."
El-Ganiyy'dir: "Her türlü zenginlik sahibi, ihtiyacı olmayan."
El-Mugnî'dir: "Müstağni kılan. ihtiyaç gideren, zengin eden."
El-Mâni'dir: "Dilemediği şeye mani olan, engelleyen."
Ed-Dârr'dır: "Elem, zarar verenleri yaratan."
En-Nâfi'dir: "Fayda veren şeyleri yaratan."
En-Nûr'dur: "Alemleri nurlandıran, dilediğine nur veren."
El-Hâdî'dir: "Hidayet veren."
El-Bedî'dir: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi, eşsiz yaratan."
El-Bâkî'dir: ''Varlığının sonu olmayan, ebedi olan."
El-Vâris'tir: "Her şeyin asıl sahibi olan."
Er-Reşîd'dir: "İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren. "
Es-Sabûr'dur: "Ceza vermede acele etmeyen."

SON SÖZ

“İman ettim.” demek yetmez; iman ispat ister.

 Esmâ-i Hüsnâ’nın her birine iman eder ve ona göre yaşamaya çalışırız. Allah’ın rızasına ve kanunlarına ters düşecek davranışlardan kaçınırız.

 Allah’ın kanunları; asla taviz verilemeyecek ve yaşamakla gurur duyulacak kanunlardır. Bu kanunlara uymak, gerçek imanın gereğidir.

Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meali-Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Yrd.Doç.Dr.H.Zavalsız, Ü.Şimşek 
ve Nurettin Yıldız Hocaefendi'nin "Rabbimiz Allah’tır" sohbetinden faydalanılmıştır.

Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR

7 Şubat 2017 Salı

RAHMET KAPISININ ANAHTARI

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb'il âlemin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.


Allah-u Teala buyuruyor:

“Kullarım, sana Beni sorarlarsa, Ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm…”
-Bakara Suresi,186.ayet-

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: :

"Aziz ve celîl olan Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında en aşağı semâya nüzul edip: "Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim? Benden isteyen bir kimse yok mu, ona istediğini vereyim? Benden af dileyen yok mu, onu affedeyim.." der." -Buhârî, Teheccüd 14-

Dua; inanma, dayanma ve isteme ihtiyacı içerisinde bulunan insanı; rahmeti sınırsız, mutlak kudret sahibi olan Allah’a bağlayan, manevi bir bağdır.

Dünyada yaratılan her şey Allah’a muhtaçtır ve O’na kulluk etmekle yükümlüdür. Allah’a kulluğumuzun en önemli göstergelerinden biri de duadır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi “dua bizzat ibadettir”. Dua, insanın Allah’ın yüceliği karşısında acziyetini itiraf etmesi ve O’nun lütuf ve ihsanını istemesidir.

KUL NEDEN DUA EDER?

1. Dua, İlâhî Bir Emirdir

Allah-u Teala yarattığı kullarının Kendisine dua etmesini istemiştir ; çünkü dua etmek yaratılmanın gereklerindendir.

Dua etmek, ayet ve hadislerde övülmüş ve teşvik edilmiştir.

“Rabbinize yalvara yakara ve sessizce dua edin...” -Arâf Suresi, 55.ayet-

“.. Allah'a hem korku hem de ümitle dua edin..” 
-Arâf Suresi, 56. ayet-

“ De ki: "Eğer duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin ki?”
 -Furkân Suresi, 77.ayet- 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey Allah kulları! Size dua etmenizi tavsiye ederim.”
 -Hâkim, De’avât, I, 493; Tirmizî, De’avât, 102-

“Dua etmekte aciz olmayın çünkü dua eden hiçbir insan helâk olmaz.” -İbn Hıbbân, Ed’ıye, No:871; Hâkim, De’avât, I, 494-

Dua eden kimse, Allah ve Peygamberin emrine uymuş, ibadet etmiş, Allah’ı anmış ve sevgisini kazanmış olur. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın fazlından isteyin çünkü Allah kendisinden bir şey istenmesini sever. En faziletli ibadet dua edip bir sıkıntının kalkmasını beklemektir.”
 -Tirmizî, De’avât, 116-

2. Dua, Bir İbadettir

Dua, tıpkı namaz, oruç, hac gibi ibadet olarak yapılır. Allah-u Teala O'na yalvarışımızı görmek ister.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Dua, mahza ibadettir.” buyurmuş, sonra Mü’min Suresi’nin:

“Rabbiniz buyurdu ki: ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler ise, perişan şekilde Cehennem'e gireceklerdir’ anlamındaki 60. ayetini okumuştur. (Tirmizî, De’avât, 1; bk. İbn Mâce, Dua, ; Ebû Davut, Salât, 358; Hâkim, De’avât, I, 491; İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 890)

3. Dua, Allah-u Teala'nın En Şerefli Gördüğü Ameldir 

“Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.”
 (Tirmizî, De’avât, 1; İbn Mâce, Dua, 1) anlamındaki hadis bunun delilidir. Çünkü dua eden kimse, Allah’ın varlığını, yüceliğini, kudretini ve kullarına yardım eden olduğunu, acziyetini ve Allah’a muhtaç olduğunu kabul ve ikrar etmiş olur.

4. Dua, Rahmet Kapılarını Açan Bir Anahtardır

Allah-u Teala kullarının ne kadar günahkar olduğuna bakmadan hepsine dua kapısını açar ve kulun günahı fazlalaştıkça ona açtığı kapıyı daha da büyütür.

“Dua, rahmet kapılarını açan bir anahtardır.”
 (Süyûtî, I, 486) anlamındaki hadis, dua eden kimsenin Allah’ın merhametine mazhar olacağını ifade etmektedir. İnsan, içinden gelerek dilek ve isteklerini Allah’a arz ettiği zaman Allah, rahmet kapılarını kuluna açar, ona yardım eder.

5. Allah, Dua Etmeyene Kızar

“Kim Allah’a dua etmezse Allah ona gazap eder.”
 (İbn Hıbbân, Zikir ve Dua, No: 890; Hâkim, De’avât, I, 491; Tirmizî, De’avât, 2; İbn Mâce, Dua, 1) anlamındaki hadis, bu gerçeği ifade etmektedir. Çünkü dua etmeyen insan; hem Allah ve Peygamber’in “dua edin” emrine uymamış hem de büyüklenmiş olmaktadır. Bu durum, “kulluk” ile bağdaşmaz ve Allah’ın gazabını celbeder.

6. Dua, Mü’minin Manevî Silahıdır

“Dua, mü’minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.” -Hâkim, De’avât, No: 1812; Heysemî, Ed’ıye, 5, No: 17198- anlamındaki hadis, duanın mü’mini birtakım sıkıntı, kaza ve belalardan koruyacağını ifade etmektedir. Buradaki “silah” izafî anlamdadır. İnsan “silah” ile düşman saldırılarına karşı kendini korur. Hadiste dua da silaha benzetilmiştir. Çünkü insan dua ederek Allah’tan kendisini görünür görünmez kazalardan, belalardan ve afetlerden korunmasını ister. Eğer şartlarına uygun ve ihlâs ile dua edebilirse Allah onu korur. Böylece dua, mü’minin manevî silahı olur. Dua etmemizi emreden yüce Rabbimiz’in, Kur’an’ın ilk suresinde bize nasıl dua edeceğimizi bildirmesi, duanın önemini ortaya koymaktadır:

“Bizi sırat-ı müstakime / doğru yola ilet.” (Fatiha Suresi, 6.ayet)
İnsanın hayatındaki en değerli an, yüce Allah’a yöneldiği ve onunla baş başa kaldığı zaman dilimidir. Allah ile baş başa kalmanın en güzel vasıtası ise duadır. Dua eden insan, bütün varlığı ile Allah’a yönelir ve O’ndan isteklerde bulunur.

Kul Allah Teâlâ’dan isterken kendi küçüklüğüne göre değil O'nun büyüklüğüne göre düşünüp talebini yüksek tutmalıdır. 

Ubade ibnu’s Samit radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

"Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası; sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin." (Tirmizî, Cennet 4, (2533))

“Biriniz dua ettiği zaman istediğini çok ve büyük istesin. Çünkü Allah’a hiçbir şey büyük ve çok gelmez.” (İbn Hıbbân, Ediye, 896) buyurmuştur.

DUANIN USUL VE ADABI 

Dua, mutlaka kabul olunacak bir ibadettir. Ancak duayı Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin  yaptığı ve bildirdiği şu şartlara uygun olarak yapmak gerekmektedir: 

 1. Duaya Eûzu Besmele, Allah’a Hamd ve Peygamber’e Salât İle Başlanmalı

Dua öncesinde mümkünse abdest alıp kıbleye dönülmelidir. (İbn Mâce, Dua, 13) Her hayırlı işte olduğu gibi duaya da eûzu ve besmele çekerek, sonra Allah’a hamd ve Peygamberimiz’e salât ve selâm getirilmelidir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem duaya,
“Yücelerin yücesi ve bağışlayıcı olan Rabbimi, bütün noksanlıklardan tenzih ederim” diyerek başlamış (Ahmed, IV, 54; Hâkim, Dua, I, 498) ve

“Biriniz dua ettiği zaman, Allah’a hamd ve övgü ile başlasın, sonra Peygambere salât etsin, sonra dilediği duayı yapsın” buyurmuştur. (Tirmizî, De’avât, 66; Ebû Davud, Salât, 358)

Ömer radıyallahu anh:

“Peygambere salât getirilinceye kadar dua, yer ile gök arasında durur, hiçbir dua O’na yükselmez/kabul olmaz.” demiştir. (Tirmizî, Salât, 347) 

 2. Duadan Önce Tövbe ve İstiğfar Edilmeli

Günah işleyen, haramlardan uzak durmayan bir kulun duası kabul edilmeye lâyık değildir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şu hadisi çok dikkat çekicidir: 

“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini semaya kaldırarak: ‘Ya Rabbi’ ‘Ya Rabbi’ diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât, 19)

Bu sebeple mü’min duaya başlamadan önce günahlarını itiraf edip ihlâs ile Allah Teâlâ’ya tövbe etmeli ve affını dilemeli sonra dua yapmalıdır.

 3. Eller Semaya Açılmalı ve Dua Sonunda Yüze Sürülmeli 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dua ettiği zaman koltuk altları görünecek kadar ellerini semaya kaldırmıştır. Sahabeden Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh:

“Peygamber aleyhisselam, dua etti ve ellerini kaldırdı. Ben koltuk altlarının beyazlığını gördüm.” demiştir. (Buhârî, De’avât, 22) 

  Sahabeden Abdullah ibni Abbas radıyallahu anh, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu bildirmiştir: 

“Allah’tan bir şey istediğiniz zaman avuçlarınızın içi ile isteyin, ellerinizin tersi ile istemeyin ve ellerinizi dua sonunda yüzünüze sürün.” 
(Hâkim, De’avât, I, 536)

 Dua ederken mümkünse kıbleye dönülür (Buhârî, De’avât, 24), ellerin içi açılır, parmaklar omuz hizasına kadar başı geçmeyecek (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 878) ve koltuk altları görünecek şekilde kaldırılır, dua sonunda eller yüze sürülür. Dua esnasında gözler semaya dikilmez; çünkü Rabbimiz her yerdedir.

 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

 “Birtakım kimseler namaz kılarken ve dua ederken gözlerini semaya kaldırmalarından ya vazgeçerler ya da gözleri kör olur.” (Müslim, Salât, 118) buyurmuştur.

 4. İhlasla ve Şuurla Yapılmalı 

Dil ile dua cümlelerini söylerken zihin başka düşüncelere dalmamalı; insan, bütün varlığı ile Allah’a yönelmeli, bilerek ve isteyerek, ihlâs ve samimiyetle dua etmelidir.

 “O ezelî hayat sahibidir. O’ndan başka ilâh yoktur; siz de sadece Allah’a yönelerek bütün samimiyetinizle O’na yalvarın. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Mü’min Suresi, 65. ayet)

“Biliniz ki Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez.” (Tirmizî, De’avât, 66) anlamındaki hadis, duanın ihlaslı ve şuurlu yapılması gerektiğini ifade etmektedir.

 5. Kabul Olacağına İnanılarak Dua Edilmeli 

 Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden biri “Semîu’d Dua (duaları işiten / kabul eden)”dir. (Âl-i İmrân Suresi, 38. ayet) Bu sebepten mü’min dualarını Allah’ın kabul edeceğine inanarak yapmalıdır. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

 “Kabul edileceğine kesin bir şekilde inanarak Allah’a dua edin!” (Tirmizî, De’avât, 66; bk. Hâkim, De’avât, I, 493) tavsiyesinde bulunmuş ve:

“Dua ettiğiniz zaman, isteğinizi kesin olarak isteyin. ‘Allahım! Dilersen bana ver!’ demeyiniz. Çünkü Allah’ı zorlayacak herhangi bir güç yoktur.” (Buharî, Daavât, 21; Müslim, Zikir, 7; İbn Hıbbân, Ediye, No: 977)

 “Biriniz: ‘Allahım! Dilersen beni bağışla!’, ‘Allahım! Dilersen bana merhamet et!’ diye dua etmesin. İsteğini kesin olarak istesin. Çünkü O’na engel olacak hiç kimse yoktur.” (Ebû Davud, Salât, 358) buyurmuştur.

 6. Kısık Bir Sesle ve Yalvararak Dua Edilmeli

Bağırıp çağırarak, yüksek ses ve riya ile değil yalvararak ve kısık bir sesle dua edilmesi, Allah Teâlâ’nın ve Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin emridir:

 “Sabah akşam boyun büküp yalvara yakara, derin bir ürpertiyle ve kendin işitecek kadar bir sesle Rabbini an. Sakın gâfillerden olma!” (Arâf Suresi, 205. ayet) 

Biz nerede olursak olalım Allah celle celaluhu bizimle beraberdir. Rabbimiz, bizim kısık sesle bile olsa yaptığımız duaları duyar, hatta: “Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kâf Suresi, 16. ayet) anlamındaki ayette bildirildiği gibi O, bize bizden, şah damarımızdan da yakındır.

Rabbimiz, Zekeriya aleyhisselamın, “Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.” (Meryem Suresi, 3.ayet) şeklinde dua ettiğini bildirerek bize nasıl dua edeceğimizi haber vermektedir.

 Bu sebepten duada bağırıp çağırmak, süslü olsun ve beğenilsin diye yapmacık hareketlerde bulunmak doğru değildir. Duayı sessizce ve yalvararak yapmak, ihlasın gereğidir. Yüksek sesle yapılan duaya, riya karışabilir. Bu sebeple Hanefî âlimler, namazda Fatiha sonunda “âmin” kelimesini sessiz söylemenin daha fazîletli olduğu içtihadında bulunmuşlardır. 

 7. Israrla Dua Edilmeli

Mü’min, yüce Allah’tan isteğinde ısrarlı olmalı, “isteğim yerine gelmedi” diye duadan vazgeçmemelidir.

Abdullah ibni Mesûd radıyallahu anh, Peygamberimiz  sallallahu aleyhi ve sellemin;

 “Dua ettiği zaman üç sefer tekrar eder ve bir şey istediği zaman yine üç sefer tekrar ederdi.” demiştir. (Müslim, Cihâd, 107) 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz ki Allah, ısrarla dua edenleri sever.” (Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, er-Ricâ Minallah, No: 1108) anlamındaki sözleri ile ısrarla dua edeni Allahu Teâlâ’nın sevdiğini bildirmiştir. 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

 “Rabbime dua ettim de kabul edilmedi, diyerek acele etmediğiniz sürece Allah dualarınızı kabul eder.” (Buhârî, Daavât,  22; Müslim, Zikir, 92) anlamındaki hadisi ile ısrarla dua edilmesini tavsiye etmiş ve:

 “Koltuk altları gözükecek kadar ellerini kaldırıp dua eden hiçbir kul yoktur ki acele etmediği sürece Allah ona istediğini vermiş olmasın.” buyurmuş, ashabın: “Ey Allah’ın elçisi! Duanın acelesi nasıl olur?” şeklindeki sorusuna: “İstedim, istedim de Allah hiçbir şey vermedi, demektir” diye cevap vermiştir. (Tirmizî, Daavât, 133)

Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh:

 “Kim çok dua ederse onun duası daha çok kabul olur.” (Abdürrazzak, Dua, 19644) demiştir. 

Dua ettikten sonra sonucu Allah’a havale etmek gerekir. Allah, kulunun istediğini hemen verebileceği gibi daha sonra da verebilir veya kulun isteği, kendisi için hayırlı değildir, ona daha hayırlı olanı verir veya mükâfatını ahirete bırakır. (Tirmizî, De’avât, 133) 

8. Ümit ve Korku İçinde Dua Edilmeli

 İnsan, dua ederken Allah’a karşı saygı ve azabından korku içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır. Allahu Teâlâ;

 “Yataklarından kalkıp korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler. Kendilerine verdiğimiz nimetlerden başkalarına da harcarlar.” buyurmuştur. (Secde Suresi, 16.ayet) 

Bu ayette, kendilerine Allah’ın ayetleri hatırlatıldığı zaman derhal boyun eğen, secdeye kapanan, Allah’a hamd eden, O’nu noksan sıfatlarından tenzih eden ve asla kibirlenmeyen mü’minlerin, gece kalkıp korku ve ümit ile dua ettikleri (Secde Suresi,15.ayet) bildirilerek övülmektedir.

 Mü’min, ilâhî azaptan korku içinde bulunmakla birlikte yaptığı duayı Allah’ın kabul edeceği inancı ve düşüncesini taşımalıdır. Çünkü yüce Allah, Kur’an’ımızda:

 “Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (Arâf Suresi, 156.ayet) buyurmuştur.

 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, mü’minlerin Allah hakkında iyi zanda bulunmalarını tavsiye etmiştir:

“Ey insanlar! Âlemlerin Rabbi hakkında iyi zanda bulunun çünkü Rab, kulunun zannı üzeredir.” (Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, er-Ricâ Minallah, 1012)

Bir kutsi hadiste Allah celle celaluhu:

“Ben, kulumun bana olan zannı üzereyim ve beni andığı zaman ben onunla beraberim.” (Müslim, Zikir, 19) buyurmaktadır. 

Bu yüzden mü’min dua ettiği zaman, Allah Teâlâ’nın duasını kabul edeceğini ve isteğini yerine getireceğini düşünmeli ve inanmalıdır.

 9. Meşru Şeyler İstenmeli, Ölçülü Olunmalı, Aşırı Gidilmemeli

İşlenmesi ve istenmesi dinimizce günah sayılan konularda dua edilmemelidir. 
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

“Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası kabul edilmeye devam eder.” (Müslim, Zikir, 25; bk. İbn Hıbbân, Ed’ıye, 881, 976) 

 Allah Teâlâ’nın bizden yapılmamasını istediği şeyi Allah’tan istemek edep dışına çıkmak, haddi aşmaktır. Allah, aşırı gidenleri ve haddi aşanları sevmez (Bakara Suresi, 190.ayet). Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, buyurmuştur ki:

“Bazı toplumlar duada aşırı gidecekler, siz onlardan olmaktan sakının.” (Ebû Davud, Salât, 358) 

10. Sadece Sıkıntılı Zamanlarda Değil Her Zaman Dua Edilmeli

Her insan bir derde, bir sıkıntıya, bir belaya uğradığı zaman Allah Teâlâ’ya sığınır, O’na dua eder. Böyle sıkıntılı zamanlarda gönüller bütünüyle Allah’a açılır, samimiyetle ve candan dua edilir. Allah da bu duaları kabul eder. Nitekim bir hadiste Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

“İki dua reddedilmez veya reddedilmesi çok nadir olur: Bunlar ezan okunduğu esnada ve sıkıntı zamanlarında yapılan duadır.” (Ebû Davûd, Edeb, 41) buyurmuştur.

Ancak sadece darlıkta, sıkıntıda veya bir korku, kaza ve felâketle karşı karşıya gelindiği zaman değil varlıklı ve sağlıklı zamanlarda, huzur ve rahatlığın hüküm sürdüğü anlarda da dua edilmelidir. Kişi sıkıntıya, darlığa ve zorluğa karşı sabır ve dua ile ayakta kalmaya çalıştığı gibi nimetlere kavuşması durumunda da şükredip dua etmelidir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Sıkıntılı ve musibete uğradığı zamanlarda Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse, rahat zamanlarında çok dua etsin.” (Tirmizî, Daavât, 9)

Sadece sıkıntılı zamanlarda dua etmek doğru olmadığı gibi dua edip sıkıntı geçtiğinde ettiği duayı ve sıkıntılarını unutmak, iman ve ibadetten yüz çevirmek de doğru değildir. Bu hususu Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade etmektedir:

“İnsan sıkıntıya düştüğünde, Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra Rabbi ona Kendi katından bir nimet verdiğinde, önceki yalvarıp yakarışını unutur da halkı O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşar…” (Zümer Suresi, 8.ayet)

 11. Sadece Allah’a Dua Edilmeli

Dua, sadece Allah’a yapılmalı, araya başka aracılar sokulmamalıdır. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’nde:

“Sadece Sana ibadet eder, sadece Senden yardım dileriz.”
 diyerek bunu dile getiriyoruz. Yüce Allah, bize şah damarımızdan daha yakındır. (Kâf Suresi,16.ayet) Bu sebeple ne istersek, aracısız O’ndan istemeliyiz. Bakara Suresi’nin 186. ayetinde yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:

“Kullarım, sana Beni sorarlarsa, Ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm…”

Kur’an’da duanın sadece Allah’a yapılması önemle vurgulanmıştır. Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine mutlak nitelikler izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmesi Kur’an’da kesinlikle yasaklanmıştır:

“Gerçek dua ve ibadet sadece Allah'a yapılır. Onların, O'nu bırakıp tapındıkları şeyler ise kendilerine bir cevap veremez. Onların hâli, ağzına su gelsin diye iki avucunu suya doğru uzatıp bekleyen kimse gibidir. Oysa bu şekilde onun ağzına su asla gelmeyecektir. Kâfirlerin duası da işte böyle boşa gider.” (Ra’d Suresi, 14.ayet)

Bu ayette, Allah’tan başka varlıklara dua edenler kınanmakta ve Allah’tan başka varlıklara, putlara, ölülere yapılacak duaların, onlardan isteklerin boşa gideceği bildirilmektedir.

12. Dua Sonunda “Âmin”, “Duamı Kabul Et” Denilmeli, Peygamberimize Salâtü Selâm Getirilmeli ve Fatiha Suresi Okunmalı
Dua bitiminde “âmin” ve

“Ya Rabbi! Duamı kabul et.”
 (İbrâhim Suresi, 40.ayet) denilmeli, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme salât ve selâm getirilmeli ve Kur’an’ın ilk suresi olan Fatiha Suresi okunmalıdır.

“Biriniz ‘âmin’ dediği zaman gökteki bir melek de ‘âmin’ der. İkisinden biri diğerinin ‘âmin’ demesine denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır” (Hemmâm b. Münebbih, Sahîfetü Hemmâm, No: 10) anlamındaki hadis, dua sonunda “âmin” demenin önemini ortaya koymaktadır. 

Fatiha suresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ’nın nitelikleri bildirildikten sonra dua ayetleri gelmektedir:

Fatiha Suresi, sevap bakımından en büyük suredir. (Buhârî, Tefsîru’l-Kur’an, 1, V, 146) Fatiha’yı okuyan kimsenin duası kabul olur. Bir kutsî hadiste yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

 “Fatiha’yı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm: Yarısı benim, yarısı da kulumundur. Kulumun istediği hakkıdır, kendisine verilecektir.” 

Hadisin devamında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

“Bir kul, ‘Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’ dediği zaman yüce Allah; ‘Kulum bana hamdetti’ der.

 Kul; “er-Rahmâni’r-Rahîm” dediğinde yüce Allah, ‘Kulum beni övdü’ der.

 Kul, ‘Mâliki yevmi’d-dîn” dediğinde, Allah, ‘Kulum beni yüceltti, bana saygı gösterdi’ der.

 Kul, “İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în” dediği zaman Allah, ‘Bu benim ile kulum arasındadır (ibadet eden kuluma, yardım etmek bana aittir). Kulumun istediği verilecektir’ der.

 Kul, “İhdina’s-Sırâta’l-müstekîm, sırâta’l-lezîne en ’amte aleyhim ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve la’d-dâllîn” dediği zaman Allah, ‘Bu dilek kula aittir, istediği verilecektir’ buyurur.” (Müslim, Salât, 38)

KABUL OLAN DUALAR 

Mü’min, usul ve adabına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya ve ahirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını kabul edeceğini bildirmektedir: 

 “O’ndan sizi bağışlamasını dileyin ve tövbe ederek O’na dönün. Çünkü benim Rabbim kullarına yakındır ve onların dualarını kabul eder.” (Hûd Suresi, 61.ayet) anlamındaki ayette Allah’ın “Karîb (kullarına yakın)”, “Semî’u’d Dua (duaları işiten)” ve “Mücîb (duaları kabul eden)” olduğu bildirilmektedir. 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:

“Allah, hayâ sahibidir, çok kerimdir. Bir insan iki elini kaldırıp kendisine dua ettiği zaman, o kalkan iki eli boş çevirmekten hayâ eder.” (Tirmizî, De’avât,118;) anlamındaki hadisi ile Allah’ın duaları kabul edeceğini beyan etmiştir.

 Dua bir ibadet ve bir zikir olduğu için dua eden mutlaka ilâhî emre uymuş, itaat etmiş ve sevap kazanmış olur. Dünya ile ilgili isteklerini yüce Allah, kulun yararına göre hemen verebileceği gibi bir müddet sonra da verebilir veya duasının karşılığı ahirete bırakılmış olabilir. 

 İnsan, Allah-u Teala'ın yaptığı işlerdeki sırları ve hikmetleri tayin edemez. Bizim sıkıntı olarak gördüğümüz ve Allah-u Teala'nın bir müddet ertelediği veya karşılığını ahirete bıraktığı işlerde öyle derin hikmetler yaratmıştır ki; bir beşer olarak bunu anlamamız mümkün değildir. O'nun yarattığı her işte mutlaka muhteşem güzellikler vardır.
Bu sebeple, bize göre sıkıntı olarak görünen bir meseledeki sırları kendi aklıyla ölçmeye kalkmaz, imanının gereği teslim olur. 

Dolayısıyla dünya hayatına yönelik talepleri karşılanmayan kişi, duam kabul edilmedi, dememelidir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dua edene yüce Allah’ın isteğini ya dünyada hemen vereceğini veya ahirette vereceğini ya da istediği iyilik kadar kötülüğün giderileceğini bize haber vermiştir: 

“Allah’a dua eden herhangi bir insan yoktur ki duası kabul edilmiş olmasın. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Peygamberimiz: “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir” buyurur. (Tirmizî, De’avât, 13; bk. Müslim, Dua, 92) 

Aynı hadisin Hâkim’in Müstedrek adlı eserindeki rivayetinde; üçüncü şık: 

“Ya da duası nispetinde ondan bir kötülüğü savar.” şeklindedir. (Hâkim, Daavât, I, 493) 

Kabul olan duaları üç kısımda ele alabiliriz: 
1. Bazı kimselerin yaptığı dualar,
2. Belirli zamanlarda yapılan dualar, 
3. Belirli mekânlarda yapılan dualar. 

1. Bazı Kimselerin Yaptığı Dualar

  Oruçlu Kimsenin, Âdil Devlet Başkanının ve Mazlumun Duası

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Üç kimsenin duası reddedilmez: İftar edinceye kadar oruçlu kimsenin, âdil devlet başkanının ve mazlumun duası. Allah, mazlumun duasını bulutların üzerine kaldırır ve o dua için sema kapılarını açar ve ‘İzzetime yemin ederim ki belli bir süre de olsa mutlaka sana yardım edeceğim.’ buyurur.” (Tirmizî, Daavât, 115,129; İbn Mâce, Siyâm, 48; bk. İbn Hıbbân, Ed’ıye, 17, 17228) 

Yolcunun ve Anne-Babanın Çocuklarına Duası

“Hiç şek ve şüphe yok ki üç kimsenin yaptığı dua kabul edilir: Anne-babanın çocuklarına yaptığı dua, yolcunun duası ve zulme uğramış kimsenin duası.” (Ebû Davud, Salât, 364; Tirmizî, Daavât, 48)

 Mü’minlerin Yüzlerine ve Gıyaplarında Birbirlerine Yaptıkları Dua 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir mü’minin, bir mü’min kardeşinin gıyabında yaptığı dua en çabuk kabul edilen dua olduğunu şu hadislerinde bildirmiştir: 

 “Hiç şüphesiz en süratli kabul edilen dua, bir mü’minin bir mü’mine gıyabında yaptığı duadır.” (Ebû Davud, Salât, 364; Buhârî, Edebü’l Müfred, 623)

 Hac ve Umre Yapanların Duası

 “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evininin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5)

 “Kim Allah için hacceder de Allah’ın rızasına uymayan kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak hacdan döner.” (Buhârî, Hac, 4; Nesâî, Menâsikü’l-Hac, 4; Müslim, Hac, 438; İbni Mâce, Menâsik, 1)

 Allah Yolunda Cihat Eden Gazilerin Duası

“Allah yolunda cihat eden gaziler, hac ve umre yapanlar Allah’ın elçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bir şey isterlerse onlara verir.” (İbn Mâce, Menasik, 5)

 Dini mübîni İslâm için cihat eden, Allah için beden ve mal varlığını ortaya koyan, gerektiğinde uykusuz ve aç kalan, düşmanla çarpışan Müslüman, bu konumda dua ettiği zaman Allah duasını kabul eder. Her Müslüman’ın kabul olan bir duası vardır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 “Her Müslüman’ın kabul olan bir duası vardır.” (Heysemî, Ed’ıye, 10, 17215)

 2. Belirli Zamanlarda Yapılan Dualar

Dua, her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla birlikte Arefe günü ve geceleri, Ramazan ayları, Cuma ve bayram gün ve geceleri, seher vakitleri, gecenin üçte ikisi, sabah ve akşam vakitleri, ezan ile kamet arasında, secdede ve namaz akabinde yapılan duaların kabul edileceği ile ilgili ayet ve hadisler vardır.

  Sabah ve Akşam Vakitleri Yapılan Dualar:

“Sabah akşam sadece Rablerinin rızasını dileyerek O'na dua ve ibadet edenleri yanından kovma. Çünkü sen onların hesabından sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından. Öyleyse niçin onları kovup da zalimlerden olasın!” (En’âm Suresi,52.ayet) 



  İftar Vaktinde Yapılan Dualar
 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Oruçlunun orucunu açarken yapacağı dua reddedilmez.” (İbn Mâce, Siyâm, 48)

Hadiste, ihlas ile yerine getirilen bir ibadetin sona erme zamanında, kulun yaptığı duanın kabul edileceği müjdelenmekte ve dolayısıyla oruç açarken dua edilmesi teşvik edilmektedir.

  Cuma Günü ve Gecelerinde Yapılan Dualar

“Cuma gününde bir saat vardır ki Müslüman o saatte namazda Allah’tan bir hayır isterse Allah ona istediğini verir.” (Buhârî, Daavât, 61) 

 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anha buyurmuştur ki:

 “Cuma gecesi olduğu zaman gecenin son üçte birinde kalkabilirsen (kalk ve dua et). Çünkü o vakit, (meleklerin) şahit olduğu bir zaman dilimidir. Bu vakitte yapılan dua kabul olur.” (Ebû Davûd, Dua, 115)

 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

 “En faziletli günlerden biri de Cuma günüdür.” buyurmuş ve bu günde kendisine çok salâtü selâm getirilmesini istemiştir. (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 910)

  Arefe Günü Yapılan Dualar 

 “En hayırlı / kabulü şayan olan dua, Arefe günü yapılan duadır.”  (Tirmizî Dua, 8; Malik, Dua, No: 500)

  Gece Vakti Yapılan Dualar 

Şu hadisler gece vakti yapılan duaların kabul olacağını ifade etmektedir:

 “Gecede bir an vardır ki kişi ona rastlar da dünya ve ahiret için bir şey dilerse şüphesiz Allah dileğini yerine getirir. Bu an, her gecede vardır.” (Müslim, Salâtü’l Müsâfirîn, 166)

 “Yüce Rabbimiz her gece yakın semaya iner, gecenin son üçte biri kalıncaya kadar kalır ve: ‘Kim bana dua ederse ona icabet ederim, kim benden bir şey isterse ona isteğini veririm, kim benden af ve bağış dilerse onu bağışlarım.’ der.” (Buhârî, Daavât, 13; İbn Hıbbân, Ed’ıye, 919–922) 

"Gecenin sonunda yapılan dua daha faziletlidir ve kabul edilmesi daha çok umulur." (Tirmizî, Daavât, 80)

  Ezan İle Kamet Arasında Yapılan Dualar 

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem ;

 “Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez” buyurdu. Bunun üzerine sahabe; “Ey Allah’ın elçisi! Ne dua edelim?” diye sordular. Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah’tan dünya ve ahirette âfiyet / sağlık isteyiniz” buyurdu. (Tirmizî, Daavât, 129; bk. Ebû Davud, Salât, 35)

  Namazda, Secde Hâlinde ve Farz Namazların Akabinde Yapılan Dualar
“Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. O hâlde secde hâlinde bolca dua ediniz.”  (Müslim, Salât, 215; Ebû Davud, Salât, 152)

‘’Hangi dua kabul edilmeye daha yakındır?” diye sorulan bir soruya  Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem; ‘’Gecenin ikinci yarısında yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dua’’ diye cevap vermiştir. (Tirmizî, Daavât, 80)

  Yağmur Yağarken ve Kâbe’yi Görünce Yapılan Dua

 “Dört yerde sema kapıları açılır ve dualar kabul olur: Allah yolunda savaşmak üzere saf tutulduğunda, yağmur yağarken, namaz kılarken ve Kâbe’yi görünce.” (Heysemî, Ed’ıye, 25, 17253)

  Yunus Aleyhisselamın Duası İle Yapılan Dualar 

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına: ‘Size bir şey haber vereyim mi? Sizden birine bir sıkıntı veya dünya musibetlerinden bir musibet isabet ettiği zaman, bu dua ile dua ettiği zaman o sıkıntı ve imtihan ondan giderilir.’ buyurmuş. Kendisine: ‘evet, haber ver’ denilmiş, bunun üzerine: ‘Balık sahibi Yunus’un:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn.

Allahım! Senden başka ilâh yoktur, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum, şeklinde yaptığı duadır, buyurmuştur.” (Hâkim, Daavât, 1864)

  İsm-i A’zâm İle Yapılan Dua

“İsm-i A’zâm”, en yüce isim, demektir.

Enes bin Malik radıyallahu anh diyor ki: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün mescide girdi. Bir sahabe namaz kılıyordu. Bu sahabe namazdan sonra dua etmeye başladı ve duasında şöyle diyordu:

 “Allahım! Her türlü övgü sana mahsustur. Senden başka ilâh yoktur. Sen, Mennânsın/çok nimet verensin, gökleri ve yeri yokken var edensin, celâl ve ikram sahibisin, ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan; zatı ile kaim olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını üstlenen Allahım! cümleleri ile sana dua ediyor, senden talepte bulunuyorum.”

 Bu duayı işiten Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bu kimse, Allah’ın İsm-i A’zâm’ı ile dua etti ki İsm-i A’zâm ile dua edildiğinde Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle istenince Allah verir.” (Hâkim, Daavât, I, 504; Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, 1124) buyurdu.

 Hadislerde Allah’ın ism-i a’zâmı olarak birden çok isim zikredilmiştir. Bu isimlerin başında lafza-i celal; sonra Rahman, Rahîm, Rab, Mennân, Ehad, Samed, Hayy, Kayyûm, Mâlikü’l-mülk, Bedî’u’s-semâvâti ve’l-erd, Zû’lcelâli ve’l-ikram, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illâ ente isimleri gelmektedir. (bk. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 258; Tirmizî, De’avât, 65; İbn Mâce, Dua, 9; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’an, 14; Ahmed, III, 120; VI, 461)

 Esmâ-i Hüsnâ, Salih Amel ve Hayırlı İşler Vesile Edilerek Yapılan Dua

Rabbimiz, Kur’an’ımızda:

 “En güzel isimler Allah’ındır. Siz O’na bu isimler ile dua edin.” (A’râf Suresi, 180.ayet) anlamındaki ayeti ile kendisine, Esmâ-i Hüsnâ ile dua edilmesini emretmekte ve: “Onlara şöyle de: "İster Allah diye, ister Rahmân diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.” (İsrâ Suresi, 110.ayet) anlamındaki ayet ile “Allah” ismi veya “Rahmân” ismi ya da diğer isimlerinden biri ile dua edilebileceğini bildirmektedir. 

Mü’min, duanın kabul olması için Allah’ın güzel isimlerini, işlediği salih ve hayırlı amelleri vesile etmelidir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Fatıma radıyallahu anhaya akşam ve sabah şu duayı yapmasını tavsiye etmiştir:

“Ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî, ebedî ve zatı ile kaim olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını üstlenen Allah’ım! Rahmetin sebebiyle senden yardım istiyorum. İşlerimin hepsini ıslah eyle, göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsime bırakma.” (Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, 914)

 Bu hadiste, Allah’a iki güzel ismi ile hitaptan sonra “rahmeti” vesile edilmiştir.

 3. Belirli Mekânlarda Yapılan Dualar

 Evde, caddede, sokakta, iş yerinde, tarlada hülasa tuvalet gibi ibadete elverişli olmayan yerler ile günah işlenen mekânların dışında her yerde dua edilebilir. Bununla birlikte cami ve Kâbe gibi ibadet yerlerinde, Arafat ve Müzdelife gibi mübarek mekânlarda yapılan dualar daha faziletlidir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Medine’deki Mescid-i Nebevî’de kılınan bir rekât namazın, Mescid-i Haram dışındaki diğer mescitlerde kılınan bin rekât namaza denk olduğunu (Nesâî, Mesâcid, 4), Mescid-i Haram’da kılınan namazın ise diğer mescitlerde kılınan namazlardan yüz bin kat daha fazla sevap olduğunu (İbn Mâce, Salât, 195) bildirmiştir. Dua da bir ibadet olduğuna göre Mescid-i Haram’da ve Mescid-i Nebevî’de yapılan dualar da daha faziletli ve makbul olur.

SON SÖZ

Dua; zikirdir,

Dua; baştan sona ibadettir,

Dua; huzurdur,

Dua; çaresizin çaresidir,

Dua; ümittir, sığınaktır,

Dua; dert ortağımızdır,

Dua; aciz olanın, Rabbine el açmasıdır,

Dua; mü’minin Rabbi ile irtibatıdır,

Dua; Rabbini hatırlamaktır,

Dua; kulluğun ta kendisidir.

"Bir insan, müslümanlığının ne durumda olduğunu anlamak isterse; ne kadar dua ettiğine,duadan ne kadar haz aldığına baksın." -Nureddin Yıldız Hocaefendi-

Nureddin Yıldız Hocaefendi'nin "Dua Alemi" sohbetinden, diyanet.gov.tr ve İmam Nevevi'nin "Dualar ve Zikirler" kitabından faydalanılmıştır.


Sallallahu ve sellem ve ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l hamdüli’llahi rabbi’l âlemin.

Tüm hata ettiklerim nefsimden, isabet ettiklerim Allah-u Teala’dandır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH azze ve celle BİLİR